DEM Parti Diyarbakır vekili Saliha Aydeniz'in danışmanı, gazeteci Dilan Karaman intihara teşebbüs edeli 258,
hayatını kaybedeli 242,
Diyarbakır’daki kadın örgütleri olayla ilgili inceleme başlatalı 241,
kadın örgütlerinin Mazlum Toprak'ı şiddet, Saliha Aydeniz'i mobbing faili, Dilan'ı ise "psikolojisi bozuk" bulan inceleme raporu çıkalı 140,
kamuoyundan gelen tepkilerle rapor geri çekileli 137,
DEM Parti Kadın Meclisi incelemeyi üstlendiğini duyuralı 136 gün oldu.
Sonrası tekrar derin bir sessizlik.
Bu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyeceğiz:
Dilan Karaman’a ne oldu?
Hayırdır? Ne oluyor? Biz daha kendi olayımızı aydınlatamadık. İsteyen gitsin TJA ile dayanışsın. Evet kardeşim benim acımdan başka acı yok. Gidin başka tarafa öfkenizi kusun.
Bunu da özellikle belirtiyorum ki bu arkadaşlar da kendine gelsin. Dilan Karaman ailesi Gülistan Doku ailesi kendi acısından başka acı yokmuş gibi diğer magdur ailelerle hiç bir şekilde bu mecradan dayanışma içine girmedi.
Kadın Kurumlarının Riyakâr Oyunları: Bir İntiharın Üstünün Örtülüşü.
Bir kadın, maruz kaldığı ağır baskı, mobing ve şiddete karşı bir yıl boyunca kapı kapı dolaşır. Her kuruma, her yetkiliye başvurur. Ama olayların asıl muhatabı olan erkek, o kurumların “yoldaşı”dır.
Dolayısıyla dosyalar geçiştirilir, şikâyetler örtbas edilir. Yardım beklerken yardım yerine duvarlarla karşılaşır. Baskılar dayanılmaz hale gelince intihar eder.
Olayın üstü ilk başta örtülmeye çalışılır. Başaramayınca bu kez kamuoyu önünde “yas” tiyatrosu başlar. Günlerce sloganlar atılır, sahte gözyaşları dökülür, “araştıracağız, hesap soracağız” nutukları çekilir. Kameralar döner, kitleler alkışlar.
Ama hiçbir şey yapılmaz.
Beş ayrı kurum “araştırma” raporu hazırlar. Raporlar o kadar boş, o kadar laf salatası doludur ki kamuoyu tepki gösterir. Kurumlar raporlarını sessizce geri çeker.
Ardından mağdur kadının ailesini kendi kontrollerindeki bir kurumda şov amaçlı bir basın toplantısına çıkarırlar. Orada da “hesap soracağız” replikleri tekrarlanır. Kitlelerin gazı bir kez daha alınır, “tamam, bu iş bitti” rahatlığı yaşanır.
Fakat tam o sırada kadının yakın arkadaşları ve ailesinden bazıları haysiyetli bir duruş sergiler. Gerçeği söylemeye, hesap sormaya devam ederler. Bunun üzerine mağdurun kız kardeşinin attığı tweet’ler baskıyla silinir. Kimsenin okumadığı, fonlanan sözde bir “gazete”de “acının güzellemesi” üzerine bir makale yazdırılır. Sosyal medya hesaplarından paylaşılır: “Bakın ne kadar duyarlıyız!”
Tüm bu süreçte başrolleri oynayanlar, ironik bir şekilde, kadın kurumları ve insan hakları örgütlerindeki kadınlardır.
Kendi ideolojik kabilelerini korumak için her yolu denerler. Hukukçu kimliklerini, aktivist unvanlarını, “kadın dayanışması” söylemlerini kalkan yaparlar. “Kendimden olanın pisliğini örtbas etmek” uğruna riyakârlığın her türlüsünü sergilerler.
Bu, ilk olay değildir. Nice kadın cinayeti, nice intihar vakası, nice mağduriyet aynı çevreler tarafından aynı yöntemlerle kapatılmıştır.
Asıl skandal şudur: Bu kurumların kendi kitleleri olanlar, tüm bu ikiyüzlülüğü gördükleri halde üç maymunu oynarlar.
Çünkü ideolojik aidiyet, adalet arayışından daha ağır basmaktadır. “Bizden” olanın suçu görmezden gelinir, hatta övülür.
Mağdur kadının acısı ise ancak siyasi malzeme olarak kullanılacaksa değerlidir.
Bu hikâye, Türkiye’deki bazı sözde kadın ve insan hakları örgütlerinin nasıl birer çıkar ve ideoloji çetesi haline geldiğini özetliyor. Gerçek mağdurların değil, kendi iktidarlarının peşinde koşuyorlar. Bir kadının intiharı bile onlar için “kontrol yönetimi” ve “imaj çalışması” malzemesinden ibaret.
Haysiyet sahibi insanlardan, bu riyakârlığa karşı sesini yükseltmeleri istenir. Ama onların da haysiyeti ve cürmü bu kirli çeteleşmeyi karşılarına almaya yetmez. Kimse bunlara tepki gösterme cesaretini göstermez.
Oysa akşama kadar adalet adalet diye yalandan yazıp tweetler atarlar. Kimse çıkıpta adalet, ideolojik kardeşliğinizden daha önemlidir diyemiyor.
Bunlar acıdan bile arabeski malzeme çıkarmaya çalışıyorlar. Mağdur kadınların kanı ve gözyaşı, hi��bir kurumun, hiçbir aktivistin PR malzemesi olmamalıdır.
