Öğrenciyken TV dünyasına Ateş Hattı'yla adım atmıştım. Acı tatlı pek çok anımız var, kitap olur. Başımız sağ olsun.
Reha Muhtar hayatını kaybetti https://t.co/t4s7K2TS5a
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
1979 yılında Halit Kıvanç’ın sunuculuğunu yaptığı, ilk TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği. O yıl 5 ülkeden 133 çocuk 31 lider katılmıştı şenliklere. Televizyon başında izlemiştik kardeşlerimle e çocuktuk daha :)
#TrtArşiv
Küçükken annem "Hava soğuk üstünü biraz daha kalın giy" dediğinde giymezdim ve gerçekten üşürdüm. Şimdi oğluma "Kalın giy" diyorum, o da giymiyor ve gerçekten üşüyor. Annenizi dinleyin yavrum...
Öğretmen yakınım şunu söylüyor, lise çağındaki öğrencilerimizin büyük bölümü hiperaktivite tedavisi görüyor, ilaç kullanıyor. Bu artık günümüzün normal mi, ben anlamıyorum #maraş#EgitimdeŞiddeteHayır
İdealist, işini ciddiye alan, aileyle öğretmenle iş birliği yapmayı önemseyen rehberlik öğretmenlerine büyük ihtiyaç var. Tabii bunun için önce ailelerin iş birliğine açık olması gerekiyor. #maraş#EgitimdeŞiddeteHayır
Onlarca yıldır, yolsuzluk, usulsüzlük ve hukuksuzluk iç incelemeleri yürütürüm. Bildiğim bir şey varsa, o da Epstein dosyasının en berbat tarafının o dosya içindeki cehennemin ta kendisi olmadığıdır.
Kurulması olağanüstü uzun süre ve ilişki zinciri gerektirecek böylesi bir ağın zerre sızıntı ve ihbar olmaksızın bu kadar gelişkin bir noktaya kadar ilerleyebilmesi, bu cehennemin binlerce insan tarafından mükemmelen hazmedilebildiğini ve korunabildiğini gösterir.
Konu, Epstein'i var edenler konusu. Konu, gücün ve güçlünün canı ne isterse onu alabilmesi konusu.
Epstein, bir seri katilden veya canavarca hislerle insanlara kötülük yapan bir ruh hastasından çok daha farklı bir konu. Bir tek kişinin nasıl olup da bu noktaya gelmiş olabileceğini tartışmıyoruz. Nazi Almanyası konuşurken nasıl yüz binlerce insanın birden böylesine sapkın bir yola girebildiğini tartışıyorsak, Epstein dosyası yönünden de binlerce insanın nasıl olup da bu korkunç düzeni kurup koruyup yürütebildiklerini tartışmak zorundayız.
Dünya düzeninde paraya ve güce dizgin vuran hiçbir yapı olmamasının bu gösterişli örneğini, bizlere yabancı bir Epstein meselesi olarak değil, bir gücün suistimali zirvesi olarak masaya yatırmak durumundayız.
Sessiz kalanın, göz yumanın, izin verenin, yataklık edenin, esas fail olduğu esasına göre hareket edilmedikce ve korkaklar ile yardakçılar asil ile denk seviyede sorumlu tutulmadıkça, bu konuların içinden çıkmaya da Epstein'lerin sonunu getirmeye de imkan yoktur.