Ankara’da hakları için direnen öğretmenlere dönük biber gazı, cop ve gözaltılarla uygulanan düşman hukukunu reddediyoruz. Hak aramak değil, hakkını arayanlara vahşice saldırmak suçtur!
Öğretmenlerin hakkını verin!
Ankara’da hakkı için direnen öğretmenlere yapılan polis saldırısı düpedüz düşman hukuku uygulamasıdır, lanetliyorum!
Öğretmenleri yaralayanlar, gaza boğanlar, coplayanlar ciddi bir suç işliyorlar, derhal bu şiddet eyleminden vazgeçin!
NATO’nun varlığı birileri için koltuk, meşruiyet ve sınırsız sömürü anlamına geliyor olabilir. Tüm dünyanın emekçi halkları içinse kan, yıkım ve gözyaşından başka bir çağrışım uyandırmıyor.
Temmuz’da haydutları, sapıkları ve silah tüccarlarını ağırlamak için Ankara’nın bir açık hava hapishanesine dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Birileri Gazze halkına dönük soykırımı, İran’ın egemenliğine karşı yeni saldırıları tartışacaksa biz de memleketin dört bir yanında bu barbarlığa karşı sesimizi yükselteceğiz.
Haydut Trump’ı, Epstein faili Barrack’ı, silah tüccarı Merz’i, Saray’ı, kısacası NATO’yu ve onun yerli işbirlikçilerini İSTEMİYORUZ!
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, NATO Zirvesi için kamu kurumlarına gönderdiği yazıda zirve güzergâhında, havalimanlarında ve konaklama yerlerinde yaşayan köpeklerin toplatılmasını talep ediyor.
Savaş örgütü NATO’nun yeni katliam ve işgallerini planlayacağı zirve için kamusal yaşamı askıya alan, sınavları hukuksuzca erteleyen ve gençlerin barınma hakkını gasp eden Saray Rejimi, şimdi de zirve bahanesiyle Katliam Yasası’nı uygulamaya ve sokakta yaşayan hayvanların can güvenliğini ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Emperyalist haydutların ülkemizde toplanıp dünyayı nasıl kana bulayacaklarını konuşacakları NATO Zirvesi’nin ve zirve hazırlığı adı altında gençlerin ve emekçilerin temel haklarını yok sayan, sırtını Katliam Yasası’na dayayarak sokakta yaşayan hayvanların özgürlüğünü tehdit eden işbirlikçi Saray Rejimi’nin karşısındayız.
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nün hukuksuz talimatına karşı dayanışmayı büyütecek, hayvanları sokak sokak, mahalle mahalle savunmak için mücadeleyi sürdüreceğiz.
Dünyanın dört bir yanında savaşları körükleyen, halkları, hayvanları ve doğayı yıkıma sürükleyen politikaların baş faili NATO ve işbirlikçilerine karşı, insanların ve hayvanların eşitlik ve özgürlüğü için hep birlikte direneceğiz.
NATO Zirvesi için hayvanlar toplatılamaz!
Ankara Emniyeti, hayvanlardan elini çek!
TİP Hayvan Hakları Komisyonu
Milletvekilimiz Sera Kadıgil Akın Gürlek'e soru önergesi verdi. Önergede Yusuf Ziya Gümüşel'in tahliyesini değil yargıya müdahale iddialarını, siyasi etkileri ve cezaevlerindeki ağır hasta mahpuslar için uygulanan çifte standardı da gündeme taşıdı.
Kamu vicdanını yaralayan bu soruların yanıtlanmasını istiyoruz.
Adalet kişiye göre değil, herkese eşit uygulanmalıdır.
Kadınlara, gençlere ve emekçilere karşı sopa olarak kullanılan yargı, konu tarikatlar olduğunda koruma kalkanına dönüşüyor.
Yusuf Ziya Gümüşel hakkında verilen tahliye kararı, çocukların değil tarikatların korunduğunu bir kez daha göstermiştir.
Çocukların yaşamını ve geleceğini tarikatların insafına bırakmayacağız. Cemaat ve tarikat karanlığına geçit vermeyeceğiz.
