Asırlardır yanmayan, yakılmayan tarihi Mısır Çarşısı yanı bu havada, karla karışık yağmurun altında yanıp kül oluyor. Tabi hep bunlar mutfak işi! Peş peşe yangınların çıkması normal mi? #deprem#yangın
Doğmak ve büyümek biyolojik bir süreçtir. Ancak gerçekten var olmak, insan olmak ve doğruları konuşmak cesaret ister. Çoğu insan sadece bitkisel bir hayat yaşar; gözleri var görmez, dilleri var konuşmaz, kulakları var işitmez, akılları var düşünmez ve kalpleri var hissetmezler.
Milyonlarca insanı aşıladınız bizi dinlemediniz. Şimdi kulak verin! İklim senaryosuna geçit vermeyin. Bu kanun ısmarlama bir kanun. Bu kanun tüm yaşamınızı etkileyecek. Gerektiğinde güneşin olduğu saatlerde karantina getirebilecek. Küresel ısınma palavrasıyla. #İklimİhanetKanunu
Bazıları zannediyorlar ki Gazze'de ki vahşeti görmezden gelirsek kendi ülkemizi koruruz.
Öyle bir şey yok.
İsrail'in kendilerine vadedildiğine inandıkları toprakların bir kısmı ülkemizde.
Biz Gazze konusunda ne yaparsak yapalım onlar planı değişmeyecek.
En azından insanlığımızı yapalım.
Kendimizi korumak için bile bu zulmü görmezden gelmek büyük bir vebal ve bu işe yarayacak bir şey de değil.
Susarak zulme ortak oluyoruz.
#GazzeyeHavadanYardım
Müslümanlık Kalitemizi Test Edelim!
Ahlakta, yaşantıda, ailede, siyasette, ekonomide ve cihadda Peygamberimize ne kadar benziyorsak Müslümanlık kalitemiz de o kadardır. O halde gelin kendimizi test edelim.
Efendimiz’e (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen insanlara söylediklerini kendin yapmıyorsun” diyemedi:
Müşrikler O’na kâhin diye iftira ettiler, mecnun diye iftira ettiler, şair diye iftira ettiler ama kimse onu “sen bize söylediklerini kendin yapmıyorsun” diye eleştiremedi. Çünkü o, insanlara ne emrettiyse onu ilk önce kendisi yerine getirdi. İbadette de ahlakta da, aile hayatında da insanlara ne söylediyse onu ilk önce kendisi yaptı. Eylem ve söylem birliği konusunda, iddia ettiklerini yaşayarak ispat etme konusunda onu en azılı düşmanları bile eleştiremedi.
Peki, biz ne durumdayız?
O’na (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen insanlara fedakârlığı teklif ediyorsun ama kendin konforu ve rahatı tercih ediyorsun” diyemedi:
Çünkü o, insanlara hangi fedakârlığı teklif ettiyse onu ilk önce kendisi yaptı. Bedir’e gidilirken binek yoktu. Üç kişi bir deveye sırayla biniyordu. Ben sizin peygamberinizim bana özel bir deve ayırın demedi. O da Hz. Ali ve Ebu Lübabe ile birlikte üç kişi bir deveye sırayla bindi. Mola verildi herkes bir şeyle uğraştı, kimi çadır kurdu, kimi ateş yaktı, o da ben de odun toplayayım dedi. Mescid yapıldı. Kimi harç taşıdı, kimi duvar ördü. O da ben de taş taşıyayım dedi. Hendek kazıldı, kimi hendeği kazdı, kimi taşları çıkardı. O da ben de toprak taşıyayım dedi. Asla bana özel bir yer yapın, dinleneyim. İş bitince de haber verin demedi.
Peki, biz ne durumdayız?
