Selçuk Mızraklı kayyumculuğu deşifre ettiği bu videodan birkaç ay sonra tutuklanmıştı.
Aradan 7 yıl geçti ve bugün tahliye edildi. Şimdi o kayyum siyaseti Türkiye’nin her yerinde.
Bu, sahnede “şaka” yapmanın cezası değil. Bu, sahnede Burak Erdoğan’ın trafik kazasında Sevim Tanürek'i öldürmesini ve tek bir gün hapis yatmadan hayatına devam etmesini söylemenin cezası. Bu örtbas edilen suçu dillendirmenin cezası.
Bir silahlı çatışma sona erdikten sonra barışın kalıcı olması için daha önemli olan, eski çatışan aktörlerin siyasal sisteme dahil edilmesi mi, yoksa devlet iktidarının gerçekten sınırlandırılması mı? Karşılaştırmalı veriler ikinci unsurun çok daha önemli olduğunu gösteriyor.
The Journal of Politics’te yayımlanan “Power Sharing, Protection, and Peace” başlıklı araştırma, güç paylaşımının farklı biçimlerini birbirinden ayırıyor. Yazarlar 180 ülkeyi kapsayan yeni bir veri seti oluşturup kurumları üç gruba ayırmışlar.
Çatışmanın tarafı olan grupların kurumsal siyaset içinde temsil ve katılım imkanlarının genişletilmesi, yerel ve bölgesel yönetimlere daha fazla siyasal ve idari yetki verilmesi, ve iktidarın yapabileceklerini gerçekten sınırlayan kurumlar.
Son gruba bağımsız yargı, temel hakların korunması ve devletin bazı gruplara karşı keyfi güç kullanmasını zorlaştıran kurumsal güvenceler giriyor. Ardından bu kurumların hem iç çatışmaların başlamasıyla hem de daha önce çatışma yaşamış ülkelerde yeniden başlamasıyla ilişkisini incelemişler.
Ortaya çıkan sonuç bayağı dikkat çekici. Çatışmanın yeniden başlaması ihtimalini anlamlı biçimde azaltan şey rakip elitlerin sisteme dahil edilmesi ya da yetkinin bölgelere dağıtılması çıkmamış. Üç güç paylaşımı türü arasında istatistiksel olarak anlamlı çıkan tek unsur iktidarı sınırlayan kurumlar. Bu sonuç daha önce çatışma yaşamış ülkeler için de geçerli.
Yazarların “constraining power sharing” dedikleri bu kurumsal sınırlamalardaki 1 birimlik artış, çatışma riskinde yaklaşık %18’lik bir düşüşle ilişkili çıkmış. Yalnızca daha önce çatışma yaşamış ülkeler incelendiğinde de aynı yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç ortaya çıkmış. Buna karşılık kapsayıcı güç paylaşımının barışa istatistiksel olarak olumlu etkisi ortaya çıkmamış.
Bunun arkasındaki mantık basit. Silahlı bir hareket barış sürecinde silah bırakırken devlet silah bırakmıyor. Bu nedenle zaman geçtikçe güç dengesi devlet lehine değişiyor. Eğer devletin daha sonra verdiği sözlerden dönmesini, siyasal alanı yeniden kapatmasını ya da eski rakiplerine karşı baskı uygulamasını engelleyecek bağımsız kurumlar yoksa, anlaşmanın uzun vadeli güvenilirliği zayıflıyor. Buna karşılık devletin gücünün gerçekten sınırlandırılması hem verilen sözleri daha inandırıcı hale getiriyor hem de siyasal mücadeleyi silahsız biçimde sürdürmenin değerini artırıyor.
Türkiye açısından da bu sonuçlar anlamlı. PKK’nın silah bırakması, Kürt siyasal aktörlerinin kurumsal siyaset içindeki temsil ve katılım imkanlarının genişletilmesi veya bazı aktörlerin sisteme dahil edilmesi kendi başına kalıcı bir barışın kurumsal güvencesi sayılmayabilir.
Süreç sonunda devletin siyasal alanı tek taraflı biçimde daraltma, hakları geri alma veya verdiği sözlerden dönme kapasitesinin gerçekten sınırlanıp sınırlanmadığı da gayet kritik. Yani bir grubu elit temsilciler üzerinden sisteme dahil etmek ile o grubun ve genel olarak vatandaşların haklarını güvence altına almak aynı şey değil.
Bu nedenle Türkiye’de yürütülen sürecin silahsızlanma ve siyasi entegrasyon kadar, nasıl bir siyasal düzen ortaya çıkaracağı açısından da sorgulanması önemli. İktidarın hem bu süreci yürütürken hem de ülkenin genel siyasal düzenini şekillendirirken ısrar ettiği, yürütme gücünü merkezileştiren ve kurumsal denetimini zayıflatan yönetim modeli, çözmeye çalıştığı sorunun kalıcı biçimde aşılmasını da zorlaştırabilir.
Gerçekten uzun vadeli bir toplumsal huzur hedefleniyorsa, vatandaşların haklarını iktidarın takdirine bırakmayan ve yürütmenin keyfi hareket alanını sınırlayan kurumların varlığı hayati önemde.
Bir kez daha şunu vurgulamak gerek: Deniz Göktaş’ı “kaçma şüphesi” ile tutuklamalarına rağmen kaçmayı tercih etmediğini biliyorlar. Hatta kaçmamış olması inanılmaz asaplarını bozuyor. Kaçmaya meyilli olsa belki bırakılırdı. “Nasıl böyle cesur olabildin” cezası bu...
