Allah acılı ailelere sabır versin. Böyle durumlarda üzgünüm demek bile o kadar yetersiz ve anlamsız geliyor ki.
Mutlaka dinlenmesi gereken bir yayın!
Konu her yönüyle gayet net ve topluma fayda sağlayacak şekilde ele alınmış.
Teşekkürler @s_hablemitoglu@unsalunlu
Türkiye; İstanbul, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan okul saldırılarının ardından tedirgin bir bekleyiş içinde...
Şiddetin kaynağından çözüm önerilerine ve elbette evlatlarını kaybeden ailelerin yas süreçlerine kadar her şeyi Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu @s_hablemitoglu ile konuşuyoruz... Saat 13.00'te #x ve
https://t.co/1MMySRV44U 'da...
merhabalar,
bütün yıl hayal ettiğim gibi turnem ve kurgu biter bitmez arkadaşlarımın yanına 3 tişört 3 boxerla tatile geldim. bilmiyorum seyahat etmem ayıp bir şey mi ama istihbarat haberi gibi paylaşanlar 22 haziran’da yüklü bir bedelli askerlik ücreti ödediğimi de görürler, uzun yıllar ülkede olacağım :) Türkiye’de olmamı gerektiren bir durum olursa ilk uçakla döneceğim, tişört sayısı zorluyor.
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Medyaya ve etkin sosyal medya kullanıcı arkadaşlara not,
Katil manifestosunu/mektubunu yaymak ya da yayımlamak “halkın bilme hakkı” değildir. Bu failin propagandasını tamamlamaktır.
Kanıt açık. Toplu saldırılar zaman içinde kümeleniyor, başkalarını tetikliyor. Yüksek profilli bir saldırının ardından kısa süre içinde yeni saldırı olasılığı belirgin biçimde artıyor. Failler kendinden öncekileri okuyor, atıf yapıyor. Manifesto bu süreci körüklüyor ve sonraki faile hem senaryo hem meşruiyet sağlıyor.
Şöhret, bu saldırganların aradığı birincil ödüllerden biri.
(Sosyal) Medya faillerin adını, yüzünü, metnini büyüttükçe bu ödülü garanti ediyor.
Katliama yol açan motivasyonu anlamak için tam metni basmak ya da paylaşmak gerekmiyor. Varsa ideoloji, şikâyetler ya da kaçırılan uyarı işaretleri haberleştirilebilir.
Basın özgürlüğü, failin senaryosunu uygulama yükümlülüğü değildir.
Manifesto yayımlamamak sansür değil, sorumlu gazeteciliktir. Bu etik kural yüksek takipçili hesaplar için de geçerlidir.
Şimdi Türkiye’yi kim kurtaracak?
Türkiye’de belki de gerçekten bu coğrafyaya özgü bir çelişki yaşıyoruz. Bence bu artık bu ülke için bir fenomen.
Büyük bir trajedi olduğunda, bir anda herkes çözüm uzmanına dönüşüyor. Herkes ne yapılması gerektiğini biliyor, teşhisi koyuyor, kesin konuşuyor. En iyi tespit onun, en dahiyane yöntem ona ait ve olan bitene en çok o üzüldü.
Ama aynı kalabalığın geçmişine baktığınızda, ortada neredeyse hiçbir birikim bulamazsınız. Bu insan bu kadar bilgili ve iddialıysa elbet buna dair bir geçmiş birikimi olmalı diye düşünürsünüz.
Ne bir derneğe katkısı olmuştur, ne bir gönüllülük deneyimi vardır, ne de toplumsal sorunlara dokunan en küçük bir emek vermiştir. Her zaman işine bakmıştır kolayından, "gemisini yürüten kaptan" demiş çocuklarına da sıkı sıkı bunu tembihlemiştir.
Meslek örgütlerinde, derneklerde, sivil toplumda çalışan insanlarla alay edenler bunlardan çıkar.
“Türkiye’yi kurtarmak sana mı kaldı?” diyenler, topluma katkıyı enayilik olarak görenler aynı gruplar…
Kendi apartmanında bile sorumluluk almaktan kaçınan, en basit ortak meselede bile “aman bana mı kaldı” diyerek kenara çekilenler, çözüme katkı sunmak yerine izlemeyi, eleştirmeyi ve bol bol tüketmeyi tercih edenler.