O’na (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen insanlara sabrı ve şükrü tavsiye ediyorsun ama kendin lüks ve israf içinde yaşıyorsun” diyemedi:
Çünkü ashabı hangi sıkıntıya katlandıysa o da aynı sıkıntıya katlandı. Siz mücadele edin. Ben size uzaktan dua edeceğim demedi. Arkadaşları işkence gördü, o da işkence gördü. Sırtına deve işkembesi konuldu, yollarına dikenler atıldı, çocuklara taşlatıldı. Arkadaşları aç ve susuz 3 yıl boykota tabi tutuldu. O da onlarla birlikte boykota tabi oldu. Arkadaşları açlıktan karınlarına taş bağladı o iki taş birden bağladı. Onlarla birlikte aç kaldı. Onlarla birlikte üşüdü. Onlarla birlikte sevindi. Onlarla birlikte üzüldü.
Peki, biz ne durumdayız?
O’na (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen insanlara hakkı ve adaleti tavsiye ediyorsun ama kendin haksızlık ve adaletsizlik yapıyorsun” diyemedi:
Çünkü o, kanunları sadece zayıflara değil, güçlülere ve itibar sahiplerine de uyguladı. “Yanlış yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim” dedi. Kimseye haksızlık yapmadı. Kul hakları konusunda helalleşmekten çekinmedi : “Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır! Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun! Birinizin malını almışsam, gelsin, hakkını alsın! Sakın hak sahibi, şayet kısas talebinde bulunursam, ‘Rasûlullah bana darılır’ diye düşünmesin! dedi.
Peki, biz ne durumdayız?
O’na (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen insanlara yakınlarınızı kayırmayın diyorsun ama kendi akrabalarını kayırıyorsun” diyemedi:
Çünkü o, en ağır kıtlık ve yokluk zamanında kapısına gelen ve kendisine ganimet mallarından bize biraz yardım eder misin babacığım diyen biricik kızı Hz. Fatıma’ya bile “kızım suffa ashabı ve halk açlık ve sıkıntı çekerken ben sana hazine malından veremem” dedi. Çünkü o, zenginlikler arttığında “şu ganimetten biraz da bizim evimize girse” diyen hanımlarının bu teklifini reddedip tam bir ay mescitte uyudu. Fetihler, ganimetler ve zenginlikler onu da yaşantısını da evini de değiştirmedi. Bütün hayatını üstü hurma dallarıyla kapalı, altı ise toprak olan bir ev ve bir mescitte geçirdi. İsteseydi lüks içinde de yaşayabilirdi. Onun bu hayatı bir zaruret değil tercihti. O sade yaşamayı tercih etti.
Peki, biz ne durumdayız?
O’na (s.a.s) en azılı düşmanları bile “sen yola çıktığın arkadaşlarını yarı yolda bıraktın” diyemedi:
Çünkü o, mücadelesine kiminle başladıysa dünya yolculuğunu tamamlayana kadar aynı arkadaşları ve aynı kadrosuyla yola devam etti. Kimseyi uzaklaştırmadı. Kimsenin üstünü çizmedi. Kimseyi hatasından dolayı geride bırakmadı. Kimsenin hatasını başına kalkmadı. Kimseyi bir kenara not etmedi. Herkesi olduğu gibi kabul etti. Herkesin insan olduğu gerçeğini asla unutmadı. Affetti, bağışladı, onlara dua etti. Tüm bunları yaşayarak gören dostları da “anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah” demekten kendilerini alamadılar.
Peki, biz ne durumdayız?
Unutmayalım! Müslümanlığımızı değerlendirirken nasıl takdir edildiğimizden daha önemli olan nasıl eleştirildiğimizdir. Çünkü bize yapılan eleştiriler, söylemlerimizi eyleme dönüştürüp dönüştüremediğimizin, iddialarımızı yaşantımızla ispat edip edemediğimizin en önemli göstergeleridir.
