Her sabah güne, yakamdaki Altı Ok’un ağırlığıyla başlıyorum.
O mirası korumak, hakkıyla taşımak ve bir sonraki nesle emanet etmekten başka bir gayem yok.
Çünkü bazı mirasların sahibi olmaz.
Emanetçileri olur.
Yaşa, var ol Fırka!
#CHP103Yaşında
Bugün CHP’den istifa eden Denizli Belediye Başkanı Bülent Çavuşoğlu’nun 14 Mayıs 2026 tarihinde yaptığı konuşma ortaya çıktı:
Beni sopayla dövselerde, aklına gelen her türlü eziyeti etselerde partililerim her yeri bırakırım bir tek CHP’yi bırakmam. Ben tek başına çıkayım 8 tane adam selam vermez. Aday olduk sokağa çıktık 9 adam zor selam veriyordu. Bugün de tüm şehir veriyor CHP’nin sayesinde. Haddimizi bileceğiz.
“Biz dile ve söze bakmayız; öze ve hale bakarız.”
Hacı Bektaş-ı Veli
Özü çürüyenin sözü de zehirdir;
Zehirle karşılaşınca sustuk,
Sustukça taşlandık.
Bu ülkenin en ağır bedellerini ödeyen, katliamlarda evlatlarını, canlarını toprağa veren; ama onurundan, eşitlik ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyen Aleviler, bugün aynı nefretin hedefinde.
Kin, kılık değiştiriyor; ama kökü aynı.
Mara��’ın karanlığından, Çorum’un sokaklarından, Sivas’ın alevlerinden geçtik biz.
Yanarak, yakılarak, sürülerek geldik.
Ve hala buradayız.
Hala “eşitlik”, hala “adalet” diye haykırıyoruz.
Aleviler bu ülkenin demokrasi mücadelesinin onurlu taşıyıcılarıdır. CHP’nin ayakta kalmasını sağlayan oyların omurgasıdır.
Ama bugün, partinin kendi içinden 7. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı sürdürülen itibar cellatlığıyla hedef alınan da, sırtına hançer vurulan da yine Alevilerdir.
Ve ne yazık ki bu hançerin pası, partimizin eşitlik ve özgürlük mücadelesine bırakılan kirli bir mirastır.
Alevi toplumuna “Yavuz Sultan Selim’den daha büyük kötülük yaptı” diyerek kin kusanlarla, Alevileri “siyasi cemaat” diye yaftalayanlarla, içlerinden “hain” arayıp duranlarla; “ölsem oy vermem” deyip kırmızı halıyla karşılananların dili arasında hiçbir fark yoktur.
Kimlik, inanç ve yaşam tarzı üzerinden siyaset yapan, ötekileştiren herkes aynı faşist zihniyetin devamıdır.
Fikri Sağlar’dan Hikmet Çetin’e, Orhan Bursalı’dan Merdan Yanardağ ve Levent Tüzel’e kadar, Alevi kimliği üzerinden ülkenin en onurlu ve vicdanlı insanlarından Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı yapılan tüm haksızlıkları, iftiraları ve yakıştırmaları kınıyorum.
Medya trolleriyle el ele verip ekranları linç kürsüsüne çeviren, Alevi kimliğini kendi ikballerinin malzemesi yapan yıllarca omuz omuza yürüdüğümüz yol arkadaşlarımızın da bu kirli hesapların parçası haline gelmesini utanarak izliyorum.
Önce kin kusup ardından “yanlış anlaşıldım” gölgesine sığınanları affetmeyeceğiz. Tarih, Meclis Başkanlığı makamını taşımış olmasına rağmen Numan Kurtulmuş ve Hikmet Çetin gibi nefreti körükleyip sonra pişmanlığa sarılanları değil; sözünün ardında dimdik duran, bedeli ne olursa olsun duruşundan vazgeçmeyenleri yazacaktır.
Mesele kongrelerde kimin genel başkan olduğu değildir.
Mesele bu ülkenin onurlu geleceği için ne yapıldığıdır.
Oysa siyaset kimsenin malı değildir!
CHP kimsenin şirketi değildir!
