JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı’nın hesaplarının ardından şimdi de X hesabım kapatıldı. Demokratikleşmenin yolu sansürden değil, ifade ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasından geçer.
“Kürtlerin kolektif yası ve politik ölüm: Barışın asgari ilkesi”
yazı dizisinin ikincisi yayında.
Ülkemizin politik ölüm hakikati nedir?
Bu yazıda bu sorunun cevabını yas tutma mücadelesinde arıyorum.
İyi okumalar
Kürtlerin, ölülerine yer bulabilmek için örgütlenmek zorunda kaldığı bir ülke. Ve ölülere sahip çıkmaya çalışırken yası bir direniş sahnesine dönüştürdükleri bir ülke
🔴Kürtlerin kolektif yası ve politik ölüm: Barışın asgari ilkesi (2)
▪️Türkiye’nin politik ölüm gerçeği ve yas tutma mücadelesi
🖊️Derya Aydın yazdı
https://t.co/cM1dRko2M9
Yaşamını yitirenlerden biri olan Umut Herkî’nin ailesine gidiyoruz. Gever’in anneleri Umut’u yalnız bırakmıyor. On yıl önce öz yönetim direnişinde mavi gözlü Şîno’sunu kaybeden annem, Umut’un fotoğrafını eline alıyor. Fotoğrafa uzun uzun bakıyor. Ardından, “Benim ikinci şehit oğlum” diyerek Umut’un taziyesini kabul ediyor. Eve girdiğimizde Şîno’nun yıllardır baş köşede duran fotoğrafının yanına Umut’un fotoğrafını koyuyor.
Yaşamını yitirenlerin kardeşleri de bizlere eşlik ediyor. Gittiğimiz her ailede onlar öncülük ediyor. Her evin kapısından başka bir hikâyeye giriyoruz.
Baştan sona çelişkilerle dolu bir yazı olmuş.
*Öncelikle gazetecilikte bir belgenin haber değeri taşıması ile o belgenin gerçekliğinin doğrulanmış olması aynı şey değildir.
*Bir taraftan metnin “tartışmasız doğrulanmış resmî bir tutanak” olmadığını bizzat söylüyorsunuz; diğer taraftan günlerce metin üzerinde çalıştığınızı, isimlere, tarihlere ve kullanılan dile baktığınızı anlatıyorsunuz. Yazının sonunda kullanılan “yine doğrulamaya çalışırdım” meselenin de özünü ortaya koyuyor. Meslekte doğrulamaya çalışmak başka, doğrulamak başkadır.
*Bir belgedeki isimlerin, tarihlerin olması o belgenin gerçekliğini nasıl kanıtlayabilir?
*Gazeteciliğin doğrulama yükümlülüğü de metnin kendi içinde “inandırıcı” görünmesiyle tamamlanmaz. Bir edebi romanı da haber yaparak toplum nezdinde “gerçek” kılabilirsiniz.
*Daha önemlisi, yayımlanan görüşmenin bizzat tarafı olan DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar sonrasında görüşmenin aktarıldığı biçimde gerçekleşmediğini açıkladı. Ama toplumda bir algı oluşturulduktan sonra açıklamaları girmek mi gerekirdi yoksa mesleki açıdan son derece basit bir gazetecilik sorusu var: Görüşmenin doğrudan taraflarına yayın yapılmadan önce ulaşıldı mı? Günlerce sürdüğü söylenen araştırma sırasında belgenin gerçekliğini teyit veya tekzip edebilecek birincil kaynakların görüşüne başvuruldu mu? Hayır.
Bu soruların cevabını “itirazları daha sonra haber yaptık” diyerek vermek mümk��n değil.
*Aynı şekilde “biz bunun doğrulanmış resmî tutanak olduğunu söylemedik” savunması da yeterli değildir. “İddia edildiği” kaydını düşmek gazetecinin doğrulama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksi halde herhangi bir belgeyi “doğruluğunu teyit edemedik” notuyla yayımlamak gazetecilik açısından meşru hale gelir.