Dr. Abdulaziz KIRANŞAL
Milli Gazete
https://t.co/5PUdXCu8XT
İsrail'in literatüre kazandırdıkları:
• Hastane bombalamak
• Okul bombalamak
• Ambulans bombalamak
• İbadethane bombalamak
• Sınır kapısı bombalamak
• Sivil gemi bombalamak
• Aşevi bombalamak
• Ekmek fırını bombalamak
• Güvenli geçiş bombalamak
• Kızılay/Kızılhaç bombalamak
• Kendi halkını bombalamak
• Kasıtlı çocuk katletmek
• Savaş muhabiri katletmek
• Yardım çalışanı katletmek
• Sağlık çalışanı katletmek
• BM çalışanı katletmek
• Savaş esiri rehine katletmek
• Prematüre bebek katletmek
• Hasta, yaşlı ve kadın katletmek
• Soykırım kutlaması yapmak
• Hiçbir hukuk kuralı tanımamak
• Bir halkı aç ve susuz bırakmak
• Bir halkı zindanlara doldurmak
• Bir halkın evlerini gasp etmek
• Bir halkı zorla yerinden sürmek
• Bir şehri yıllarca ablukaya almak
• Sivil dolu bir şehri yerle bir etmek
• Canlı yayında soykırım yapmak
• Savaş enkazından hırsızlık yapmak
Çocuklarıma genel ahlak kurallarıyla ilgili bir konuşma yapmak istiyordum. Konuşmadan önce oturup fikirlerimi metne dökeyim dedim. Baktım güzel şeyler dökülüyor, ben de sizinle paylaşmak istedim.
Yani bu yazı çocuklar için! Yoksa biz yetişkinler için böyle bir yazıya gerek olduğunu düşünmüyorum. Maksat çocuklar bilinçlensin işte :)
Bak Evladım!
Ben askere giderken bir arkadaşım kenara çekip şöyle dedi;
“Salih, askerde iki şeye çok dikkat edeceksin; Bir, revirciyle samimi ol. İki; koğuşçuyla iyi geçin. Revirci, hasta olmadığın halde sana sevk vererek biraz nefes aldırır. Koğuşçu da gündüz yatmana ses çıkarmaz.”
Ben askere bu vizyonla gittim. Yani neredeyse otuz yaşına gelmiş bir adam olarak vatani görevimi yapmaya giderken en büyük idealim, bu iki kritik pozisyonla iyi geçinmekti.
Sen de bu zihniyetin farklı versiyonlarıyla çok karşılaşacaksın. “Müdürleri boş ver, asıl iş memurda bitiyor!” diyenler olacak mesela çevrende. Sen onlara bakma ve iş yaptırabilmek için illa birilerini “görme!”
Çünkü belediyedeki işini halletmek için bir tanıdık araştıranla, belediyeye işçi alırken kendi akrabalarını öne alan adam aynı kişidir. Sürekli eleştirdiğimiz rant kavgası, toplumsal olarak yaşadığımız zafiyetin devlet kurumlarındaki bir yansımasıdır aslında.
Ele talkımı verip, kendin salkımı yutma! Yoksa kendi gölgesine sinirlenen adamdan bir farkın kalmaz.
Sevgili oğlum!
Bir toplumun medeniyet ölçüsü trafikte, tuvalette ve kuyrukta ortaya çıkar. Umumi tuvaletler biraz hususi bir konu olduğu için biz diğer iki konuya bakalım.
Trafik kurallarını ihlal etmek, ihlal etmeyenleri apaçık aptal yerine koymak demektir. Bunu sakın normal görme. İhaleye fesat karıştırmakla, emniyet şeridini ihlal etmek arasında bir fark yoktur. Eğer araç kuyruğuna girmemek için sağdaki çıkışa soldan dalarsan, işini hızlandırmak için rüşvet veren adamla aynı şeyi yapmış olursun.
Gelelim kuyruk olayına. Normalde sıra beklemek gayet normal bir hadisedir. Herkesin sıra düzenine uyduğu bir ortamda beş saat de beklesen mesele yok. Bizi asıl yoran şey sıra beklemek değil, aldatılma veya aptal yerine konulma korkusudur. Yani iyi olanın kazandığı kargaşa ortamında pasif kalarak geriye düşme endişesi yorar bizi.
Mesela markette kasa kuyruğunda bekliyorsun. Önünde üç kişi var. Bu sırada yeni bir kasa açıldı. Yeni açılan kasaya, kuyruğun en önündeki kişi geçer. En arkadaki adam koşturarak yeni açılan kasaya saldırmaz.
Veya şöyle söyleyeyim. Aynı bankaya ait iki bankamatik var. İki kişi para çekiyor. Üç kişi de bekliyor. Bu üç kişi kendi aralarında bir sıra yaparlar ve en öndeki, boşalan bankamatiğe geçer. Para çeken kişiler incelenerek, hangisinin işinin önce biteceği tahmin edilerek konum alınmaz.