Gerçekten demokratik bir parti iddiası varsa, mezhepçiliği, ötekileştirmeyi, linç kültürünü derhal reddetmelidir.
İnsanları, asıl egemen olduklarında tanırsınız!
Çünkü güç; kötünün zulmünü, iyinin erdemini açığa çıkarır.
Biz bu ülkenin karanlık sayfalarında hep aynı yüzleri gördük.
Dün mazlumken vicdandan bahsedenlerin, bugün zalimleştiğine tanık olduk.
Gücün şımarıklığına kapılanlarla aynı sofrada oturmaktan, aynı çatı altında siyaset yapmaktan büyük üzüntü duyuyorum.
Karanlıkla barışanlar, müzakere edenler aydınlıktan korkup saklanırken, biz hakikatin en keskin ışığında yanmayı göze aldık.
Çünkü bu ülkenin demokratik geleceği ancak adaletin ve vicdanın yol göstericiliğinde kurulacaktır.
Ne mutlu…
Eğri zamanda doğru yerde durabilene.
Kahrolsun faşist, gerici, mezhepçi zihniyet!
Yaşasın eşit yurttaşlık, yaşasın adalet mücadelemiz.
Mabel Matiz'in ülke ahlakını bozan şarkısına erişim engeli gelmiş şükürler olsun.
Bu da Akp Elazığ il başkanının oğlu burnundan rahatsız sanırım.
Geçmiş olsun!
Erdoğan taklitleriyle tanınan Muhammed Nur Nahya’dan ‘Belediye transferi’ başlıklı yeni video:
“Alo İzmir. İlk 2 yıl dokunulmaz mazbata. Kayyum diye bir derdiniz kalmayacak.
Her sıkıştığınızda bakanlıklarımızdan destek var.”
Uşak’ta 250 bin kişi 11 milyon m³ su tüketti. Kanadalı şirkete ait Tüprag Altın Madeni 12 milyon m³ su tüketti.
Sonuç: Uşak’ta barajlar kurudu, şehre günde 6 saat su verilebilecek.
Bir maden, koca şehrin suyundan daha fazlasını içti. Altın Kanada’ya gitti, Uşak susuz kaldı.
"Haccı yasakladılar!" öyle mi? Vay din düşmanları!?
1917-1947 yılları arasında savaşlar, savaş dönemi güvenlik tedbirleri, I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı’nın Hicaz'ı kaybetmesi, bölgenin sömürge yönetimleri altına girmesi, Cumhuriyet döneminde diplomatik sorunlar, pasaport ve vize işlemlerine getirilen kısıtlamalar, 1929 Ekonomik Buhranı, 1948 döviz sıkıntısı, ulaşım zorlukları, salgın hastalıklar, güvenlik riskleri ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan ekonomik, sosyal zorluklar, güvenlik endişeleri ve devletin öncelikleri (*) vb nedenlerle Türkiye bu sürede resmi hac organizasyonu yapmadı. Ancak, bu dönemde yine de bazı kişiler kendi olanaklarıyla hacca gittiler.
1953’te çıkarılan bir kararnameyle hac yolculukları ilk kez düzenlemeye tabi tutuldu. Hac organizasyonu İçişleri Bakanlığı’nın koordinasyonunda yürütülmeye başlandı. 1979'da Diyanet İşleri Başkanlığı hac organizasyonları yapmaya başladı. Böylece hac yolculukları daha güvenli ve düzenli hale geldi.
Bu arada sadece Erken Cumhuriyet döneminde değil, öncesinde ve sonrasında da savaşlar, salgın hastalıklar, diplomatik sorunlar vb nedenlerle zaman zaman hacca gidişlerde sorunlar yaşandı.