*Yine “bundan sonrası kamuoyunun alanıydı; insanlar okur, karşılaştırır, şüphe eder ve kendi kanaatini oluşturur” yaklaşımı ise ayrıca tartışmalıdır. Çünkü gazetecilik, doğrulama görevini okura devredemez, kendisi doğruyu aktarır. Tam tersine, siyasi sonuçları bir toplumu hatta bir bütün coğrafyayı etkileyebilecek süreçlerde bir iddia söz konusuysa gazetecinin doğrulama sorumluluğu daha da artar.
*Belki de en önemlisi bugünlerde çokça dile getirdiğimiz ama anlamını kavrayamadığımız “Barış Gazeteciliği” ilkeleridir. Bir barış gazetecisi elbette yapılanı sabotaj olarak değerlendirebilir. Gazetecilik toplum içinse- ki bunu siz de iddia ediyorsunuz, bir toplumu, halkları ve bir bütünen coğrafyayı savaştan çıkaracak ve barışa götürecek bir süreç yürütülüyorsa bu sürece toplumun her bir bireyi, emekçisi katkı vermelidir; aksine savaş çıkmazına sürükleyen tartışmalar, algılarla oynamak elbette barış sabotajıdır.
Bir mezar taşına dokunamadan, başında a��ıt yakamadan, bir avuç toprağa çiçek bırakamadan geçti 10 yıl.
Leyla Değer, yaşamını yitirdiği açıklanan oğlu Abdülselam Değer’in cenazesine “DNA eşleşmesi olmadığı” gerekçesiyle ulaşamadı. Oğlunun kemiklerini yıllarca Nisêbîn’in sokaklarında arayan anne Leyla Değer, içinde büyüttüğü yasını yine oğlunun izlerinin kaldığı bu kentte tuttu.
Maviydi Şîno’nun gözleri, hem de masmavi…
Gönül Önver’e, “Söyle, teslim olsun” dediler. O ise kılını bile kıpırdatmadı. Üzülmediğinden, korkmadığından ya da oğlunu yaşatmak istemediğinden değildi bu suskunluk. Oğlunun onurunu yaşamından daha değersiz görmeyeceğini biliyordu. Şîno’nun ölümü göze alsa da teslim olmayacağını biliyordu. Nitekim öyle de oldu...
📌Anne beni toprağıma göm!
▪️Anne Gönül Önver, kaybettiği oğlu Şino'yu, ıslığını, son sözlerini ve bitmeyen zulmü anlattı:
'Hem oğlumu katlettiler hem de para istiyorlar. Bizi icraya verdiler ve borç 250 bin TL oldu. Bu zulümdür. Özgürlüğümüzü istiyoruz, barış istiyoruz. Ben bir Barış Annesi'yim ciğerim yanmış ve istemiyorum başka bir annenin ciğeri yansın...'
✍️ Reyhan Hacıoğlu
https://t.co/0RNnG5UQ3L
Şara- Mazlum Ebdî'nin görüşmesinin ayrıntıları orta çıktı. Ebdî Cumhurbaşkanı Müsteşarı, İlham Ehmed Suriye Milletvekili oldu.
Kürtçe Suriye'de ikinci resmi dil olarak kabul edilirken, Kürt coğrafyasında eğitimi örgütlenecek. Bu kapsamda oluşturulacak komisyon Kürtçe materyaller hazırlayacak ve anadilde eğitimi örgütleyecek.
İmralı Heyeti üyeleri Mithat Sancar, siyasetçi Gültan Kışanak ve İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş, Ankara’da gazetecilerle bir araya gelerek sürecin hukuki ve kurumsal aşamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Heyet, Abdullah Öcalan’ın süreçteki olası rolünden silahsızlanmanın takibine, yeni yasal düzenlemelerden PKK kadrolarının dönüşüne kadar birçok başlıkta soruları yanıtladı.
https://t.co/RtcAvPeTxU
@jinajans_trk
QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, QSD'nin askeri güç olarak misyonunun sona erdiğini ve Suriye ordusu bünyesindeki tugaylara entegrasyon sürecinin tamamlanmasının ardından bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini açıkladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” kapsamında oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun gerçekleştirdiği ilk toplantıya ve son birkaç gündür dijital medyada dolaşıma sokulan iddialara ilişkin açıklama yaptı.