Bunlar şimdi sana önemsiz gibi gelebilir. Ama inan çok önemli. Çünkü kuyruk düzelirse, baş da düzelir.
Toplumda çok sık kullanılan bir cümle var; “Oyunu kuralına göre oynayacaksın!” Eğer burada kural diye bahsedilen şey kuralsızlıksa, oyundan çık. Her durumda ahlaki davranmak bazen yalnız kalmayı gerektirir. Eğer etik cesaretin varsa bunu göze alabilirsin. Ama kalabalığın her yaptığını mubah görürsen, bir zaman sonra helal-haram dengen bozulur.
Bu denge bir kere bozulursa da artık dik duramaz ve bir ömür yalpalamaya devam edersin.
Rantçıları, belediyeden usulsüz iş kapanları veya köşeyi dönen müteahhitleri eleştirmeden önce dönüp kendine bir bak. Başkalarının hakkını gasp etmeyi uyanıklık olarak görüyor, iş bitirici olmanın ilk şartının diğer insanları aptal yerine koymak olduğunu düşünüyorsan, liyakatten dem vurarak başkalarını eleştiremezsin!
Liyakat layık olmak demektir. Sen doğru olanı yap ve işine bak!
Sonuçta layık olduğun şekilde yönetilirsin.
Bir işi profesyonel veya samimi bir şekilde yapanlar gürültü çıkarmazlar. Kuru gürültü, kurusıkı hayatlara özgü bir durumdur. Çünkü kendi hayatı içine sinen insanlarda derin ve huzurlu bir sükûnet hâli olur.
Mesela “Psikolojiyi çok seviyorum” diyenlerin genelde psikoloji bilimiyle alakası yoktur. Michael Phelps “Abi yüzmeye bayılıyorum ya!” diye ortalıkta dolaşmaz. Messi arkadaş ortamında bağıra çağıra topu doksana nasıl çaktığını anlatmaz.
Kendisinden çok bahseden insanlara bakın! Bilinçaltında yoğun bir değersizlik hissiyle baş etmeye çalıştıklarını görürsünüz.
Yani birisi bir şeyleri gözünüze sokmaya çalışıyorsa, anlayın ki o şey o kişide eksiktir. Çünkü güneş tepedeyken lamba yakılmaz. Kimse mücevheri parlatmaya çalışmaz.
Ayrıca gençlikte çok parlatılan hayatlar, yaşlılıkta karanlığa mahkûm olur. Ama hayatını bir kandil ışığı dinginliğinde, kimsenin gözünü rahatsız etmeden yaşayanların yaşlılığı huzur içinde geçer.
Nakitsiz toplum demek paranın ortadan kaldırılması demek
Millet zannediyorki
bankada para olacak sen kartla harcayacaksın. Şu an zaten bu yapabiliyor, proje bu değil
Parayı tümden ortadan kaldıracaklar para yerine puan gibi sanal limitler verecekler.
Tuzağa düşme #nakitegec
Onurunuzu rencide edip bir ihaleye, bir kadroya, bir makama tamah ettiğiniz gün birçok değerinizi kaybeder, hakkı tavsiye edemez hale gelirsiniz. Çünkü o gün sizin bile kendinize inancınız kalmaz. O yüzden hep temiz kalmalı insan; izzetini basit dünyalık menfaatlere feda etmemeli
Türkiye Ödeme Yöntemini kullanalım. Kartlarımızı mastercard/vısa yerine troy ödemeye çevirelim.
İşlem çok basit. Çalışmış olduğunuz bankanın müşteri hizmetlerini arayın ve mevcut kartınızı troy ödeme sistemli kart ile yenilemek istediğinizi söyleyin.
#TroyKartaGeciyoruz
Gazzelilere sıcak bomba bize biyolojik bomba.. Burada ve orada aynı düşman saldırıyor ama biz saldırının farkında değiliz. Gazze direniyor.. Bizimkiler Gazze konusunda konuşuyor ama chemistrail konusunda konuşmuyorlar bile. Yurttaş ise felaketin farkında bile değil