Ayrıntı için bkz.
https://t.co/dbAh27449X
------
(*) Evet laik Cumhuriyetin çok başka öncelikleri vardı: Cumhuriyet, yüzde doksanı okur yazar olmayan halkı bir an önce okur yazar yapmak istiyordu. Bunun için Atatürk harf devrimini yaptı, Millet Mekteplerini açtı. Cumhuriyetin önceliği, yurdun en ücra köşelerine okul açmaktı. Çünkü 40 bin köyün 37 bininde okul yoktu. Cumhuriyetin önceliği bilimin ışığıyla toplumu aydınlatmaktı. Bunun için Tevhidi Tedrisat Kanunu yapıldı. Medreseler kapatıldı. İlk ve orta öğretim yeniden düzenlendi. Binlerce ilkokul açıldı. Çeşitli yüksek okullar, enstitüler kuruldu. Üniverste Reformu yapıldı. Halkevlerii açıldı. Köy Enstitüleri kuruldu. Cumhuriyetin önceliği çağdaş uygarlıktı. Atatürk, "En hakiki mürşit ilimdir fendir..." diyerek Türkiye'nin yüzünü çağdaş uygarlığa çevirmişti. Cumhuriyetin önceliği ümmeten "ulusa" dönüştü. Cumhuriyetin önceliği Türk dilini, Türk tarihini ve yeni Türk harflerini topluma anlatmak ve öğretmekti. Cumhuriyetin önceliği salgın hastalıklardan kırılan halkı iyileştirmekti. Cumhuriyetin önceliği yenidoğanları yaşatmaktı. Bunun için bir sağlık devrimi yapıldı. Hıfzısıhha kuruldu.Aşı üretildi. Cumhuriyetin önceliği yüzde 80'i köylü çiftçi olan halka toprak, tarım araç gereci, tohum, fidan, uygun kredi vermek, modern tarım tekniklerini öğretmekti. Cumhuriyetin önceliği neredeyse hiçbir şey üretilmeyen ülkede fabrikalar kurmaktı. Evet, Cumhuriyet o fabrikaları kurdu. Cumhuriyetin önceliği Osmanlı borçlarını ödemekti. Ve Cumhuriyet o borçları da ödedi. 1929 Ekonomik Buhranı koşularında, savaştan yeni çıkmış, yoksul bir ülkede Cumhuriyetin önceliği birilerini hacca göndermek değil, yurtdışına öğrenci göndermekti. O öğrenciler doktor olacak, mühendis olacak, mimar olacak ve Türkiye'yi yeni baştan inşa edeceklerdi.
Tarihi gerçekleri iktidarın işine gelecek biçimde çarpıtmak yerine bu gerçekleri halka anlatmak gerek miyor mu?
Habertürk yetkililerine açık çağrı. Var mı cesaretiniz bu gerçekleri duymaya?
Partimizin bu hafta sonu yapacağı olağanüstü kurultayında Genel Başkan adayı olmayacağım.
Aday olmam için imza toplayan, ısrar eden ve çalışan bütün kardeşlerime teşekkürlerimi iletiyorum.
Aday olmama kararımın nedeni;
“Aday olursan yüzüne tükürürler.” diyen siyasetçilerin tehditleri değildir çünkü çalanların yüzüne tükürülür ve ben çalmadım.
Aday olmama kararımın nedeni;
“Aday olursan taşlarlar.” söylemi ile organize edilmiş linç kampanyalarından korktuğum için değildir çünkü yürüdüğüm yolda ölüm dahil hiçbir korkuya yer vermedim, korkmam!
Aday olmama kararımın nedeni;
“Hangi yüzle aday olacaksın!” diyen, sözüm ona muhalif sanılan, müesses nizamın askerleri ve paranın tetikçileri olmuş medya mensuplarının iftiraları değildir çünkü ülkem ve partim için verdiğim mücadelem milletimin vicdanına emanettir.
Aday olmama kararımın nedeni;
Partimizi iç çekişmelere sevk etmemek,
dikkatleri mücadele alanından başka alanlara çekmemek içindir.
Kurultayımız milletimize, ülkemize ve partimize hayırlı olsun.
Biz, gölgemiz olsun ve milletimiz hiçbir tehditten korkmasın diye güneşin altında durmayı görev bilen bir gelenekten geldik.
Selam olsun, güneşin altında durabilmeyi göze alanlara…
Milli iradeye, hukuka ve demokrasiye yönelik bu müdahale kabul edilemez. Cumhuriyet Halk Partisi’nden intikam almaya çalışanlar, milletin gözünden ve gönlünden düşmüştür. Hak, hukuk, adalet arayışımız devam edecek. Ekrem Bey’e destek ve dayanışma duygularımı iletiyorum.