🚨 Dünyanın herhangi başka ülkesinde bakmaya kıyılmayacak doğa harikası Muğla’yı yıkıp yok ediyorlar!
Muğla yok olmasın!
Muğla’nın sessiz çığlığını duyun!
Anyma’nın İstanbul konseri "satanizm propagandası" denilerek iptal edilmiş. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, şeytanla mücadelede gevşek. Konser verdirmişler. Neyse ki biz Türkiye'de şeytana göz açtırmıyoruz. Kötülük tam bitmek üzereyken bu konser kötü olurdu.
Bir sevindirici haber vereyim Ebrar Karakurt’un tedavisi tamamlandı,sakatlığını atlattı
Oyuncumuz bir hafta sonra tam anlamıyla hazır duruma gelecek
Geçmiş Olsun Ebrar Karakurt Özledik Seni
@karakurtebrar18@TVForgtr
Taş devrine de gitsen, Sümerleri de incelesen bu değişmiyor. Güç, insan mıknatısıdır. Ne kadar güçlüysen, çevren o kadar genişler. Çevren genişledikçe de güçlenirsin. Bu döngü ayağın takılana kadar devam eder. Sonra güçsüzleştikçe çevren azalır, çevren azaldıkça güçsüzleşirsin.
ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU PAYLAŞMIŞ...
Bu haber hepimizi yakından ilgilendiriyor!
Türkiye’de büyük bir skandal ortaya çıktı:
5 milyon adet sahte ilaç ele geçirildi!
BÖYLE VİCDANSIZLIK
GÖRÜLMEMİŞTİR !
"Şubat 2025’te İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne bir ihbar ulaşıyor.
İhbarda; Bilent Buğdaycı, Uğur İlter, Yakup Kaya, Sezgin Buğdaycı, Şeyhmus Ergün, Ramazan Ergün ve Kadir Uslu isimli kişilerin sahte kanser ilaçları ürettikleri ve piyasaya sürdükleri belirtiliyor.
Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ile Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın yaptığı istihbarat çalışmaları sonucunda ihbarın doğru olduğu ortaya çıkıyor.
Ümraniye’de 4 ayrı depoya ve 1 imalathaneye operasyon düzenleniyor.
Operasyonda piyasa değeri yaklaşık 2 milyar TL olan 5 milyon adet sahte kanser ilacı ele geçirildi!
Bunun yanında 100 bin adet boş ilaç kutusu, 32 bin adet marka etiketi, 9 adet sahte ilaç yapımında kullanılan dolum makinesi, 350 kilogram toz hammadde ve 60 bin adet çeşitli tıbbi malzeme ele geçirildi.
8 şüpheli yakalandı. Yakalanan kişilerden 6’sı tutuklandı.
Operasyonun detayları da daha önce haber oldu.
Ama ben iddianameye ulaştım.
Yazanlara inanamadım.
Şüpheli sayısı 9’a çıktı. İsimler şöyle: Bilent Buğdaycı, Kadir Uslu, Kurtuluş Mazlum Ağırman, Oğuzhan Tan, Ramazan Ergün, Sezgin Buğdaycı, Şeyhmus Ergün, Uğur İlter, Yakup Kaya.
İddianamede ilaç isimleri yer aldı.
Kanser ilacı üreten hemen hemen tüm markaların sahte ilaçları üretilmiş.
Sadece kanser ilaçları değil...
Mesela; bebek doğduktan, ölü doğumdan, düşükten veya kürtajdan hemen sonra ya da bebeğin emzirilmemesi gereken durumlarda süt üretimini (laktasyon) engellemek için kullanılan Dostinex marka ilaçtan 6 bin kutu üretilmiş.
Hemodiyaliz hastalarında gelişen demir eksikliği nedeniyle kullanılan Venofer’den 1000 kutu; kadınlarda kısırlık tedavisinde ve bazı durumlarda erkeklerde sperm kalitesini ve miktarını artırmak için kullanılan Pregnyl adlı ilaçtan 10 bin adet ele geçirilmiş.
Şüphelilerden Bilent Buğdaycı ifadesinde suçunu itiraf etmiş.
Kaçak ilaçların ticaretini yaptığını söylemiş.
Ancak adreslere yapılan baskınlarda ilaç yapımında kullanılan 9 dolum makinesi, 350 kilo hammadde, 32 bin marka etiketi, boş ilaç kutuları, ambalaj makineleri ve kullanım kılavuzları ele geçirilmiş.
