BREAKING - A Swiss Tribunal recognises the legitimate right to peacefully oppose the ongoing genocide in Palestine.
One again: justice for Palestine starts at home. It only takes people caring and applying Intl Law. And persevering.
On üç yıl önce bugün Ankara’nın göbeğinde
bir genci vuracak polis.
Sonra çektim sıktım üç tane diyecek ve serbest kalacak.
Bugün Ethemi vuracaklar.
#EthemSarısülük#Gezi13Yaşında
Gururla oradaydık. Gezi’de kendi hayatıma da bakıp bundan sonraki yıllarımı nasıl geçirmek istiyorum diye sormuştum. Ali İsmail Korkmaz’ın ablasıyım, bu ülkenin çocuklarını, gençlerini korumaktan başka işimiz yok demiştim. Düşene dövüşene bin selam. #Gezi13Yaşında
Ve tüm bu pasif ve toplumu pasifize eden tutumların yıllarca “makul ve birleştirici” bir kimlik adı altında pazarlanması.
(Bakınız: 2023 seçimlerinde kendi adaylığının dayatılması süreci.)
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu tartışılıyor ise makarayı geriye sarmak ve şu 10 vakada “neden” sorusunu sormak gerekiyor:
1-) Deniz Baykal’ın evine kamera yerleştirenlerin kim olduğunun istikrarla sorgulanmaması ve bu organizasyonun üzerine gidilmemesi,
2-) 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce parti tabanı Yılmaz Büyükerşen’in adaylığına hazırlanırken aniden kimsenin tanımadığı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi,
3-) Haziran 2015’te AKP ilk kez yasama çoğunluğunu kaybettiğinde hükûmeti kurma görevini üstlenmek için bastırmak yerine 45 gün boyunca ("istikşafi görüşme" kisvesi ardında) bekleyip Kasım seçiminin önünün açılması,
4-) Hükûmet, Nisan 2016’da dokunulmazlıkları kaldıran geçici 20’nci maddeyi gündeme getirdiğinde “Anayasa’ya aykırı ama evet diyeceğiz” denerek hükûmetin planına destek verilmesi,
5-) Temmuz 2016'da darbe girişimi sonrasında “Yenikapı çizgisi”ne nüanssız ve koşulsuz biçimde dahil olunması,
6-) Nisan 2017 referandumundan sonra “mühürsüz oylar” skandalı patladığında kitlelerin pasifize edilmesi ve sonucun hızla kabullenilmesi,
7-) Haziran 2018’de Muharrem İnce’nin itibarsızlaştırılıp yalnız bırakılması ve seçim güvenliği tartışmalarının sineye çekilmesi,
8-) 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce kamuoyu yoklamalarında Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş öndeyken bu isimlerin aday yapılmaması,
9-) 2023 TBMM seçimlerinde seçilecek yerlerden eski AKP kadrolarına (Deva, Gelecek, DP) kontenjan açılması,
10-) Parti tabanının bir kısmının ideolojik geri çekilme ve özür siyaseti olarak algıladığı “helalleşme” söyleminin belirleyici hat hâline gelmesi (tek parti dönemine dönük tüm yalanların kabullenilmesi, Menderesçilik vb.) ve tarihsel bağlarla tamamen kopulması...
Şu geçen iki günde, cenaze töreni havasında “gidenin ardından” temalı yılgın paylaşımlardan sonra ilaç gibi geldi Turgut Hoca’nın bu yazısı.
Özellikle ilk kısmını tekrar tekrar hatırlamak, hatırlatmak gerek:
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Bir gece ansızın…
21 Mayıs 2026, gece yarısı Resmî Gazete’de yayımlandı: tek bir Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izni kaldırıldı. 30 yıllık emekle kurulan bir kurum, bir gecede fiilen kapatıldı.
Aslında Anayasa açıktır, üniversiteler kanunla kurulur, kapatılmaları da ancak kanunla olabilir. Fakat kimin umurunda? Adaletin ve adil yargılamanın olmadığı bir dönemde, sırada koskoca bir üniversiteyi kapatmak varmış.
Bu karar ne hukuka sığar ne vicdana. 15 yıldır ders verdiğim, binlerce gençle birlikte büyüttüğümüz bir kurum yok sayılıyor.
Bu hukuksuzluğa asla sessiz kalmayacağız.
Bilgi Üniversitesi Erdoğan imzasıyla kapatıldı
1996’da kurulan Bilgi Üniversitesi’nde 20 bini aşkın öğrenci, bini aşkın akademisyen, 50 bine yakın mezun, 7 fakülte, 3 enstitü ve 150'yi aşkın program vardı. Bilgi, 2024 QS listesinde Türkiye’den sıralamaya giren vakıf üniversiteleri arasında ilk 5’te yer aldığını duyurmuştu.
https://t.co/jo1CnLVlG3
Can this really be explained by inflation alone?
Even amid the UK’s ongoing cost of living crisis, a basic grocery basket in Istanbul is coming out almost twice as expensive.
This is really distressing. How are people supposed to survive this?!
A basket of groceries in Istanbul is now more expensive than in the UK.
I compared two online shopping baskets - 1 from Carrefour for delivery in Istanbul; one from Sainsbury's.
The price of 19 basic items in the UK totalled £44.53.
The price of the 19 basic items in Istanbul totalled 4,425.18 TL / £71.99 at today's exchange rate.
I compared using the cheapest available options and the most similar items/quantities available.
There are a few items that really push up the cost of the grocery basket in Turkey, namely beef and instant coffee (?!). Some goods such as olive oil are roughly the same price as in the UK, while some items such as eggs, milk and onions are quite a bit cheaper in Turkey.
The gross minimum wage in Turkey is 33,030 (£537.88) a month.
The gross minimum wage in the UK is £12.71 an hour for people over 21. Assuming a 35 hour working week, this is £444.85 a week.
None of this is to say that people in the UK have it easy. I know the cost of living crisis - already years in the making and now exacerbated by the war in Iran - is hitting many people very very hard.
The point I'm rather trying to make is that inflation in Turkey is crazy, pushing living costs up to levels that far outstrip what many people earn.
istanbul'u da "bisikletin dahil olduğu çözümler kurtarır" dediğimizde dalga geçen dostlar online mı?
Paris örneğini inceleyiniz.
Merkezi 2 milyon, banliyöleri ile yaklaşık 13 milyon nüfuslu, Avrupa'nın 4. en kalabalık kenti.
Ve gelinen nokta 👇
Maybe one of the problems with our increasingly non-reading culture is the fact that reading classic literature is now treated as proof of intelligence instead of a source of enjoyment. We need to correct that.
Herkesin ahı herkeste kalıyor, eden bulmuyor, beddua alan mis gibi yaşayıp gidiyor.
O yüzden bize evrensel hukuk lazım, sadece hukuk.
Ötesi sadece mağdur pışpışlama, züğürt tesellisi.
Sadece gerçek hukuk!..
Ne demiş atalar "Direnen kazanır, dayanışma yaşatır", tüm sararmaya yüz tutmuş sendikalara örnek olsun bir avuç insandılar en başta, insanın gözleri doluyor..
Patron ve işçi arasındaki sözleşmeyi iş hukuku çerçevesinde güvenceye aldığını söyleyen devlet, sözleşmenin gereği olarak hakettikleri ücretleri işçilere vermeyen patrona, ücretleri öde demiyor, aksine hakkını isteyen işçiye gaz sıkıyor.
Soru: O halde bu devlet kimin devleti?