@DwnymY73752@mervetermos Boşanmamın karaktersizlikle salaklıkla ne alakası var? Hayatta yolunda gitmeyen şeyler olabilir her şey insan için. Dedem nine mdiyorsun o nesil farklı sizinkiler şanslıymış, yolunda gitmiş o yaşlarda… sırf aman laf gelmesin aileme diye neler çekmiş insanlar var.
Sağlıcakla.
Aynı şehirdeki çiftler "akşama ne yesek" lojistiğine takılırken, uzak mesafedekiler saatlerce hayallerini ve korkularını konuşur. Araştırmalara göre uzak mesafe, insanı günlük yüzeysellikten çıkarıp psikolojik olarak çok daha derin bir sırdaşlığa itiyor.
Biraz da bilgi;
Sevgilinin sesini duymak stresi anında düşürür:Wisconsin-Madison Üniversitesi'nin araştırmasına göre, stresli bir durumla karşılaşan kişilerin sevdiklerinin sesini (telefonda dahi olsa) duymaları, stres hormonu olan kortizolü hızla düşürür. Arama isteği bu yüzden
"Love-Drunk" (Aşk Sarhoşluğu) gerçektir: Oksitosin hormonu beyinde alkolle neredeyse aynı reseptörleri ve yolları uyarır. Her ikisi de korkuyu, kaygıyı ve sosyal çekingenliği azaltırken; cömertliği, güveni ve bazen de dürüstlüğü aşırı derecede artırabilir.
Gece geç saatlerde yapılan derin sohbetlerin insanları birbirine daha hızlı bağlamasının bir sebebi var: Yorgunluk yüzünden beynin prefrontal korteksi yavaşlar ve savunma mekanizmaları düşer. İnsanlar gece karanlığında sırlarını ve kırılganlıklarını çok daha kolay açığa çıkarır.
Bir ilişkideki belirsizlik ve "bir iyi bir kötü" davranılması (aralıklı pekiştireç), beynin dopamin salgısını tavan yaptırır. Kumar bağımlılığı ile aynı nörolojik mekanizmayla çalışan bu durum, kişiyi net olan birine değil, belirsiz ve dengesiz olana takıntılı şekilde bağlar.
Sevdiğin insandan uzun süre fiziksel temas (sarılma, el tutma) alamadığında vücut Skin Hunger (Ten Açlığı) durumuna girer. Kortizol yükselir, uyku kalitesi düşer ve sebepsiz bir huzursuzluk başlar. Sevdiğine dokunmak bir lüks değil, biyolojik bir ihtiyaçtır.
Bir ilişkiye dışarıdan (aile, çevre veya şartlar) ne kadar çok engel gelirse, çiftlerin birbirine olan tutkusu ve bağlılığı o kadar artar. Psikolojide buna Romeo ve Juliet Etkisi denir. Beyin engelleri bir tehdit olarak görüp ilişkiyi savunma mekanizmasıyla daha değerli kılar.
Ayrılık veya yoğun duygusal patlamalar sırasında dökülen duygusal gözyaşları normal gözyaşlarından farklıdır. Bu gözyaşlarında yüksek miktarda lösin-enkefalin (doğal bir ağrı kesici) ve stres hormonları bulunur.Vücut ağlayarak kelimenin tam anlamıyla duygusal zehrini dışarı atar
Biriyle yeni tanıştığında "sanki onu yıllardır tanıyormuşum" hissi yaşamanın bilimsel adı Sosyal Uyum Aynalamasıdır. Beyin, karşı tarafın beden dilini ve konuşma ritmini hızla kopyalayarak güvenli bir alan yaratır. Yani hissettiğin şey kader değil, beynin konfor arayışıdır.
Aşkın ilk evrelerinde beynin salgıladığı aşırı dopamin, hafızanın ve odaklanmanın merkezini tek bir noktaya kilitler. aşık olduğun dönemde dinlediğin şarkıları, gittiğin mekanları ve o anki detayları yıllar geçse bile milimetrik olarak hatırlarsın. Aşk, duygusal bir karabozandır.
"İlk görüşte aşk" aslında geçmişe dönük bir zihinsel illüzyondur. Araştırmalar, insanların mevcut ilişkilerindeki güçlü bağı ve uyumu geriye dönük olarak romantize ettiklerini ve "biz ilk andan itibaren böyleydik" diyerek hafızalarını yeniden yapılandırdıklarını gösteriyor.
Biriyle göz göze geldiğinde göz bebeklerin kendiliğinden büyüyorsa, sempatik sinir sistemin "şu an sana karşı yüksek bir ilgi/çekim duyuyorum" sinyalini veriyordur. İlginç olan şu: Karşı taraf bu büyümeyi bilincinde olmadan fark eder ve seni anında daha çekici bulmaya başlar.
Sevdiğin insanla sadece 20 saniye boyunca sarılmak, kanındaki oksitosin seviyesini tavan yaptırırken kortizol (stres) seviyesini dip yaptırır. 20 saniyelik samimi bir sarılma, kan basıncını düşürüp kalbi koruyan doğal bir terapidir.
Ayrılık sonrası yaşanan yoğun duygusal acı, beynin fiziksel yaralanmaları işlediği Somatosensoriyel Korteks bölgesini aktif eder. Yani birinden ayrıldığında hissettiğin o göğüs sıkışması ve fiziki sızı hüsnükuruntu değil; beynin ayrılığı fiziksel bir darbe gibi işlemesidir.
Beyin emarlarında (fMRI) yeni aşık olmuş bir insanın beyni ile madde bağımlısı birinin beyni tıpatıp aynı bölgelerde (VTA ve Nucleus Accumbens) aşırı parlama gösterir. Aşk, tamamen doğal yollarla üretilmiş en güçlü nörolojik bağımlılıktır.
Romantik aşkın evliliğin ana şartı olması insanlık tarihinde çok yeni bir icat. Tarihin %90'ında evlilik sadece stratejik bir ortaklıktı. Aşkın bir "zorunluluk" haline gelmesi 18. yüzyıl Romantizm akımıyla hayatımıza girdi. Yani aşk her zaman vardı ama kurumsallaşması yenidir.
Aşık olduğunda beynin tehlike algısından sorumlu bölgesi (Amigdala) adeta şalteri indirir. Partnerinin hatalarını, risklerini veya mantıksız taraflarını görememenin sebebi "gönül gözü" değil; beynin neslin devamı için seni geçici olarak kör etmesidir.
Aşık olduğunda karşı tarafı aklından çıkaramaman romantik bir kader değil, tamamen nörolojik bir durum. Aşırı tutkuyla aşık birinin kanındaki serotonin seviyesi, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hastalarıyla birebir aynı seviyeye düşüyor. Aşk, biyolojik bir takıntıdır.