Toplumda örgütlenmeyi tehlikeli gören, aman boş ver, mimlenirsin, başın derde girer deyip kendi hakkını savunmak isteyeni korkutan, gördüğü adaletsizliği ifşa etmeye çalışanı dizginleyen, dert bizzat kendi derdi olmadığı sürece hiçbir konuda söyleyecek lafı olmadığı gibi üç maymunu oynayanlar.
Bugün ise aynı kitle sanki yıllardır bu meselelerin içindeymiş, sanki bu alanda bir emeği tecrübesi varmış gibi konuşuyor. Oysa gerçek şu, toplum, kriz anlarında değil, krizden önce kurulan yapılarla ayakta kalır.
Sivil toplum dediğimiz şey, tam da bu yüzden vardır. O “enayi” diye küçümsenen insanların yıllarca sabırla kurduğu, sürdürdüğü, büyütmeye çalıştığı yapılar yüzünden hâlâ bir şeyler konuşabiliyoruz.
Türkiye’nin çocuklarını kim kurtaracak sorusunun cevabı da burada yatıyor. Onları, felaket sonrası yüksek sesle konuşanlar, tv yorumcuları, sıcak gündeme dair bir hafta sonra unutulacak röportajlar değil felaket gelmeden önce sessizce, istikrarlı biçimde çalışanlar koruyabilir. Ama bunun için bir yüzleşme şart.
Seyirci kalmayı bir hak, sorumluluk almayı bir saflık olarak gören bu kolektif zihniyet değişmeden, hiçbir öneri, hiçbir “çözüm listesi” gerçek bir karşılık bulmaz.
Bu bile yetmez, toplumun bu kendi birikimi etrafındaki çözümleri siyasetin bir taahhüdü haline de getirmesi gerekir. Başkanların belirlediği listelere oy vererek iktidarı değiştirebilirsiniz ama düzeni değiştiremezsiniz.
Çünkü mesele yalnızca bilgi eksikliği değil. Mesele, yıllardır tüm Dünya’da bilinen sorunları kendi başına gelmediği sürece sorun etmemek ve bu topluma felaketler yaşanana kadar hiçbir gerçek katkı yapmamak.
iki gündür kendisine doktor, avukat, okumuş yazmış diyen insanlara otizm, dheb, bipolar, şizofreni gibi konuları şiddete kaynak göstermenin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz, sizinki gibi bir bakış açısının bu ülkedeki hiçbir sorunu çözmesi mümkün olmadığı gibi yaptığınız bu tanıları olan insanlara ciddi zarar veriyor, anlamayacağınız da net, bizim sizi bırakıp çocuklarımızı sizin gibilerden nasıl koruyacağımıza kafa yormamız gerekiyor
@erdemabaka Böyle bir şeyde çocukları kullanmak, insanların bilincine (cesaret kılıfına büründürüp) savaş "korkusu" sokmak... söyleyecek kelime bulamıyorum.
AYM'ye ne olacak?
"Bu insanlık dramları ortasında, AYM’nin geleceği, kararlarına konu yurttaşların yaşam hakkı kadar olmasa bile hukuk devleti ve vatandaşlık açısından büyük önem taşıyan bir meseledir. "
Bugünkü yazı:
https://t.co/eB1Y8Q1C0h
Kirasını ödeyemediği için evden çıkarılan bir emekli, soğuktan donmamak için sığındığı arabada yanarak can verdi bugün. 25 yıllık iktidarın üzerini örtemediği buz gibi gerçek budur.
Yoksul halkın öfkesini, yoksulluğunun sebebi olan sisteme ve iktidara değil nefret unsuruna dönüştürülmek istenen komşusuna yöneltmek, faşizmin ta kendisidir ve rengi yoktur, kapkaradır!⬛
Hepimizin vergileriyle kamu yayıncılığı yapmanız gerekirken içimizden birilerini hedef gösteremez, hayatlarımızı tehlikeye atamaz, nefret suçu işleyemezsiniz.