Şüphelilerden Uğur İlter ise kurye olduğunu kabul etmiş.
Ayrıca bu kişilerin sosyal medyada açtıkları hesaplarla da ilaçların satışını yaptıkları ifade edilmiş.
Düzenlenen iddianamede şüphelilerin Türk Ceza Kanunu’nun 187/1, 37/1, 53, 54, 58 ve 63. maddelerinden cezalandırılması istenmiş.
Maddeleri boşuna yazmadım.
TCK 187/1 diyor ki: “Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç üreten veya satan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası verilir.”
Evet, sadece cezası bu.
Bir yıldan 5 yıla kadar hapis cezası!
Bakın Jandarma işini yapmış, kolluk kuvvetleri tüm kademelerinde çalışmış, savcılık görevini yapıp soruşturmuş ve davayı açmış.
Belli ki yargı da cezayı kesecek.
Ama ortada kanun yok. Zaten başımıza ne geliyorsa bu cezasızlık algısı yüzünden gelmiyor mu?
Hele bir de bu ilaçları kullanan hastalar var.
Bir an için kanser hastası biriyle empati kurun.
Çare beklerken sahte ilaçlara maruz kalıyorsunuz.
Tedavi olduğunuzu düşünürken ilaçlar hiçbir işe yaramıyor.
İnanılır gibi değil.
İnsanların hayatıyla nasıl böylesine vicdansızca oynuyorsunuz.
Böylesine canilerin masum insanları öldüren terör suçlusundan ne farkı var?
Kanser hastaları ve hasta yakınlarının umududur bu ilaçlar.
Hayata tutunmalarının ve iyileşmelerinin en büyük destekçisidir.
Bu kişiler cinayetten, cinayete teşebbüsten, en ağır suçlardan yargılanmalıdır."
****
Murat Ağırel'in Cumhuriyet 'teki köşesindeydi bu yazı...
6 ay uğraşmış bu yazı için.
Gerçekten inanılır gibi değil...
Resmen umut hırsızlığı yaptıkları...
Vicdansızlık...
Kansızlık...
Tedavi olmak istiyorsunuz, umutla...
Size satılan ilaçlar sahte!
Alıntıdır..
Murat Ağırel: "İlk başta reddediyorlardı ya, reddettiklerini kabul etmeye başlamışlar. “Evet, benim oğlum ve torunlarım vatandaşlık alabilmek için orada iki tane daire aldılar,” diyor.
Burada iki daire yok. Burada 15 tane daire var. Gördüğünüz cephede ikişer tane daire var. 8 daire yapıyor. Buranın arka tarafı da var. Aşağıda dükkan da var. Arka tarafında da müştemilat gibi mutfak ve ofislerin kurulduğu çok geniş bir yer var.
İğne ucu kadar boşluk bırakır mıyız biz yaptığımız dosyada? Ben daha ileri gidiyorum bu binanın komple Hülya Gökçek’e ait olduğunu gösterelim, tapuyu verelim şimdi de..."
Bize örnek olsun…
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne'de meydana gelen deniz faciası sonrasında Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’yı görevden aldı.
Gerek yok. Hiç yok.
Böyle hareketler insanlara “her şey normal” mesajı verir. Ama hiçbir şey normal değil.
Evine girip soyan, kedini tekmeleyen, eşinin çamaşırlarını çalan bir hırsız var misal. Sonraları denk geliyorsun bir yerde. Elini sıkar mısın?
KK, bu örnektekileri yapmadı ama hissiyat olarak insanlar benzer bir nefret duyuyorlar kendisine.
SnÖzel, Cumhuriyetçi muhalifleri temsil etme iddiasındaysa (ki öyle olmalı) bu vb hareketlerden kessinlikle kaçınmalı.
Yeni Parti'li siyasetçilerin çoğu, KK döneminde siyasette yükseldikleri için ve senelerce CHP'de gördükleri yanlışlara karşı çıkamamış olmanın getirdiği mahcubiyet nedeniyle @kilicdarogluk'a yeterince güçlü bir tepki veremiyor. Bu durum özellikle @eczozgurozel için geçerli.
Özel, riskli olduğunu bilmesine rağmen Kılıçdaroğlu'nun adaylığına karşı çıkmadı. Kurultayı kazandıktan sonra Kılıçdaroğlu ile hareket eden grubun kendisini içeriden yıpratmasına karşı yeterli tepki veremedi. Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan yoluyla yeniden atanmak için iktidarla girdiği işbirliğini ciddiye almadı ve kamuoyu önünde teşhir edemedi. Mutlak butlan kararından sonra da, ne yazık ki, tabanın tepkisini soğutan ve Kılıçdaroğlu'nun yaptıklarını normalleştiren bir yol izledi. Bu hatalar ona CHP'yi kaybettirdi ve 2024 yerel seçim zaferinin yarattığı siyasi fırsatın heba olmasına yol açtı.