Deniz Göktaş’ı cezaevinde tutmak için hukuku çiğnemeye doyamıyorlar. Tahliye kararı çıkınca Daltonlar çetesi ile ilgili espriyi ‘Suçluyu övmek’ diye absürt biçimde yorumlayıp Deniz Göktaş’ı cezaevinden çıkmadan tekrar tutukladılar. Artık herkes yaptığı her espriden ayrı ayrı tutuklanabilir. Yargını geldiği hal budur. @karabayfurkan5 haberi.
🔻 14 yaşındaki Suriyeli Ali Şihap, Adana’da çalıştığı hurdacıda öldürüldü
👉️ Deyrizor’da IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonda Ali Şihap’in yaşadığı ev, çatışmanın ortasında kaldı.
👉️ Ali’nin babası, iki kardeşi ve üvey annesi öldü.
👉️ Çatışma sırasında hayatta kalan Ali, çalışmak için 40 gün önce geldiği Adana’da öldürüldü.
🗞️ Haber Ferhat Yaşar (@frtysr_) https://t.co/FGqwNFNXIc
Henüz otopsi dahi yapılmadan intihar diye bize dayatan Van valisi ozan balcı, suistimali bulunan ilk savcı, başsavcı, ATK raporunu düzenleyen şahıslar hakkında soruşturma başlatılmalı ve etkin bir soruşturma yürütülmesi gereklidir.
@abakingurlek#RojinİçinAdalet
Önce şu “DEM’li kardeşim” hitabını bırakalım. Kürtler, siyasal özne. yukarıdan seslenip “Ben cevabı biliyorum, siz kendinizi kandırıyorsunuz” demek de soru sormak değil, Kürtlere akıl vermektir.
Barış ve müzakere, güvendiğiniz insanlarla yapılmaz; çatışmanın tarafıyla yapılır. Bu iktidara güveniyor muyuz? Hayır.
Sunulan yasayı yeterli buluyor muyuz? Hayır.
İktidarın bu süreçten kendi çıkarı için yararlanacağını bilmiyor muyuz? Elbette biliyoruz. Buna rağmen çatışmasızlığa, insanların cezaevinden çıkmasına ve siyasetin alanının küçücük de olsa genişlemesine yol açabilecek bir ihtimali gözetiyor muyuz? Evet. Mesele bu kadar açık.
2015’te çatışmalar yeniden başladığında neler yaşadığımızı, bunun Kürtlerin hayatında neye mal olduğunu hatırlıyoruz. Belki sizin gündeminizde aynı ağırlıkta değildi; bizim hayatımızdı. Dolayısıyla barış ihtimalini tartarken sizin görebildiğiniz ama yıllardır bunun bedelini ödeyen Kürtlerin göremediği hangi tehlike var, gerçekten merak ediyorum.
Kürt siyasetinin uzun bir tarihi, politik hafızası ve müzakere deneyimi var. İktidara güvenmemekle barış ihtimalini zorlamak arasındaki farkı biliyoruz. Sizin de artık Kürtleri kandırılmayı bekleyen bir topluluk gibi görmekten vazgeçmeniz gerekiyor.
Öğrencilerimin başlattığı change org kampanyasını yaygınlaştırabilir misiniz?
Trans öğretmen Zoe Lila için adalet! - Kampanyaya imza ver! https://t.co/aFWOgTL0jG
Sırrı Süreyya Önder: “Bir insan aklından vazgeçer mi?”
Bir insanın hafızasını, yasını ve onurunu elinden alan o kırılma anı: Hatun Tuğluk’un cenazesinde yaşananlar ve Aysel Tuğluk’un yarım kalan yası.
(Arşiv röportaj kaynağı: SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği – “Barışa Adanmış Bir Ömür: Aysel Tuğluk” | Video: Pattern)
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Dem Parti’ye 10 yıl boyunca olağanüstü baskı yapıldı. Belediyelerine kayyum atandı. Binlerce üyesi, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklandı ve hala tutsaklar. Buna rağmen neredeyse kimse “korkup” AKP’ye geçmedi.
CHP siyaseti en başta kendini sorgulamalı.
Bunu her ülkede göremezsiniz: Yüksek yargı mensubu bile adalet arıyor❗️
Bolu Grand Kartal Otel'deki yangında yakınlarını kaybeden aileler Bolu'dan Ankara'ya "78 Can İçin Adalet Yürüyüşü" başlatıyor. Yürüşte ülkemizde pek görülmeyen bir şey yaşanıyor. Bir yüksek yargı mensubu da oğlu için adalet arıyor.
Yangında oğlunu kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay da bu eylemde-yürüyüşte yer alıyor ve şunları söylüyor:
"Bir toplumda insanlar ekmeksiz kalabilir, susuz kalabilir, karanlıkta kalabilirler. Ama adaletsiz kalamazlar, buna dayanamazlar"
Yoldaşımız Deniz Göktaş'ın annesi ve babasıyla birlikteydik bugün, Kiraz abla da Kemal abi de fişek gibiler!
Deniz için gösterilen dayanışma ve bu dayanışmayla büyüyen cesaretin onlara da güç verdiğini, direnç verdiğini söylüyorlar.
Kemal abiyi Deniz'den dinlediniz, Deniz'i Kemal abiden dinlemek ise ayrı muhteşem. Kumaşı ana babadan aldığı apaçık :)
Deniz'e sahip çıkan herkes, bu büyük dayanışma bu aralar çok sıklıkla yazmak zorunda kaldığımız ".... yalnız değildir" sözünün öylesine edilmiş bir laf olmadığını gösteriyor.
Evet, elbette birbirimizi yalnız bırakmayacağız. Bu devran, ortak mücadelemiz ve dayanışmamız sayesinde dönecek.
Deniz Göktaş bir an önce serbest bırakılmalı.
Sanata, mizaha, halka özgürlük!
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.