@KeremYuzarsif16 @erdincerdn Bu da bizi Usul'ün önemine getirir kardeşim. Kuran'ı Kuran'la yine Kuran'da bildirilen usulle anlamak için ilgili ayetleri tespit eden muazzam bir kaynak:
Gerçek şu ki: Allah merhametlilerin en merhametlisidir, hiçbir şey değilken yoktan yarattığı ve kendisine muhatap olma ve ruhundan üflenme şerefini bahşettiği kullarına karşı çok şefkatlidir; "Dua edin duanıza karşılık vereyim" buyurmuştur.
O Kıyamet Günü'nün Tek Sahibi, gizliyi saklıyı, tüm kalplerde olanı, her şeyi bilen, ve o kişi için olayların önünü ve ardını en iyi görebilendir.
O'na yönelmiş ve O'ndan istemiş bir kulla ilgili verdiği hüküm de hiç şüphesiz o kişi için en hayırlı olandır. El-Aziz, El-Hakim olandır; her bir hükmünde hikmet olan, her hükmünde tam isabet edendir.
Biz heves sahipleriyiz; istediğimiz şey hikmetin ta kendisiymiş gibi isteriz ve hemen isteriz. Oysa o bizim için felaketin ta kendisi bile olabilir. Ama biz isteriz. Çünkü heves, doğası gereği hikmeti bilmez; şimdi şu an tatmin olmak ister. Halbuki heves tatmin olmayı da bilmez, çünkü insan hep yeni bir şeye heves edebilir ve doyumsuz süreç yeniden başlar. Hevesin yolunu tutarsan böylece yolunu şaşırırsın. Fakat heves uyandığında onu tanıyıp ve şöyle bir durup, ona "sen hikmet misin" diye sorarsan, "ne saçmalıyorsun isteğimi şimdi hemen gerçekleştir" diye cevap verir. Öyleyse önündeki yol ikidir: Ya hevesin emrini tutarsın, ya da bundan daha fazlası olduğunun farkına varır ve onun sönüp gitmesini izlersin. Ve her şeyi bilen'e sığınırsın :) İşte o zaman asla pişman olmazsın. Sen heveslerinden daha fazlasısın kardeşim. Ve o heveslerin seni getirip bıraktığı yere bir bak: Gerçeklerden uzak düşmüşsün, çünkü heveslerin kendi gerçekliğini yaratmış, ve o sahte gerçeklikte sen Tanrı olup gerçek Rabbi bile mahkum eder olmuşsun.
"Hayatımın en mühim isteğini geri çevirdi,"
O'ndan ne istemiş olduğunu bilmiyorum fakat şunu adımdan daha iyi biliyorum: Gerçekleşmemiş olması senin için elbette en hayırlı olandır. Sadece sende henüz bunu görebilecek gözler yok. Çünkü onları kapatmışsın.
"kim bana eziyet ettiyse onu abad etti"
Gerçek şu ki eziyet edenler abad olmazlar. Fakat sen nasıl gerçeklerden uzaksın bir bak. Ne kadar dünya odaklı hale gelmişsin, ne kadar acelecisin bir bak. Bu dünya ebedi bir dünya mı? Abad dediğin de belli ki kendilerine mal mülkten birşeyler verildiğini gördün. Gördün ve o görüntüyle dondun kaldın, sanki hayat devam etmiyormuş gibi. Senin için devam etmedi, çünkü o görüntüyü zihninde tutup duruyorsun. Halbuki gerçek şu ki hayat devam etti. Ve gerçek şu ki, eziyet edenin asla yanına kalmaz.
"beni karanlık içinde yardımsız bıraktı."
O, kimseyi karanlık içinde yardımsız bırakmaz. Sen ışığı görmeyi reddedersin. Sen görmeyi reddettin diye de ışık kaybolmaz. Ama sen karanlıkta kendine yeni bir dünya inşa edersin. Gerçekten insan, kendisine verilen ruhu bir hayal dünyası inşa etmek için de kullanabilir. Sonra o hayal dünyasının Tanrısı kesilir. Sonuçta o hayalin yaratıcısı odur. Halbuki hayal gerçeğin yerini tutmaz.
Yaptığı tek şey gerçekten uzak düşmektir. Gerçek şudur ki:
Allah'tan başka tanrı yoktur.
O, işte gerçekleri bize bereketli Kur'an ile bildirmiştir:
Allah bütün günahları bağışlar. O, hem bağışlar hem de ikramda bulunur. (Zümer Suresi, 53)
Sen Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 3)
O'nun yolunu tut.
"Bizim aramızda en ufak bir ilişki, fiziken yahut manevi, kalmamıştır."
:)
Fiziken ilişki kalmamış mıdır? Tüm fiziği Yaratan O iken mi?
Manevi ilişki kalmamış mıdır? Sana bu yazdıklarını yazabiliyor, kelimelerle düşünebiliyor ve hüküm verebiliyor olmanı sağlayan Ruhu veren O iken mi?
Uyandığın her yeni gün, sana verilen yeni bir fırsattır. Sana bir fırsat veriliyor ve hala yanlıştan dönebilirsin ve arınabilirsin demektir. Sende umut var demektir :) Fırsatları harcama.