DEM Parti İmralı Heyeti tarafından kamuoyuyla paylaşılan açıklamada Abdullah Öcalan, sürecin kritik bir aşamaya geldiğini belirtti.
Abdullah Öcalan’ın açıklaması şöyle:
“Sn. Cumhurbaşkanı ve Sn. Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları güçlü siyasi irade, çağrım üzerine yapılan silahlı mücadeleyi bırakma açıklaması, nihayetinde de siyasi partilerin sağladığı tarihî destek ile yasalaşan ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal B��tünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’ kapsamında oluşturulan kurulun ilk toplantısını dün gerçekleştirmesi, sürecin emin adımlarla ilerlediğinin net göstergesidir. Süreçte kritik bir aşamaya gelinmiştir.
Bu tarihî dönemde süreci akamete uğratmaya çalışan bazı çevrelerin girişimleri bana karşı bir komplodur. Basına, sosyal medyaya yansıyan ve bana atfedilen ifade, görüşme, isim, belge, tutanaklar, atıflar gerçek dışıdır. Bu paylaşımlar süreç karşıtları tarafından geliştirilen provokatif hareketlerdir.
Toplumsal barışın ve kardeşlik hukukunun inşası için yürütmeye çalıştığım çabaları daha da geliştireceğim tabiidir.
Herkesi, kardeşlik ruhuna uygun, sağduyulu ve bilinçli bir yaklaşım ve çaba göstermeye davet ediyorum.
25 Ağustos 2026
Abdullah Öcalan.”
Bize düşen belki de tam olarak budur: Bugünün sevincini yaşarken dünün acısını unutmamak. Barışı, kaybettiklerimizin üzerini örten bir sessizliğe değil, onların düşlerini yaşatacak bir geleceğe dönüştürmek. Çünkü bazı insanlar göremeyecekleri bir güne inanarak yürüdüler. Bazıları o gün gelsin diye gençliğini, özgürlüğünü, sevdiklerini, bazen de yaşamını verdi.
Hiç kimse onurlu bir barış için ne kadar bedel verildiğini belki de hiç konuşmayacak, herkes ne kadar da bilmiş olacak bir halk için en iyisinin ne olduğunu, o yüzden hiç beğenmeyecekler hiçbir şeyi…
Ve belki biz hiç oturup yas tutamayacığız seninle. Çünkü hep bir yerlerde yeniden kavga etmek gerekecek halkımız, ülkemiz ve sevdiklerimiz en çok da kaybettiklerimiz için…
Saygı ve minnetle, bugünü mümkün kılanlara🙏🏻🙏🏻
*Genel olarak süreç üzerine yapılan tartışmalara bakıldığında maalesef daha çok teknik, tâlî denilebilecek yönleriyle tartışılıyor.
*Özel savaş rejiminin psikolojik savaşı bunda etkili olsa da en önemli boyutları bununla izah edilemez. Özellikle demokratik komünal toplum inşa etme sorumluluğu olan bizler, yaşadığımız yüzeysellikler nedeniyle tâlî-teknik yönlerden kurtulup stratejik düzeyde düşünemiyoruz.
*Bu nedenle tartışmalarımız ve çalışmalarımız özlü olamıyor, esas gündeme giremiyoruz. Bunun sonucu olarak, söylediklerimiz haklı da olsa psikolojik savaşın sınırlarında kalıyoruz. Dolayısıyla esas gündem, tartışma ve konulardan uzak kalıyoruz.
Bugün 88 yaşında. Kalbi yorulmuş, ciğerleri artık nefesi tek başına taşıyamıyor. Oksijen cihazının ritmine karışan her nefes, oğlunun adını fısıldayan sessiz bir duaya dönüşüyor. Bedeni zayıflamış olabilir ama bir annenin umudu, hastalıklardan daha dirençli.
Yarın, Meclis'e sunulması beklenen "çerçeve yasa" kanun teklifinin adı belli oldu.
Meclis kulislerinden edinilen bilgilere göre kanun teklifinin ismi; "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" adıyla Meclis Başkanlığı'na sunulacak.
@MelekAv17