Evlatlarımızı hedef tahtasına oturtan, kamu gücünü elinde tutan sizlerin ideolojinizi topluma tek gerçek olarak dayatması ve kendi normunuzun dışında olan herkesi "tehdit" ilan etmesidir.
Profesörsünüz, faşizmin tanımını bilmediğinizi düşünmüyorum. Bilerek ve isteyerek yapıyorsunuz bunu ki bu daha kötü!
@SedefErken Sedefcim, başın sağolsun. Mekanı cennet olsun anneciğinin. Çok iyi bir adım atmışsın. Hayırlı uğurlu olsun. Sular seller gibi aksın ve yerini bulsun🙏🏻
+çünkü, bizim gibi ülkelerde insanlar iş hayatında aşırı yıpranıyorlar
İşleri hafif bile olsa, gidip gelirken yolda ve günlük hayatta yaşadıkları zorluklar -koşullarına ve bünyelerine bağlı olarak-herkesi yıpratıyor
Daha makul ve-iş gücünü değerlendiren-ucu açık bir yöntem olmalı
Bugünün gençlerinin yarınlarını koruyan ve yol gösteren bir bakış açısı.
Bedensel performans gerektirmeyen işlerde durum tam da bu. Ben daha geçen sene, 2.üniversiteyi çok daha iyi anlayarak v yüksek dereceyle bitirdim.
Ama emeklilik yaşının TR. vb.uzaması mantıksız ve acımasız+
Bugünün gençlerinin yarınlarını koruyan ve yol gösteren bir bakış açısı.
Bedensel performans gerektirmeyen işlerde durum tam da bu. Ben daha geçen sene, 2.üniversiteyi çok daha iyi anlayarak v yüksek dereceyle bitirdim.
Ama emeklilik yaşının TR. vb.uzaması mantıksız ve acımasız+
Akademi dünyası gençler için giderek zorlaşıyor gibi görünse de üniversite sayısının ve dolayısıyla kadro imkanının artması, doçentlik sözlü sınavlarının kalkması gibi kolaylıklar var.
Yaş konusu tüm dünyada bir standart olmaktan çıkıyor zira önemli olan kağıt üzerindeki rakam değil zihin ve beden yaşı. Artık cvlerde doğum tarihi kullanılmıyor zira yaş nedeniyle konulan bariyer ayrımcılık olarak kabul ediliyor. ABD’yi Rusya’yı, Türkiye’yi yönetme yetisi ve hakkı olan insanların hocalık yapamayacağı iddiası saçmalık. İnsan ömrünün 100+ a doğru hızla gittiği ortada. Yıllardır birlikte çalıştığım psikiyatrist Ed Shapiro 83 yaşında Austin Riggs center’ın başına atandı geçen yıl.
Önemli olan dünyadaki gelişmeleri takip eden, kendini daima geliştiren, üretken ve aktif bir zihne sahip olmak. Bunları bazen 20li yaşlarındaki akademisyen adaylarında bile göremiyoruz. Konumuz yaş değil performans.
Gençlerin önünü tıkayan , prof olduktan sonra yatış moduna geçip sıfır üretkenlikle kadroları dolduranları ise yaşına başına bakmadan 1 dakika bile kadroda tutmamak lazım. Varlıkları israftan başka bir şey değil. Çalışmaya gönlü olmayan emekli olsun.
@FSYuksek Çok haklısın sevgili Sibel. Ben bu ve daha bir çok dengesiz durumdan epeydir çok yorgun ve bıkkınım. Sosyal medya takip ve katılımımı neredeyse sıfırladım. Eş dost özelden ulaşıp da ilgimi çeken bir şey gönderirse bir bakıp hemen çıkıyorum. Birçok kişi de bu durumda sanırım:(
19:30’da kalkacak olan İstanbul-İzmir uçağı hala bilinmeyen bir teknik arıA sebebiyle kalkacak mı kalkmayacak mı belli değil. Hostesler yolcuları su ikramıyla yatıştırmaya çalışıyor. Millet havasızlıktan isyan çıkarmak üzere. Nerdeymiş o en yeni uçak filosu😃🧿 @ucurbenipegasus
Dünyanın ikinci en yeni uçak filosuna sahip hava yolu olarak 124 uçağımızla, 54 ülkede 150'den fazla noktaya uçarak misafirlerimize sunduğumuz hizmet ağını genişletmeye devam ediyoruz. 💛
2024 yılında siparişini vermiş olduğumuz 200 yeni Boeing 737-10 model uçak yatırımımız ile filomuz daha da güçlenerek büyüme yolculuğuna hızla devam edecek.