Verilen sözler tutulsun, öğretmenler insanca yaşasın!
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil ile birlikte, tutulmayan sözlerin hesabını sormak ve alın terlerinin hakkını almak için günlerdir gözaltına alınan, darp edilen, mücadeleyi açlık greviyle sürdüren özel sektör öğretmenlerini ziyaret ettik.
Öğretmenlerin talebi açık: Verdiğiniz sözleri tutun, binlerce öğretmeni temsil eden Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nı muhatap alın ve patronların cebine üç kuruş daha fazla girsin diye öğretmenleri yoksulluğa mahkum etmekten vazgeçin.
SARAY REJİMİNİN MÜJDESİ: İSTİSMARCININ TAHLİYESİ!
6 yaşındaki kızını müridiyle evlendiren, çocuğunun cinsel istismarına göz yuman Hiranur Vakfı kurucularından Yusuf Ziya Gümüşel bu suçlar nedeniyle tutuklanmıştı. Ancak bugün, tahliye haberini ‘müjde’ diyerek ilk duyuranlardan biri Cübbeli Ahmet oldu. Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
Bu karar bir kez daha gösterdi ki; tarikatları koruyan, kollayan ve onlarla yan yana duran bir iktidar düzeniyle karşı karşıyayız. Bir kez daha gördük ki istismarcıları koruyan, aklayan ve cesaretlendiren bir Saray rejimi vardır.
Bir kez daha gördük ki onların “müjde” dediği şey, kadınlar ve çocuklar için kara haberdir.
Ama bir kez daha söyleyelim:
Ne tarikatlar, ne cübbeliler, ne onları koruyanlar, ne de çocuk istismarcıları rahat nefes alabilecek.
Gerçek müjdeyi; bu karanlıkla yılmadan mücadele eden kadınlar; çocukların güven içinde yaşadığı, kadınların eşit ve özgür olduğu, bu karanlığı yaratanların hakkettikleri cezaları aldığı gün verecekler.
Öğretmene açlık serbest, şiddet serbest, ölüm serbest ama bakanlığa gitmek, parkta toplanmak, hatta kaldırımdan yürümek bile yasak.
İçişleri Bakanı cevap versin; Ankara’da Anayasa’yı, yasaları bir talimatla yürürlükten mi kaldırdınız? Kimsenin bilmediği bir OHAL mi ilan ettiniz?
Öyleyse çıkın söyleyin. Öğretmenler ister aç olsun, ister açık, biz okul sahiplerinin dostuyuz deyin. Kaldırımda bile yürüyemezsiniz, kanun da benim, devlet de benim, siz de yurttaş değil kölesiniz, deyin.
Bu oyun bitsin. Bitsin ki sonrasında görelim siz mi büyüksünüz, şu eyleme gelmek için anasından babasından borç alan, hayatını çaldığınız o gencecik öğretmenler mi?
56. yıl dönümünde 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi'nden öğrenmeye devam ediyoruz.
O günden bugüne birlik olup yeri titretenlere; patronların zulmünü, emperyalizmi ve onun işbirlikçilerini yenecek olanlara selam! Alın terinin hakkını mutlaka alacak Türkiye işçi sınıfına selam!
Hakları için direnen öğretmenler ablukada!
Bugün Öğretmen Sendikası’nın çağrısıyla Kurtuluş Parkı’nda oturma eyleminde bir araya gelen pek çok öğretmen ve yurttaşa polis saldırısı gerçekleştirildi.
Direnen öğretmenlerle bekleyişimizi sürdürüyoruz. Öğretmenler haklarını alana, bu liyakatsiz düzen yıkılana kadar yarım adım dahi geri atmayacağız!
Bugün Öğretmenler Sendikası’nın çağrısıyla bir araya gelen, tutulmayan sözlerin, verilmeyen hakların hesabını sormak ve müzakere etmek için Milli Eğitim Bakanlığı önünde buluşmak isteyen öğretmenlere dönük saldırıda; aralarında İl Başkanımız Fırat Çoban ile Çankaya İlçe Başkanımızın da bulunduğu çok sayıda öğretmen ve sendika yöneticisi gözaltına alındı.
