1 ay önce Instagram’ı sildim. Şunu fark ettim; mesele vakit değilmiş aslında, mesele zihinsel dağınıklıkmış.
“Bir bakıp çıkacağım” diye giriyorsun, sonra algoritma seni alıp götürüyor. 10 dakika diye başlayan şey 40 dakika oluyor.
Çıktığında tam olarak ne izlediğini hatırlamıyorsun ama kafanın içi dolu. Sildikten sonra hayatım dramatik şekilde değişmedi tabii ama zihnim hafifledi. Daha az kıyas, daha az gereksiz uyarana maruz kalma, daha az “acaba ne kaçırıyorum” hissi.
Telefon hâlâ var ama artık refleksle Instagram’a gitmiyor elim. Bazen özgürlük büyük kararlar değil, küçük bir uygulamayı sessizce silmek olabiliyormuş. Bana iyi geldi, hem de düşündüğümden daha fazla.
Türkiye’nin kendi çiftçisine destek vermek yerine, yılda 2,5-3 milyar dolar ödeyerek yaklaşık 1 milyon ton pamuk ithal ettiği ülkeler:
📍Amerika Birleşik Devletleri
📍Brezilya
📍Azerbaycan
📍Yunanistan
📍Meksika 👇👇
Rumelihisarı önlerinde seyir eden bir yelkenli. Sol üstte Robert Kolej kampüsü ( Günümüzde Boğaziçi Üniversitesi) 1920’ler…
(AL ile renklendirilmiştir)
İlahi adalet çok güzel bir şey.
Benim için soyut olana inanmanın en büyük sebebi.
Geç falan da tecelli etmiyor.
En güzel zamanını bekliyor.
Siz,size devasa görünen, kum tanesi kadar bile olamayacak hırslarınızla çalın da oynayın. Burdan izlemesi çok zevkli oluyor.🌏✨
Araştırmalar gösteriyor ki, dünya genelinde evlilik oranları, doğurganlık ve gençler arasında cinsel ilişkiye yönelik ilgi belirgin biçimde düşüyor. Bu dönüşümün kök nedenleri arasında ise –yaygın kanaatin aksine– finansal yoksulluk ilk sırada yer almıyor.
Günümüzün en derin toplumsal kırılmalarından biri, sosyal medyanın yetersizlik hissini “tatmin etme” aracına dönüşmesi. ��nsanlar kendi hayatlarını, başkalarının seçilmiş ve idealize edilmiş görüntüleriyle kıyaslayarak giderek daha yüksek bir aşağılık kompleksi geliştiriyor. Gösteriş kültürü bir “etkileşim yarışı”na evriliyor; etkileşim ise bir statü ölçütü gibi sunuluyor. Günün sonunda hakikati bilim ve adalet değil, sosyal medyada öne çıkarılan yapay gündemlerin etkileşim oranı belirliyor. Pazarlama endüstrisi önce insanlara “yetersizsin” duygusunu aşılıyor, ardından bu yetersizliği giderecek ürün ve yaşam tarzı vaat ediyor. Bunu da sosyal medyada gündem olan popüler kültür algısıyla yapıyor: Bu mekana gitmelisin, şunu yemelisin, şöyle giyinmelisin, şurada tatil yapmalısın, şu telefonu almalısın, şu sertifikayı CV'ne eklemelisin ve işte şimdi toplumda kabul gören biri haline geldin ve artık hazırsın! Fakat bu döngü, tüketimi artırsa da hiçbir zaman gerçek bir tatmin üretmiyor! Bunun aksine, bağımlılığı derinleştiriyor.
Bu atmosferde, kadının bedensel meta haline gelmesi, erkeğin ise para ve statü üzerinden değersizleştirilmesi, bu ikisine erişim için her yolun (suç veya ahlaksızlık) meşru olduğu algısının öne çıkarılması sonucunda sosyal medya, flört uygulamaları, cinsel içerik ekonomisi üçgeninde yeni bir “takas kültürü” yaratıyor. Bu kültür, aile kurumunu yavaş ama istikrarlı biçimde aşındırıyor.
Bugün toplumların ortak davranışsal psikolojisi, sahip olduklarını sürekli “daha iyisi” ile kıyaslamak üzerine kurulu. İnsanlar bu kıyaslamanın peşinde koşarken vakitlerini, sağlıklarını, ilişkilerini, güven duygularını ve nihayetinde kendi benliklerini kaybediyorlar.
Ve asıl yoksulluk tam da budur: Kendi hayatını, başkalarının vitrinde sergilediği illüzyonlarla ölçerken, gerçek değerlerini yitirmek ve sahip olduğun asıl değerlerin bilincine asla varamamak...
📚https://t.co/l0qYvJOrzR
İnsanları zihnim ikiye ayırıyor.
Dücane’yi anlayanlar ve diğerleri.
Fatih Altaylı YORUMLAYAMIYOR: "Özgürlük" / Dücane Cündioğlu yorumluyor https://t.co/841tBRsO4O @YouTube aracılığıyla
@lordsinov Bu da mimari şaheserimiz, görenin “o ne lan” diye bir daha dönüp baktığı (sıkı durun ters köşe geliyor) CHP belediyesinin imarlarıyla sunulan medarı iftiharınız…
Özellikle bu açıdan çekilmiş resmini veriyorum ki Giresun silüetinin içinden nasıl geçtiği görülmesin…
İlber Ortaylı: "UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi uzun zamandır restorasyondaydı. Eski mevcut strüktür ile yeni arasındaki zevk farkını kim çıplak gözle baksa görür.
Anlaşılan bu iş ya ehliyetsizce karar altına alınıyor yahut da takım kayırmasıyla.
Lütfen herkes 16. asır Türk mimarisine, büyük ustanın en büyük eserine sahip çıkmayı öğrensin. Sinan’ın eserleri her kulun hatta her toplumun kendi tekeline alıp harcayacağı miras değil"
Böyle ustalar varken biz neden Hav Havlara kaldık?
Nasıl bu kadar müziksiz kaldık?
Babamın bana dinlettiklerini ben nasıl çocuğuma dinleteceğim.
Kültürel miras neydi?Çetin Akdeniz | Kaya Köyün Alt Yanında #CanlıPerformans🎵 #trtmüzik https://t.co/M0Op3NL6cr @YouTube aracılığıyla