Biraz önce Sayın bakan @MahinurOzdemir adına bakanlıktan arandım.
Kendisi suç duyurusundan hiçbir yetkili yöneticinin veya kendisinin bilgisi olmadığını, bu kişiyi bugün itibariyle görevden aldığını ve konuyla ilgili üzgün olduğunu iletmiş
Hızlı müdahalesi ve doğru yaklaşımı için kendisine teşekkür ediyorum.
Otizmli çocuklarımızın bakım konularında liyakatli yöneticilere ve “hak temelli bakım sistemini” öne çıkaracak çalışmalara her zaman destek vereceğimizi bir kez daha vurguluyorum.
Yönetim Kurulu Başkanımız @SedefErken ve otizmli çocukları için güvenli ve insanca şartların sağlanması amacıyla mücadele eden aileler olarak, ne yazık ki hak savunuculuğu yaptığımız için sindirilme ve soruşturmalarla uğraşmak zorunda bırakılıyoruz..
Otizm bakım merkezlerinde yaşanan darp, ihmal ve kötü muamele olaylarını dile getirmek; çocuklarımızın temel haklarını korumak her anne babanın insani ve yasal görevidir. Bu ihlalleri gündeme getiren ailelere soruşturma açılması, hem demokrasiye hem de insan haklarına aykırıdır.
Biz aileler otizmli çocukların sesiyiz. Onların haklarını savunmak suç değil, görevdir.
Soruşturmalarla aileleri susturmak yerine, bakım merkezlerinde yaşanan ihlalleri önleyecek denetimler artırılmalı, şeffaflık sağlanmalı ve sorumlular hakkında gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır.
Otizmli çocuklarımızın güvenliği, onuru ve geleceği her şeyden önce gelir.
Hak savunuculuğu susturulamaz!
Mayıs ayında Otizm Bakım Merkezlerinde yaşanan ölümler ve şiddet vakalarıyla ilgili olarak Sakarya Arifiye'de bir basın açıklaması yapmıştık.
Bununla ilgili bugün savcılıktan bir tebligat aldım, hakkımda kurum tarafından suç duyurusunda bulunulmuş, ifadem isteniyor.
Bana bu basın açıklamasını organize eden kişi olduğum için 8 ayrı suç isnat edilmiş, sırasıyla;
-Devlet Kurumlarını Alenen Aşağılama,
-Basın Yoluyla Hakaret,
-Hakaret,
-Gerçeğe Aykırı Bilgiyi Alenen Yayma,
-Yalan Bilginin Alenen Yayılması,
-Görevi Yaptırmamak İçin Direnme,
-İftira
-Görevi Yapmamak İçin Direnme
Bir otizmli çocuğun annesine bunu yapmaya utanmadınız mı demeyeceğim, sizde utanma olsa orada bir çocuk öldüğünde istifa ederdiniz, sizin gibilerden her şey beklenir,
Hodri meydan...
En çok dikkatimi çeken kısım ise şu, dilekçede elimizdeki pankartlardan birinde "hak temelli bakım modeline geçilsin" yazıyordu, bu ifadenin içeriği anlaşılamadı denmiş, şaşırmadım, sizin bu işlerden anlamadığınız çok ortada. Daha bu kavramı bilmeyen insanların bu görevlerde olması liyakat kavramının ülkemizde ne hallerde olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bilmiyorsanız da öğrenin; Otizm bakım merkezlerinde hak temelli bakım modeli, klasik “yardım”, “koruma” ya da “hizmet sağlama” anlayışının ötesine geçen, bireyin insan haklarını, özerkliğini ve toplumsal katılımını merkeze alan bir yaklaşımdır.
Kısaca: “Bakım”ın odağına ihtiyaçların pasif karşılanmasını değil, hakların tanınması, korunması ve güçlendirilmesini koyar. Yani insan haklarını...
son söz, sizden korkan sizin gibi olsun...