Danışmanı Dilan Karaman'a psikolojik şiddet ve mobbing uygulayarak intihara sürüklenmesine sebep olan Saliha Aydeniz, hâlâ milletvekilliğine devam ediyor. Hakkında açılan parti içi disiplin soruşturması ısrarla bir sonuca bağlanmıyor, sorularımız muhatapsız bırakılıyor.
Dilan Karaman’ın şüpheli intiharı hakkında Mem Ararat’ın açıklaması kadar yorum yapmadınız çünkü her birinizin kendi egosunu tatmin edecek açıklamalar yapacağı açık bir alan değildi. Sizlerden utanıyorum “dostlarım”, hangi tarafta olursanız olun.
Bugün ,Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu ile birlikte İstanbul’dan sesimizi yükselttik.
Hakikat açığa çıkana,kaybedilen kadınların akıbeti aydınlatılana kadar mücadele etmekten, sormaktan ve birbirimizin sesini büyütmekten vazgeçmeyeceğimizin sözünü verdik!
Bugün birçok ilin yanı sıra Mersin ,Rıha,Bingöl ve Şırnak’tan adalet için sesimizi yükselttik. Gülistan Doku bir kişinin kaybı değil ,toplumun vicdan sınavıdır.Tekrar söylüyoruz Gülistan Doku’nun akıbeti açıklansın,faillerin hepsi cezalandırılana kadar mücadelemiz devam edecek .
Yaşam hakkı elinden alınan, intihar denilip örtpas edilmek istenen, katillerinin korunup kollandığı, 1.5 yılı aşkın bir süredir etkin bir soruşturma yürütülmeyen, ROJİN KABAİŞ İÇİN ADALET
#RojinİçinAdalet
Dilan Karaman meselesinde Mazlum Toprak adlı alçağın bariz bir şekilde suçlu olduğu ortada.
Birden fazla suçtan (en az TCK 84, 86, 96) soruşturulması, bu suçlardan dolayı intihar gerçekleştiği için de teşdiden cezalandırılması gerekir.
Bu durumda tutuklanması da ölçülüdür, kaçma ihtimali olduğu için zaruridir de.
Olayın gerçekleştiği saat ve hastaneye ulaştığı saat arasında 1 buçuk saat kadar fark var. Bu esası etkileyecek bir detay değil ama önemlidir.
Gelen sağlık ekibinin "rıza' gerekçesiyle müdahale etmemesi hukuken geçerli bir savunma değil.
Bu durum "Yaşama hakkı-hasta rızası" çatışmasıdır ve hukuk bu konuda nettir; intihar durumunda hastanın rızası aranmaz, müdahale zorunludur.
Kişi kendine zarar veriyorsa ve hayatı tehlikedeyse devlet, güvenlik görevlisi sağlık görevlisi vs. müdahale etmek zorundadır. (Açlık grevi, ölüm orucu müdahalesi ayrı bir tartışmadır, koşullar, süreç ve sonuçlar farklıdır)
Edilmemişse sağlık görevlileri birden fazla suçla (TCK 83, 85, 257) muhattap olur.
Ancak burada kritik soru şudur; Sağlık görevlileri intihar vakası olduğunu biliyor mu? Bu bilgi yanında olan kişiler tarafından verildi mi?
Verildiyse sağlık ekibi sorumludur verilmediyse eğer, ekibe haber veren kişi zanlı Mazlum Toprak ek olarak (TCK 98) cezalandırılmalıdır.
Yine aynı dosyada, mobing suçu da intihara sürükleyen ciddi bir etken olduğundan, işveren de şüpheli olarak yer almalıdır.
Ki bu konuda kamuoyunda tartışılan o saçma sapan rapor da, geri çekme adına TJA'nın yaptığı aynı nitelikteki raporu da, mobing fiili ve faili tespit ettiği için, suç duyurusu niteliğindedir.
O açıklamalardan sonra olay yeri Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açmalı, yürüyen soruşturma varsa genişletmeli, delil olarak, hatta tevil yoluyla ikrar edilmiş kabul ederek, dosyaya dahil etmeliydi.
Tabi TC devletinin hukuku da parti hukuku ile aynı ayarda olduğu için adil bir sonuç nadiren çıkar.
Fakat AİHM’in yerleşik içtihadı nettir;
“Kadın şiddeti vakalarında pasif kalan devlet sorumludur”
Bu dosyada da fail/failleri tespit ve cezalandırma yükümlülüğü, etkin bir soruşturma ve kovuşturma süreciyle devlettedir aynı zamanda önleyemediği için de devlet sorumludur.
Dilan Karaman davasında adalet için Mazlum Toprak tutuklanmalıdır.
Mardin vekilimizin Dilan Karaman için yaptığı bu açıklamada "Çalışma koşullarımız yoğun ve zaman zaman stresliydi." diyor.
Böyle olunca dün akşam Milli Parkları müteahhitlere açan kanun teklifinde oylamaya ne yaptığına baktım!
- Oylamaya katılmamış.
Bu açıklama raporun kendisinden daha rezilce!
Raporun yöntemi içeriği ile ilgili tek bir muhasebe/özeleştiri yapmadan "Dilan Karaman'ın ailesinin yaşadığı acıya duyduğumuz saygı ve aile tarafından dile getirilen hassasiyetleri" gerekçe göstererek raporun geri çekilmesi, Dilan Karaman'ı intihara götüren sebepleri perdeleyen, adeta dostlar alışverişte görsün kabilinden klasik bir taktiktir.
Bu açıklama mealen şu mesajları veriyor; Aile itiraz etmeseydi raporu geri çekmeyecektik, raporda yazdıklarımızın da arkasındayız!
Yazıklar olsun!👉@tjamerkez@GKaraman77252@DibiIdam@ceylan016565@batgi_leyl1321