Parti içi hukukun temel metni olan tüzük çiğnenerek disipline sevk kararı alınıyor. Üstelik Parti Meclisi’nde görüşülmeden, “ivedi durum” bahanesiyle. Savunma yok, hüküm yok, ama ceza var. Buna “tedbir” demek bu tablonun vahametini örtmeye kifayet etmez. Bugünkü hukuksuzluklara karşı mücadele ettiğini, toplumun tüm kesimleri için adalet istediğini söyleyenler, kendi yol arkadaşlarına bu adaletsizliği reva göremez. Bize umut bağlayanlara, bu ülkeye çok yazık.
Herkesin bildiği üzere son zamanlarda Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok zor birkaç gün geçirdik, geçiriyoruz. Bu süreçte, kimi zaman gece yarısı uykudan uyanıp partinin genel merkezine koşup nöbet tuttuk, toplantılara katılım sağlayıp kaygılı saatler geçirdik. Kaygılı diyorum çünkü Saraçhane’de, İstanbul İl binamızda günlerce tutmuş olduğumuz nöbetlerde güvenlik güçlerinin nasıl zalimane güç kullandıklarına, gençlerin hak etmedikleri kadar eziyet ve kötü muameleye maruz bırakıldıklarına dair bir tecrübemiz vardı. Muhalefetin bölünmesi için kurgulanan oyunların faturasının yine muhalefet etmek isteyenlere çıkacağı öngörüsüyle ayrışmanın önlenmesi amacıyla son ana kadar uzlaşma beklentisi içinde olduğumu belirtmek isterim. Fakat maalesef öyle olmadı. Polis marifetiyle bir siyasi partinin genel merkezine gazlarla yapılan müdahaleye refakat etmekle alenen seçme ve seçilme hakkının gaspına müşterek olunmuştur. Bu, demokrasiye ve demokrasi inancına büyük bir kara lekedir, utanç vesikasıdır. Sokaktaki halkın ferasetinin ve demokrasi inancının siyasi elitlerinkinden ne kadar ileride olduğu sokağa çıkınca görülecektir. Uzlaşı inancım ve beklentim demokrasiye inanan bu halkın inancı içindir.
Ayrıca beklentimin diyalogla çözülmesi konusuna bir açıklık getirecek olursam. Sorunların çözümü için diyalogun ve uzlaşı dilinin tercih edilmesi yaklaşımımın bir siyasi parti ile başlamadığını hatırlatmakta fayda var. Toplumumuz, zihinsel ve ahlaken o denli kirletilmiş ve aynı zamanda güven duygusu zedelenmiş olacak ki en ufak bir iyi niyetin altında dahi, bir kötülük arama çabasına girebiliyor. On yılı aşkın bir zamandır el yordamıyla kimsenin etkisi altına girmeden bir mücadele tarzı belirlemeye gayret ettim. Birileri beğenir beğenmez kişilerin tercihidir. Eşimin katilini yakalarsanız sakın işkence yapmayın diyecek kadar hukuka ve vicdanlı olmaya gayret gösterdim. An geldi sosyal medyada an geldi TBMM’de kendini bilmezlerin düşmanca saldırılarına maruz kaldım. Paylaşımlarımda veya kürsü konuşmalarımda saldırgan, nobran bir dile tevessül etmedim (Toplumun kahir ekseriyetinin beklentisinin bu yönde olmadığının da bilincinde olarak.) Toplumun her türlü şiddet duygusundan arınması gerektiğine olan inanç ve ölüm hakikatinin öğrettikleri üzerine bina edilen bu dilin, toplumun beklenti içinde olduğu dilen ayrı düşen bir renginin, bir sesinin olduğunun farkında olduğumu belirtmek isterim. Bu ses ne tribünlere oynamak için ne de alkış almak içindir. İnsanın içinde, zihninde dolaşan bu sesin ne toplumdan gelen alkışa da ne de taltife ihtiyacı vardır.
Bir anne olarak söylüyorum bizi çocuklarımızın ölmediği her gün için şükreder hale getiren sisteminiz batsın !!!