Tavsiyem bu gönderini sil ve O'nun engin affına sığın. O, bütün günahları bağışlar.
Allah, Kur'an'ın da bir ruh olduğunu (Şura 42/52), ve göğüslerimizde olan insan ruhuna şifa olduğunu (Yunus 10/57) bildirmiştir.
Şifanın yolunu tut.
Selam ile...
Biriyle yanlışlıkla çarpıştığında pardon/kusura bakmayın dersin; bu senin İslam'dan, imandan, insanlıktan nasibini gösterir. Yanlışlıkla çarptığın adamın ne müminliği ne kafirliği, bu nasıl bir değerlendirme. Bunun kendini başkalarından aşağı konuma koymakla alakası sıfır. Örnek çok yanlış.
Kıyamet saati gelecektir. Onda şüphe yoktur. Ve Allah kabirlerde olanları kaldıracaktır. (Hac Suresi, 7)
Kıyamet saati kesinlikle gelecektir. Onda şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyor. (Mümin Suresi, 59)
Sen Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 3)
De ki: Ey kendilerini aşırı davranışlara sürüklemiş kullarım, Allah’ın merhametinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. O, hem bağışlar hem de ikramda bulunur. (Zümer Suresi, 53)
Belirsiz bir zaman değil, kesin olarak gerçekleşecek olandan bahsediyoruz. Şimdi bu zaman hızla yaklaşıyorsa, sence o güne hazırlanmak mı daha akıllıca olur yoksa yok sayarak yaşamak ve gerçekleştiğinde sürprize uyanmak mı?
"Sakın Allah’ı yanlışlar içinde olanların yaptıklarından habersiz sanma. Onları sadece gözlerin dona kalacağı güne kadar erteliyor." (İbrahim Suresi, 42)
O günü gördüğünde ne 5 kalır ne beşbin. Hesabını doğru yap Enigma.
Yüce Allah kendisine yönelenin tüm günahlarını bağışlayan, çok affedendir. O'nun yolunu tut.
Öyleyse başımıza ZEKAT gibi sapasağlam bir hikmet dururken, onu yürürlüğe koymayan, onu gereği gibi toplayıp açıkça buyrulan yerlere dağıtmayan, onu harekete geçirmeyen İRADEden geliyor. #ZekatıToplaVeDağıt
Ya da iradesizlikten diyelim.
Zekatı gereği gibi toplayacaksın ve dağıtacaksın. Ondan sonra oturup başımıza ne geliyor ne gelmiyor bir daha konuşalım inşaallah
İslam, fıtrattır.
Her hükmünde doğru olan Yüce Yaratıcı'nın ne büyük bir lütfudur! Sonsuz şükürler olsun...
Hikmet, doğru hüküm demektir.
Bu konuştuğu şey, işte hikmettir. Bu konu hakkındaki gözlemi sonucu bu hükme varmış. İsabet etmiş.
Bize hazır gelmiştir; hikmet, işte gözümüz önündeki hikmet dolu bir Kitaptır; Kuran-ı Azim-üş Şan'dır!
Her konuyla ilgili hikmete ulaşmak (anneye babaya davranışta olduğu gibi) tek bir ayetle olmayabilir; o zaman da yetkin kişilerin bir araya gelip ilgili konuyla ilgili ayetleri birleştirip konuya yeniden bakmaları hikmete ulaşmayı sağlar. Diyelim ki bir toplumun ekonomisinin hikmetle düzenlenmesi...
Ve Yüce Allah bunun ölçüsünü de bize Kitabında bildirmiştir.
İşte bu yüzden dünyaya liderlik etmeliyiz. Çünkü Yaratan'ın dini, fıtrattır. İnsanın kendi doğasıyla en uyumlu olandır.
Her alanda bunu, doğru hükmü, doğru eylemi hakim kılmak...
Hikmet de mümine aittir; müminin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.
Yeryüzünde her ne varsa müminler içindir.
"De ki “Allah’ın kulları için çıkardığı süsü, temiz rızıkları kim haram etti?” De ki “Bunlar dünyada esasen müminler içindir; kalkış gününden itibaren de sadece onlar için olacaktır.” Bilen bir topluluk için âyetlerimizi böyle açıklarız" (Araf Suresi, 32)
"Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan O'dur. Sonra göğe yönelmiş ve onları yedi gök olarak düzenlemiştir ve her şeyi bilen O’dur" (Bakara Suresi, 29)
Dünyada ne varsa müminler için yaratılmıştır. Kafirlerin de faydalanması dünyadaki imtihanın gereğidir. Ahirette ise bu faydalanmaları son bulur.
Yani bu dünyada da ne varsa müminler için yaratılmış ve sakınılacaklar açıkça bildirilmiştir.
Müminin "elini eteğini dünyadan çekmesi" diye bir şey olmaz.
"Elçisini bu Rehberle; gerçek din ile gönderen O'dur. Onu bütün dinlerin üzerine çıkarmak için böyle yapmıştır. Şahit olarak Allah yeter." (Fetih Suresi, 28)
Hikmet dolu bu dini ait olduğu birinci sıraya, hükmeder vaziyete getirmek için Rabbim bizleri memur eylesin. Çünkü insanlar hikmete karşı kör ve sağır kesilmiş durumdalar.
