#chp yani Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu, #miras bıraktığı, hedeflerini ülkenin hedefleri belirlediği partiyi yok etmek amaç, araç #Kılıçdaroğlu. Anlamayan var mı? Koltuk filan bahane.
Konya Kapalı Havzası'nda yürütülen araştırma, son 20 yılda üreyen su kuşu türlerinin beşte birinin yok olduğunu ortaya koydu.
Araştırmayı yürüten Dr. Gültekin Yılmaz, sulak alanların korunması için havza ölçeğinde su politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Özer Akdemir (@ozer_akdemir )’in haberi
https://t.co/bVc3vn0TA6
Her şeyin bir sonu vardır, her şey bir gün biter, ömür gibi. #son Herkes nihayetinde gidecek farkındasınız değil mi? Boşuna bunca telaş. Kötü gideceksiniz kötü.
📍Keklik insan için önemli bir kuş türüdür. Çünkü bir keklik hayatı boyunca 1 milyon tane kene yer. Keklik yemezsen ölmezsin, ama keklik olmazsa kırım kongodan ölebilirsin..Avcılara Duyurulur..‼️❌️
MARMARA'DA NELER OLUYOR?
Son haftalarda Marmara'da farklı bölgeler farklı renklerde deniz görüyoruz. Boğazda turkuaz, Bandırma'da koyu lacivert, Gemlik'te pas rengi gibi...
Telaşla soruyoruz: Müsilaj mı? Cevap: Hayır! "Oh çok şükür" deyip geçiyoruz. Rahatlayıp günlük hayatımıza dönüyoruz. Sanki Marmara'nın tek sorunu müsilajmış gibi...
Oysa denizdeki her değişim bir mesaj. İklim değişiyor ve deniz suyu sıcaklıkları artıyor. Bunu kontrol edemiyoruz. Marmara Denizi, Akdeniz ve Karadeniz arasında bir geçiş denizi. Bunu da kontrol edemiyoruz. Marmara'nın çevresine kümelenmiş resmi rakamlara göre 23 milyon nüfus var ve bunların evsel atıklarının ancak yarısını arıtıyoruz. Türkiye endüstrisinin %60'ı bu bölgede ve sanayi atıklarının ancak %30'unu arıtıyoruz. Tarım zehirleri ve diğer atıklar da cabası.
Gemlik Körfezi görüntüsü 2 Haziran 2026 Salı gününe ait. Görüntüde deniz içinde yeşilin farklı tonlardında yayılım var. Bir de çizgi gibi oluşumlar mevcut. Yeşilin farklı tonlarındaki deniz içinde gördüğümüz yayılım kirlilik ve sıcaklık etkisiyle aşırı artan algler. Çizgi gibi oluşumlar ise bunların yüzeyde birikimini temsil ediyor. Körfez çevresindeki yerel gazatelere bakarsanız kıyılardaki tarhana çorbası kıvamındaki görüntüler var bol bol.
Yetkililere sorarsanız "her şey normal", "analiz için örnek alındı, kontrole gönderildi". Biraz daha üstelerseniz boyunuz kadar yazışma ve denetim dosyasını koyuyorlar önünüze. Herkes çok çalışıyor, herkes işini mükemmel yapıyor!
Ben denize bakıyorum. Başkalarını bilmem ama deniz yalan söylemiyor.
Görüntünün sol alt köşesinden denize uzanan küçük çizgi Nilüfer Çayı-Susurluk Çayı-Çapraz Çay ve daha birçok akarsuyun birleşerek Karacabey Longozu'ndan denize karıştığı yer. Çayın karıştığı yerden yeşil rengi takip edin. Gemlik Körfezi'ne doğru kıyıdan ilerlediğini göreceksiniz. Körfez çevresindeki akarsu girişlerine dikkat edin. Renklenmenin nasıl artığını göreceksiniz.
Sonuç
Arıtmadan denize boca ettiğimiz evsel, endüstriyel, tarımsal atıklar körfezi boğmak üzere! Zehir kanalına döndürdüğümüz akarsularla denize giden atıklar Gemlik Körfezi'ne geri dönüp birikiyor! Yani bizim atıklarımız bize geri dönüyor! Su sıcaklığı arttığı ve deniz şartları da durağan olduğunda aşırı alg artışıyla karşılaşıyoruz.
Denizdeki bu alg artışı doğal değil. Tamamen bizim eserimiz. Marmara'yı sihirbaz zannetmemizden, atık çukuru olarak kullanmamızdan kaynaklanıyor.
5 Haziran Dünya Çevre Günü arefesindeyiz. Lütfen birbirimizi kandırmaktan vazgeçelim. Suçu, sorumluluğu bimbirimize atarak Marmara'yı temizleyemeyeceğimizi sanırım artık anladık.
Şu anda müsilaj yok ama kirliliği önlemediğimiz sürece müsilaj mutlaka geri dönecektir. Marmara'nın tek sorunu müsilaj değil.
Denizdeki kirliliği önlemek yerel ve merkezi yönetimlerin işi. Benim veya vatandaşın işi değil. Akademi bilimsel olarak, vatandaş atığını azaltarak bu sürece katkı sağlar. Tekrar ediyorum arıtma tesisi yapmadan, fabrikaların zehirlerini denetlemeden, vatandaşın bilinç düzeyini yükseltmeden başarılı olamayız.
2026 Dünya Çevre Günü'nü milat kabul edelim. Lütfen Marmara ile ilişkimizi değiştirmeki için adım atalım.
Burası Bilezikçi Çiftliği mevkiisi. SİT Derecesi Değişikliği yoluyla yapılaşmaya açıldı.
İş makineleri çoktan içeri girmiş, yolları açıyor, orman örtüsünü tahrip ediyor, ağaç kesiyor. 150 villa yapmak için 370 dönümlük ormanımız yok ediliyor.
Fatih Sultan Mehmet’in “dalına dokunanın başını alırım” diye fetva çıkardığı Belgrad Ormanları’nın imara açılması demek, su havzalarının, yeraltı su rezervlerinin, ekosistemin ve İstanbul’un geleceğinin geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip edilmesi demektir.
Bu talanı bilin, görün, paylaşın.
#chp ilk seçimde yine oyunu alacaktır, hatta daha fazlasını, ama kişiler için aynı şeyi söyleyemem. Onlar, chp içinden ve dışından, el elden bu memleketi yok etmeye çalıştıkları için tarihte hep kötülükleri ile hatrlanacaklar. Bu günler de geçer.