@Mehmet_Genc59 Allah bizi arifler yahut aşıklar sınıfından eylesin bu âlemde.
Varalım vuslata bu viranhanede
Ölmeden ölme sırrına erelim bu dünyada
Kalp gözünü açıp seyreyleyelim Hakk cemalini
Kendimizden geçelim ol yârin kapısında
“Zikir” tasavvuf geleneğinde yalnızca “dil ile tekrar etmek” değildir. Daha derin anlamda varlığın Allah’ı hatırlama, unutulmuş hakikatini diriltme ve benliğin dönüşmesi sürecidir.
Bu nedenle zikir üç ontolojik düzeyde anlaşılır:
1.Hatırlamak (tezekkür)
2.Diriltmek (ihyâ)
3.Dönüştürmek (tahavvül / tebeddül)
Bu üçü birlikte insanın “unutulmuş hakikatten hakiki varlığa dönüşüm yolculuğunu” anlatır.
1.Zikir = Hatırlamak (Tezekkür):
Kur’an’da zikir çoğu yerde “hatırlama” anlamındadır.
“Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim.” (tasavvuf geleneği)
“Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.” (Bakara 2:152)
Tasavvufa göre insanın problemi bilmemek değil, unutmaktır.
Çünkü:
-İnsan ruhu ezelde Hakk’ı bilmiştir
-“Elestü bi Rabbikum” hitabında buna şahit olmuştur.
Bu yüzden zikir: yeni bir bilgi kazanmak değil unutulmuş olanı hatırlamaktır.
İbn Arabi bu durumu şöyle açıklar:
-İnsan Hakk’ın aynasıdır,
-Fakat aynanın üstü gaflet tozu ile kaplanmıştır,
-Zikir o aynayı silme eylemidir.
Yani zikir: hakikati öğrenmek değil hakikati hatırlamaktır.
Bu nedenle sufiler zikri şöyle tarif eder:
Zikir = gafletten uyanıştır.
2.Zikir = Diriltmek (İhyâ):
Zikir sadece zihinsel hatırlama değildir.
Tasavvufa göre zikir kalbi diriltir.
Kur’an:
“Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.”(Ra’d 13)
Buradaki mesele psikolojik rahatlama değil, varlık dirilişidir.
Sufilere göre kalp üç durumda olabilir:
-Gafil kalp ölü gibidir.
-Uyanan kalp zikirle hareketlenir.
-Hayy kalp ilahi hayatı taşır.
Bu yüzden birçok sûfi şöyle der: Zikir kalbin gıdasıdır.
İbn Ataullah:
“Kalpler zikirle dirilir.”
Mevlana bunu daha şiirsel ifade eder:
“Zikir, ölü gönle can veren nefes gibidir.”
Bu yüzden tasavvufta zikir “ihyâ” yani diriltme olarak görülür.
3.Zikir = Dönüştürmek:
Zikirin en derin boyutu budur.
Zikir sadece hatırlama ve dirilme değil, benliğin dönüşmesidir.
Tasavvufta şöyle bir süreç vardır:
-başlangıç: insan zikreder.
-orta: zikir insanı zikreder.
-son: insan zikir olur.
İbn Arabi buna işaret eder.
•Başta: “Sen Allah’ı zikredersin.”
•Sonra: “Allah seni zikreder.”
“Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.”
•En sonunda: “Zikreden de zikredilen de tek olur.”
Bu noktada insanın benliği dönüşür.
Tasavvufta buna:
-fenâ
-bekâ
-tecellî denir.
Yani zikir insanın varlık yapısını değiştirir.
4.Zikirin ontolojik etkisi:
Sufilere göre evrenin kendisi de zikirdir.
Kur’an:
“Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder.” (Hadid 1)
Bu yüzden insan zikre girdiğinde:
-evrenin ritmine girer
-varlığın asli hareketine katılır.
Zikir: insanı varlıkla hizalar.
5.İbn Arabi perspektifi:
İbn Arabi’ye göre zikirin sırrı şudur:
İnsan Allah’ı zikretmez.
Aslında:
Allah insanı zikretmektedir.
Çünkü:
-zikir ilhamı Allah’tandır
-zikreden güç Allah’tandır
-zikredilen Allah’tır.
Bu yüzden İbn Arabi şöyle der:
“Zikreden de zikredilen de O’dur.”
İnsan sadece aynadır.
6.Tasavvufta zikirin üç katmanı:
*Dil zikri:
Allah kelimeleri
-Allah
-La ilahe illallah
-Subhanallah
*Kalp zikri:
kalpte sürekli hatırlama
*Varlık zikri:
insanın bütün varlığı zikre dönüşür.
Bu durumda:
-yürümek zikir
-konuşmak zikir
-nefes almak zikir olur.
7.En derin tasavvufi ifade:
Sufiler şöyle bir söz söyler:
“Zikir Allah’ı hatırlamak değildir. Allah’tan başka hiçbir şeyi hatırlayamamaktır.”
Bu noktada: gaflet tamamen ortadan kalkar.
~Özetle:
Zikir üç aşamalı bir süreçtir:
Aşama: Anlam
•Hatırlamak: Unutulan hakikati fark etmek.
•Diriltmek: Kalbin ilahi hayatla canlanması.
•Dönüştürmek: Benliğin ilahi varlıkla dönüşmesi.
Bu yüzden zikir: sadece ibadet değildir.
Tasavvuf açısından zikir:
varlığın yeniden doğuşudur.