Sade bir vatandaş olarak Özel istediğinin elini sıkabilir ve istediğiyle görüşebilir. Ama milyonlarca oy alan bir siyasi hareketin lideri olarak partisine bu derece zarar veren bir kişiyi, kendi tabanını karşısına alma pahasına meşrulaştırma yoluna gidemez. Bunu yaparsa, ne mutlak butlan kararını bir darbe olarak nitelendirmesi inandırıcı olur ne de bundan sonraki iktidar baskısına karşı partisini koruyabileceğine seçmeni ikna edebilir.
Yeni bir parti kurmak, yalnızca tabelayı ve kadroları değiştirmekle olmaz; eski CHP’yi bu noktaya getiren ilişki biçimleriyle ve siyasi reflekslerle de açık bir kopuş gerektirir. @yenipartiyiz'nin burada bir karar vermesi gerekiyor.
Kimse ezan sesinden rahatsız olmaz.
Ancak 40 desibel yerine 92 desibel hoparlörü açarsanız, onun adı namaza çağrı değil bağırtı olur.
Ziyaret ettiğim hiçbir İslam ülkesinde böyle bir bağırtı yok.
Ayıptır.
Özgür Özel sade bir vatandaş olarak istediği kişinin elini sıkabilir. Ama seçilmediği koltuğa oturup tüzüğü askıya alan, partisinin genel merkezini basıp cam çerçeveyi indiren ve gelir gelmez onlarca il başkanı ve milletvekilini partiden atan bir kişiye bu tavrı göstermek, size oy veren milyonlarca seçmenin içini acıtır.
Sorun el sıkışmak değil. Bu tarz görüntüler, seçmen iradesini, siyasi etik değerleri ve parti içi hukuku bu kadar ağır biçimde ihlal eden bir kişinin yaptıklarını normalleştiriyor. @eczozgurozel@yenipartiyiz
Gazeteci Fatih Altaylı; Muharrem İnce'nin Chp de kalıp, Yeni Parti'yi eleştirmesi hakkında;
Muharrem İnce’nin CHP’de kalması ve aday olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine kazık atan Kılıçdaroğlu ve adamları ile birlikte yola devam etmesi eleştiri konusu oluyor.
Geniş bir kesim de İnce’nin bu tavrını fırsatçılık olarak değerlendiriyor ve bu tavrı fırsattan istifade genel başkanlığı kapmak çabası olarak yorumlanıyor.
Olabilir de, siyasette fırsatçılık suç ya da ayıp değildir. Belki de İnce’nin böyle bir beklentisi vardır ya da eski iş ortağı ve dostu Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’yu CHP’de yalnız bırakmak istemiyor da olabilir. Bilemem.
Ama kendi deneyiminden yola çıkarak “Parti kurmak turşu kurmaya benzemez” demesi, Yeni Parti’ye yönelik olarak söylenen bir cümle olarak pek de doğru değil.
Parti kurmak turşu kurmaya benzer. Hem de bazen çok benzer.
Öncelikle doğru zamanda kuracaksın. Turşu gibi parti de canım şimdi kurmak istedi diye kurulmaz. Mevsimi vardır.
Sonra içine doğru malzemeleri koyacaksın. Biber de olacak, olgunlaşmamış domates de, patlıcan da, kat kat lahana da. Hatta biraz hıyar da olacak. Millet sever hıyarı. Malzemeler taze olacak, çürük çarık atmayacaksın. Hem bozulur hem de turşuyu da hızla bozar.
İnce kendi deneyimiyle Yeni Parti’yi kıyaslıyor. Oysa hiç alakası yok.
Muharrem İnce partiyi kurduğunda toplumsal karşılığı kalmamış bir siyasetçi idi. İsmail Küçükkaya’ya mesaj atıp “Adam kazandı” dediği anda tabanı ile ilişkisini koparmış, nefret objesine dönüşmüş, o önemli gecede sarhoş olduğuna inanılmış biriydi. “YSK’nın önüne gideriz” diye çıktığı yolda o gece kapıdan bile çıkamamıştı.
Dahası partisinde genel başkanlığa aday olmuş, kazanamadığı için küsüp parti kuran adam pozisyonuna düşmüştü.
