Psikolojik bir gerçek: İnsan, kendisinde eksik olan değerleri dijitalde aşırı sergileme eğilimindedir. Sürekli erdemden, tarihten ve edepten dem vuran paylaşımların arkasında, genelde kapalı kapılar ardındaki büyük bir samimiyet boşluğu yatar.
Sosyal medya ahlakçılığının en rafine hali, erdemi tarihi bir nesne gibi sergilemektir. Tweetlerde bilge, gerçek hayatta ise kapalı kapılar ardındaki gıybet çarklarının bir parçası olmak tam bir modern çağ illüzyonu.
Maskeniz ne kadar antika, edebi ve sanatsal olursa olsun; altındaki o çok taze ikiyüzlülüğü bir kere gören biri için artık tüm o sahte dekorlar hükümsüzdür.
"Gerçek 'sır', kapalı kapılar ardında başkalarının gıybetini yapıp yüz yüze bakınca erdem oyunu oynamak değildir. Kelamı ve dili kutsal sözlerle süsleyip, eylemi çamurda bırakmak sadece sahte bir Persona inşasıdır. Maya neyse, kalpten sızan odur."
Bir insanın en büyük trajedisi, kelimelerle inşa ettiği o 'saygılı ve erdemli' portreye, kapalı kapılar ardındaki çürümesine rağmen kendisinin de inanmasıdır. Dil ne kadar kutsal konuşursa konuşsun, eylemin sızdırdığı çamuru örtmeye yetmez.
Bana birbirlerini fısıldayanlar, şimdi baş başa vermiş beni konuşuyorlarmış. İki sahteliğin bir araya gelip tek bir gerçeği çekiştirmesi... Perde arkasındaki bu sessiz tiyatroyu izlemek büyük keyif.
Bir insanın gerçek kumaşını bilip, onun dış dünyaya karşı oynadığı o 'kusursuz' tiyatroyu izlemek... İllüzyonun farkında olan seyirciyi hiçbir dekor etkileyemez.
Herkesin niyetini anlayabilecek yaşta ve donanımdayım. Evet bazen yok sayıyor, bazen de görmezden geliyorum çünkü öyle şeyler yaşıyor ve görüyorum ki; onlar adına ben utanıyorum Mesafemi koyup, sadece uzaklaşıyorum...! Günün sonunda arkamdan konuşan arkamda kalıyor.