Merhametten uzak bencil kirli yetiştirdiğiniz çocuklarınız gün geliyor çiçek gibi büyütülen bir başka çocuğun hayatına mal oluyor
YAZIKLAR OLSUN #EgitimdeŞiddeteHayır
En yakınımızdaki birinin acısını yaşarken hissettiğimiz tarifsiz acı, insan dediğimiz varlığın vicdanla yoğrulmuş bir varlık olduğunu hatırlatan ve aynı zamanda bizi biraz daha insan olmaya yaklaştıran bir duygudur. Kaybettiğimiz kişiyle beraber toprağın derinliğine inmek, hayatın nihayetinde gideceğimiz bu karanlık odanın gerçekliğini kavratır. Eninde sonunda gideceğimiz yerin bilincinde olarak elimizde kalan birkaç şey: İyi bir insan olarak anılacak bir isime sahip olmak, senden olan olmayan her kula hizmet, merhamet ve vicdanla mükellef bir yaşama sürmeye gayret etmektir. @eczozgurozel @ferdizeyrek_
Bu görüntüler Filistin’de yaşanmış olsaydı “ Yarın Galata Köprüsü’nde Filistin için yürüyüş var.” diyeceklerdi.
Meclis Genel Kurulu’nda “Ey İsrail!” ile başlayan uzun tiratlı, tumturaklı konuşmalar yapılacaktı.
Unutmayınız ki, bu ülkede hepimiz Türk’ü ile Kürt’ü ile Laz’ı Çerkez’i ile biz bir aileyiz.
Yerde acı içinde debelenen bu gençler, ülkemizin, yani ailemizin öz evlatları.
Aile içindeki acıyı hissetmek, yaraya merhem olmaya çalışmak çok daha sahicidir ve aynı zamanda asli görevimizdir. #Saraçhane
Gözaltılar, yalnızca Ekrem İmamoğlu’nu değil, hukukun, insan haklarının ve güvenin tesis edildiği tüm alanları da yok ediyor.
İktidar, kendi korkularını, hukuksuzluklarını kanun kisvesiyle giydirip sahneye çıkarmış. Her hukuksuzluğa maruz kalan ses, aslında milyonların çığlığıdır. Hukuk diye sundukları bu kumpas, toplumun adalet duygusunu zedeleme, hukuka inancı tamamıyla yok etmeye yöneliktir.
Halkın hafızası hükmünüzden uzundur. CHP olarak, bu karanlığı sözümüzle değil, direncimizle deleceğiz. Susmayacağız. Ekrem İmamoğlu yalnız değildir, İstanbul yalnız değildir! İstanbul’u da Türkiye’yi de asla teslim etmeyeceğiz! @ekrem_imamoglu@nurhayataltaca@AliyeCosar@asyanikomeroglu
Bazen hayatta José Mujica gibi bir devlet başkanı da gelip geçer,
Dünyanın en fakir devlet başkanı olarak anılan,
Montevideo’nun eteklerinde krizantem yetiştirip başkanlık sarayında yaşamayı reddeden,
“ Döngüm sona erdi, samimi olarak ölüyorum. Ve bir savaşçının dinlenmeye hakkı vardır” diyen
Bir sekoya ağacının altında köpeğinin yanına gömülmek isteyen biri.
Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer ile Marmara Kapalı Cezaevi’nde görüştüm. Esenyurt Belediyesi’ne anamızın ak sütü kadar helal oylarımızla seçtiğimiz başkanımızın yerine kayyum atanması demokrasiye olan inancın zedelenmesine neden olacağını dile getirmemize rağmen duyan yok. Duymak istemiyorlar çünkü demokrasiye inanmıyorlar.
En doğal demokratik hakkımız gasp edildi diyoruz, yine duyan yok. Çünkü hak yemekten vebal yüklenmekten korkmuyorlar. Her şeye rağmen biz demokrasiye, hakka, hukuka inanmaktan vazgeçmeyeceğiz.@EsenyurtBLDYS@profdrahmetozer
Adalet arayışı son bulduğu gün kokmaya başlayacak eskisi gibi çiçekler. Gönlümüze baharlar gelmese de toplayıp gelincikleri çocuklumuzu yad edeceğiz #tahirelcisiz9yıl
Bundan 9 yıl önce ben kişisel olarak en yakın dostumu kaybettim. Ama Türkiye de çok büyük bir değeri kaybetti. Dört ayaklı minarenin önünde sıkılan kurşunlar sadece Tahir'in bedenine değil, Türkiye'nin vicdanına, adalet arayışına, iyileşme ve kendini onarma umuduna da sıkıldı. Onu ölüme götüren karanlık, cinayetini de faili meçhul bıraktı. Türkiye bir gün iyileşecekse, Tahir gibi değerlerini kaybetmenin ne anlama geldiğini idrak ederek ve onu ölüme götüren karanlığı yırtıp atarak iyileşecek...
7. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik açılan davanın hukuki saiklerle açılmadığını tüm toplum biliyor. Sn. Kılıçdaroğlu bugün mahkemede gerekenleri söyledi. Yargı sopasıyla mesajlar vermek, siyaseti dizayn etmek isteyen akıllara bu millet pabuç bırakmaz.