“Yakışıklı mısırcı”nın önünde oluşan yoğun kalabalıktan yararlanmak isteyen “Mussel Amca” lakaplı midyeci, tezgâh açmasına rağmen kimseyi kendi standına çekemedi.
Saunada ne kadar kalacağımın süresini saunaya girdiğim anda içeride olan kişilerden sonuncusunun ortamı terk etme anına göre ayarlıyorum. "Herhangi bir insan ne kadar kalabiliyorsa o kadar kalırım" gibi bir mantık.
Bu sefer, herkes gitti ama 60'larının başında görünen bir ağabeyimiz kaldı. Gitmiyor adam. Rus mudur Kazak mıdır diye düşündüm önce; zira Türkler genellikle saunada uzun kalmayı sevmiyor, ama halı gibi kıllı ve bizden görünen bir adam. Ikimiz de arada sırada birbirimize dik dik bakıp şıpır şıpır terliyoruz.
Bir noktada, aniden, "senin derdin neyse, gel dışarıda çözelim" dedi. Zaten sıcaktan nabzım 150 olmuş; saunada kalış süremi sapıttırıp gözlerime kan oturtan adamdan böyle kabadayı bir cümle de alınca, "pişman olursun, otur oturduğun yerde" dedim. En olgun ve aklı başında an değildi.
"Yok kirvem, yanlış anladın, dertli gördüm seni, oflayıp pofluyorsun, ondan kaldım, gel dışarıda sohbet edelim" dedi. Yerin dibine geçtim. "Sizin çıkmanızı bekliyordum, siz benim için mi kaldınız, normalde kalacağım sürenin çok üstüne çıktığım için sıcaktan oflayıp pufloruyordum ben, bir derdim yok, şükür" dedim. Saunadan çıkmak için ayağa kalkarken, hayretle gözlerini açarak, "yarışıyor muydun?" diye sordu.
"Evet" dedim. "Hep yapıyorum bunu. Her konuda. Havaalanında pasaport okuma cihazına girerken bile denk zamanda beraber girdiklerime bakıp ilk kim çıkacak diye yarışıyorum. Bana şöyle bir baktı ve "derdim yok diyorsun ama belki de derdin budur" dedi, yanımdan geçerken. Ben "yok ben bunu seviyorum aslında, zararsız bir rekabet hali" filan demekteyken kapıyı kapatmıştı bile. Mahcubiyetle biraz daha oturdum saunada. Dert midir bu acaba diye düşünerek.
ilkokulda falan sınıf başkanlığı yapmış insanlardan korkuyorum.o küçücük halinle bile o kadar baskınsan kim bilir şimdi nasılsındır ya…düşününce bile içime kapandım çiçek oldum korkudan