Partiyi bir “looser”, bir “kaybeden” olarak kurmuştu. O pozisyona düşmüş biri turşu bile kuramazdı.
Özgür Özel ise önce kurultayı kazanıp partinin lideri oldu. Hemen ardından bir seçim kazandı ve geçilemez denilen AK Parti’yi geçti. Ardından partisini elinden aldılar. Geri almak için elinden geleni yaptı ama alamadı. Ve sonrasında mecburen parti kurdu.
İnce, partisini kendi öfkesine dayanarak kurmuştu; Yeni Parti’yi ise halkın öfkesi ile halk kurdurdu.
İnce bunu görüp anlıyor mu bilemem ama iki hikaye birbirine hiç ama hiç benzemiyor.
O yüzden birinden değil turşu cacık bile olmuyor.
'İnsanların durumlarını incelediğimde şunu gördüm;
Asil insanlar güçlendikçe, daha da mütevazi oluyor. Aşağılık insanlar güçlendikçe daha kibirli oluyor.'
İşsiz değiller, kafana vura vura sana toplum yaşamının kurallarını öğretiyorlar. Çünkü onu yapmazsa orayı iki günde kendi ülkene çevireceğini biliyorlar.
⚠️ Hafize Gaye Erkan’la ilgili skandal iddialar!
Bodrum'un en lüks bölgesinde villası bulunan Merkez Bankası eski Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın, 'ortak yaşam alanlarında' uygun bulunmayan davranışlarda bulunduğu ve site yaşamını çekilemez hale getirdiği iddiasıyla site yönetimi tarafından ihtarname ile uyarıldığı ortaya çıktı.
👉🏻 İhtarnamede yer alan Erkan’la ilgili iddialardan bazıları şöyle:
• Tüm kat maliklerinin ve misafirlerin ortak kullanımında bulunan servis araçlarını (buggy) gün içerisinde defalarca ve uzun süreli olarak şahsi tahsisiniz gibi kullanarak diğer sakinlerin bu hizmetten yararlanmasını fiilen engelleme.
• İskele ve sahil gibi ortak alanlarda otel misafirleriyle sürekli tartışmaya girme, misafirlere fiziki müdahalede bulunma.
• Kış dönemlerinde site yönetiminden izin almaksızın bahçıvan ve temizlik personelini şahsi işleri için tahsis etme.
• Temizlik personelini haftanın altı günü yalnızca kendi villasında çalıştırma.
• Kendisine özel hizmet veya ayrıcalık tanınmadığı durumlarda personel üzerinde baskı kurma.
• Personelin işten çıkarılması veya görevden aldırılması yönünde tehdit ve müdahalelerde bulunma.
• Diğer kat maliklerini taraf olmaya zorlama, kendisiyle aynı görüşte olmayan kişilere baskı oluşturma.
Melisa Vargas , sen nasıl bir sporcusun bacım. Bütün voleybol dünyasını karıştırdın.
Sen yokken herkes istediği sporcuyu kendi vatandaşı yapıyordu, ne karışan vardı, ne eleştiren vardı, ne soran vardı. Kadın voleybolunu kendi aralarında istedikleri gibi al gözüm, ver gözüm yönlendiriyorlardı.
Sevgili Vargas sen çıktın, bunların yıllarca ellerinde bulundurdukları bu hegemonyalarına dur dedin. Sırbistan yerine Türk vatandaşı oldun. Türk milli takımına öyle bir iyi geldin ki, Bir mekanizma düşünün, herşeyi mükemmel anca tek bir dişlisi bir türlü uymuyor, ve Vargas sen geldin o dişliye cuk diye oturdun. Sana çok teşekkür ediyoruz, ve seni çok seviyoruz.
Ama be kızım, öyle bir acı vermişsin ki diğer ülkelere ciyak ciyak bağırmaya başladılar, belli ki onların tekerlerine de çomak sokmuşsun. Bir gün, İtalya, bir gün Sırplar, bir gün Brezilya, gün yok ki devşirme şikayeti etmesinler, oysa düne kadar bu ülkeler Alman olsun, Afrika olsun, Rus olsun, yıllarca kendi aralarında paslaşırken hiç sesleri çıkmıyordu. TÜRKİYE dünyanın 1 numarasına oturup oradanda kalkmadığını görenler sızlanmadıkları gün yok.
Melissa bacım sana başarılar ve sağlıklı spor hayatı diliyorum.
Yavuz Mumcu