"Okuyucu" (The Reader) adlı film
II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'sında geçen, aşk, suçluluk, sırlar ve ahlaki sorumluluk temalarını derinlemesine işleyen dokunaklı bir dramadır. Hikaye, 1950'lerin sonlarında 15 yaşındaki bir lise öğrencisi olan Michael Berg'in, kendisinden yaşça büyük bir tramvay biletçisi olan Hanna Schmitz ile tesadüfen tanışması ve aralarında tutkulu, gizli bir ilişkinin başlamasıyla şekillenir; bu ilişkinin en belirgin ritüeli, Michael'ın her buluşmada Hanna'ya edebiyat klasiklerini yüksek sesle okumasıdır. Ancak Hanna, bir gün arkasında hiçbir iz bırakmadan aniden ortadan kaybolur ve bu ayrılık Michael'ın hayatında derin bir yara açar. Yıllar sonra, bir hukuk öğrencisi olarak Nazi dönemi savaş suçları mahkemelerini izleyen Michael, sanık sandalyesinde oturan kadınlardan birinin Hanna olduğunu görünce büyük bir şok yaşar. Hanna, bir toplama kampı muhafızı olarak yüzlerce Yahudi kadının kilitli kaldıkları kilisede yanarak can vermesine göz yummakla suçlanmaktadır. Duruşmalar sırasında Michael, Hanna'nın diğer sanıkların suçlamalarını üstlenmek pahasına hayati bir gerçeği sakladığını fark eder: Hanna okuma yazma bilmemektedir ve hayatı boyunca bu sırrın açığa çıkmasından, bir katil olarak damgalanmaktan daha çok utanmıştır. Michael, onun bu okuma yazma bilmezlik sırrını mahkemeye açıklayarak onu ömür boyu hapis cezasından kurtarabilecek yegane güce sahip olmasına rağmen, ahlaki bir ikilem içinde kalarak sessizliği seçer. Hanna'nın mahkumiyetinin ardından, geçen uzun yıllar boyunca vicdan azabıyla kavrulan ve duygusal olarak dünyadan soyutlanan Michael, onunla doğrudan iletişim kurmak yerine, hapishanedeki Hanna'ya yeniden kitap okuduğu ses kayıtlarını göndermeye başlar. Bu kasetler sayesinde Hanna, kendi çabasıyla okuma yazmayı öğrenir ve Michael'a mektuplar yazar, ancak Michael bu mektuplara asla yazılı bir yanıt vermeyerek aralarındaki mesafeyi korur. Sonunda, Hanna'nın tahliye gününden hemen önce, Michael onu ziyaret ettiğinde geçmişin gölgeleri ve soğukluğu ikisinin de peşini bırakmamıştır; nitekim Hanna, özgürlüğüne kavuşacağı günün sabahında, geçmişteki suçlarının ahlaki ağırlığı ve Michael ile olan bağının kopmuş olduğunu hissetmenin getirdiği çaresizlikle kendini asarak yaşamına son verir. Roman ve film, Hanna'nın biriktirdiği parayı Michael aracılığıyla kamptan kurtulan bir kurbana ulaştırmasıyla ve Michael'ın nihayet kendi geçmişiyle yüzleşerek hikayelerini kızına anlatmasıyla, bir ulusun kolektif suçluluk duygusunu ve imkansız bir aşkın trajik bilançosunu gözler önüne sererek son bulur.
Julia Ann - Hard Anal Love (2011)
HAPPY BIRTHDAY to one of my absolute favourite old whores in the game. Those pale bolted on tits never fail to get me stiff as a board, and her dainty toes just get that nut spewin outta me. Thank God for the hos who don't quit, salute!