Gözaltılar derhal serbest bırakılsın! #ÖğretmenlerGözaltında
12. Yargı paketine karşı kadınlar olarak tek ses oluyoruz. Haklarımızın gasp edilmesine karşı bir aradayız. Bu mücadele hepimizin!
13 Haziran Cumartesi
17.00 Kolej Meydanı
📍Ankara
Çocuk işçiliği, ülkemizde derinleşen yoksulluğun kaçınılmaz bir sonucu olarak yaygınlaşmaktadır.
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) verilerine göre Türkiye'de 6,5 milyon ÇOCUK şiddetli yoksulluk içinde yaşamaktadır. Bu veri, her beş çocuktan birinin yeterince beslenemediğini, her dört çocuktan birinin okula aç gittiğini ifade etmektedir. Yoksulluk derinleştikçe ailelerin çocuklarını çalıştırmaktan başka seçeneği kalmamaktadır.
Resmi rakamlara göre Türkiye'de kayıtlı çocuk işçi sayısı 1 milyon 372 bindir. TÜİK’in 2024 verilerine göre 15–17 yaş grubunun iş gücüne katılım oranı ise %24,9'a yükselmiş, yaklaşık 970 bine ulaşmıştır. Ancak gerçek durumun çok daha yüksek olduğu ortadadır. Zira bu sayıya Mesleki Eğitim Merkezi'nde (MESEM) çalıştırılan 500 bin çocuk, kayıt dışı istihdam edilen 15–17 yaş grubu ve 15 yaş altı çocuklar dahil edilmemiştir. Tüm bu gruplar hesaba katıldığında Türkiye'deki çocuk işçi sayısının 3 ila 4 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Asıl mesele bu rakamların ardındaki siyasi tercihtir. Çocuk işçiliği, ülkemizde tesadüfi bir toplumsal sorun değil, bilinçli olarak üretilmiş bir politikanın ürünüdür. Aday çıraklık yaşının 11–12'ye çekilmesi, MESEM'lerin yaygınlaştırılması ve çocuk çalıştıran işyerlerine finansman desteği sağlanması, çocuk emeğini ucuz iş gücü olarak sisteme dahil etme iradesinin somut göstergeleridir. İktidar, çocukları eğitim hakkından yoksun bırakırken aynı zamanda çocukları sermayenin kâr edebileceği bir kalem olarak görmektedir.
- Çocuk işçiliğini derinleştiren tüm yasal düzenlemeler geri alınmalıdır.
- MESEM uygulaması çocuk işçiliğini meşrulaştıran yapısından arındırılmalıdır.
- Mevsimlik tarım işçisi ailelerinin çocukları başta olmak üzere tüm çocuklara nitelikli, kesintisiz eğitime erişim güvence altına alınmalıdır.
- Çocuk yoksulluğunu besleyen ücret baskısı ve güvencesiz çalışma koşulları ortadan kaldırılmalı, aileler çocuklarını çalışmaya mahkûm eden yoksulluğa terk edilmemelidir.
- Çocuk işçiliğine maruz kalan her çocuk için çocuğun üstün yararı esas alınmalı, barınma, sağlık ve eğitime erişim bir hak olarak sağlanmalıdır.
Çocuk işçiliğiyle mücadele yalnızca bir güne ait bir çağrı değildir. Çocukların bedensel ve ruhsal gelişimlerinin çok ötesinde işlerde çalıştırılarak emeklerinin sömürülmesine karşı çıkmak her gün sürdürmek zorunda olduğumuz bir hak savunuculuğudur. Türkiye İşçi Partisi olarak bu mücadeleden geri adım atmayacaktır.
Çocukların emeğine değil, hayallerine ihtiyacımız var.
Erkan Baş’ın uzun yıllardır çizgisi belliyken, olur olmadık anlamlar çıkarmak için bu kadar uğraşılması ve neticede Erkan Baş’ın kendini açıklamak zorunda kalması çok acı. Türkiye’de anlamak için değil yanlış anlamak için çaba gösteriliyor maalesef. Halbuki ne demeye çalıştığı T24’te de belliydi.