"Bu gecenin programı yeni değil.
Daha önce de gördünüz bu eğlenceyi defalarca.
Doğumunuzu gördünüz, hayatınızı ve ölümünüzü;
gerisini hatırlarsınız nasılsa-
(şahit olduğunuz iyi bir dünya mıydı öldüğünüzde?) -
üstüne bir film çekilmeye yeterli miydi yaşadıklarınız?"
Jim Morrison
Dükkanda gibi'den yılmazın sigarayı bıraktığı bölümde attığı çığlığın taklidini yaparken müşteri girdi içeri. Rezil olduk valla semte esnafa falan hep.
bir baktım OTOBÜSLE AZ ÖNCE GEÇTİĞİMİZ YERDEYİM. “bu otobüs kızılaya gitmiyor muydu” dedim “hayır eryamana gidiyo” dediler shahdhdhshhsh ben zaten eryamandan binmiştim amcanın işlerini halledeyim derken bir metronun ordan bir kere daha eryamana gidip ordan geri gelmişim…
Sen köyden çıkmış bir gariban olan Ahmet Uluçay, Altın Portakal kazanınca; ödül benim hakkımdı diye ortalığı ayağa kaldırmış adamsın.
2019 yılında ortalığı ayağa kaldırıp hepiniz Erdoğan'ın yanına gittiniz ve sinema yasasının çıkmasını sağladınız.
İktidar da bunu fırsat bilerek yasaya şu sansür maddesini ekledi: "8 üyeden oluşacak komisyon, sinema filmlerini gösterime girmeden önce değerlendirecek ve sınıflandıracak. Komisyon tarafından uygun görülmeyen filmler ticari dolaşıma ve gösterime sunulamayacak."
Sizin girişiminiz yüzünden 12 Eylül dönemini hatırlatan bir sansür düzeni kuruldu.
Şimdi çıkmış "Sinemayı ayağa kaldırmamız lazım." diyorsun.
Yok öyle.
Doğrusunu söyle: BKM'nin gelirleri düştü, o yüzden sinema aklına geldi.
Orası bir ölümdür şarabımı doyuran
Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
Vaftizi gün ışığında bir garip protestan
Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bugün bu hayvan benim işletmemde bakanlık personeli tarafından ezilerek ölmesine sebep verildi. Ben CHP nin seçilmiş başkanının ekibinin gölge tarım Bakanıyım. 20 yıla yakındır İşim çiftçilik ve hiç böyle bir olay olmadı. Değil ezilmesine sebep olmak bizim işletmede hayvana bağırmak yasak!
İki gündür bakanlık personeli 14 Kişi ile çiftliğime baskın yaptılar ve tüm hayvanlarından kan alıyorlar. Zaten her yıl yapılan bir şey ama iki personel ve bizim ekip ile.
Tek gayeleri baskı yaparak eleştirilerimden vazgeçmemi sağlamak.
İlk seçimde gelip o bakanlıkta Türkiye’nin gıda egemenliğini yeniden sağlayacağım ve bunu durduramayacaksınız bunu bilin!
Korku anlatıları toplumları kontrol altında tutmak, düzen sağlamak ve sınırları çizmek için kullanılmıştır. Tarihte içeriği korkuya dayalı -yaratıcı korkusu da dahil- bütün anlatıların özünde bu himaye arzusu vardır. "Köy" bunu olağanüstü şekilde aktaran bir baş yapıttır.
The Village (2004) is just the definition of disappointment.
Imagine a movie that builds up its monster reveal and mythos beautifully, full of tension, only to find out there was no monster and it’s fabrication by elders to keep young people from leaving