Selam ile...
@MuslimP0ST Bu doğru bir tavır değil.
"Olur ki bir şey hoşunuza gitmez halbuki o sizin bir hayırdır. Ve olur ki bir şeyi seversiniz halbuki o sizin için bir şerdir ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz" (Bakara Suresi, 216)
Bilen'den ister ve Bilen'e sığınırız. En güzel sonuçlar böyle doğar.
O ayette "Allah dilemedikçe siz hiçbir şey dileyemezsiniz" (Tekvir Suresi, 29) denmiyor.
kovulan şeytandan Allah'a sığınırım
"ve ma teşâune illa en yeşâallahu rabbul alemîn"
"Şâe" fiili, dilemek demek değildir.
Bu kelime günlük Türkçe'ye de "şey" olarak geçmiş, isim haliyle. Bildiğimiz "şey".
Fiil haliyle; "şey etmek, oluşturmak, meydana getirmek".
Ayetin doğru çevirisi:
"Sizin bir şey meydana getirmeniz, ancak varlıkların Sahibi olan Allah'ın şartları oluşturması ile mümkündür."
Bu yüzdendir ki daima "inşâallah" deriz:
Allah şartları oluşturursa, Allah fırsatını verirse
Ki O fırsat vermezse bir adım daha atamayız, bir nefes daha alamayız, yeni bir güne uyanamayız. Mümin, bunun hep bilincindedir.
Ayet doğru çevrilmediğinde ve senin paylaştığın gibi çevrildiğinde, içinden çıkılmaz bir kafa karışıklığına sebep olur.
Peşisıra paylaştığın ayetleri şimdi bir düşündüğünde, Ahmed Amiş Efendi'nin sözü bu sözlerle nasıl bir uyum içinde ve bu ayetlerin hangisinden o sonuç çıkıyor söyler misin?
"Olan olmuştur, olacak olan da olmuştur, çünkü kader levh-i mahfuzda yazılmıştır” diyen Ahmed Amiş Efendi'nin ve bilimum tasavvufçuların çekeceği var @rimrimley kardeşim. Bak sen onları referans veriyorsun. Yüce Allah'ın Kuran'ına yazmadığını Ahmed Amiş efendi ve benzerleri nereden görmüş de yazmış.
Gerçek şu ki: Bizden hiçbirimiz bu konuda hiçbir şey bilmeyiz, ancak O'nun bildirdiğini... O, işte bize hepimize bereketli Kuran ile bildirmiştir.
Öyleyse böyle bir bilgiye, Levh-i Mahfuz'da olacak olanın da cennetliklerin de cehennemliklerin de yazılmış olduğu bilgisine nereden erişirsin de insanlara ilim diye bunu söylersin!? Kuran'daki ifadeyle: "Delilinizi getirin"
Bu, Allah'a atılan bir iftiradır. Bunun başka bir adı yoktur.
Böyle yazılmış bir kader tanımı Kitap'ın hiçbir yerinde yoktur. "Herkesin nereye gideceği en başından bellidir" diye bir şeye asla bir delil bulamazsın İslam'da.
Bu batıl bilginin sana ve sonra topluma ne yapacağına bir bak! Nasıl sorumlu hissedebilirsin artık? Dünya'da yapılan her şey çoktan yazılmışsa, tüm kötülüklerin sorumluluğu da insandan Yaratan'a atılmış oluyor haşa. Bunun başka bir sonucu olmaz. Bundan sonra söylediğin hiçbir şeyin bir önemi kalmaz. Sonra bunu kılıfına uydurmak için bir şeyler gevelerler; yaptıkları sadece hakikatten daha da uzaklaşmak olur.
İnsanların aklını kötürüm bırakmaktır bu.
Akıl, hakikatten beslenir. Bir yalan hakikatin yerini aldığında, o yalan sahibinin "aklınızı durdurun ve bana inanın, bu böyledir" demekten başka delili olmaz. Akıl böylece kötürüm kalır. Ve adamın tekine tipi sana inanılası geldiği için ve de ataların, saygı duyduğun insanlar inanıyor diye inanırsın.
"Delilinizi getirin".
Hayır, gerçek böyle değil.
O, insanı, insan hiçbir şey değilken yaratmış ve yolu göstermiştir. Artık insan ya şükredenlerden olur, ya da nankör.
Rabbim bu koca dünyayı ayaklarımızın altına serdi ve bize bu iradeyi, bu ruhu verdi (ki bu ruhun mahiyetini ancak O hakkıyla bilir); her bir kararımızdan, eylemimizden biz sorumluyuz. Sorumluluk bütünüyle bize aittir. Bizler de yaratanlarız; kendi kararlarımızı yaratırız ve Yüce Allah'ın izniyle O'nun dünyasında faydalanabileceğimiz diğer şeyleri...
"Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir" (Müminun, 14)
"O'nun izni olmadan ilminden hiçbir şey kavrayamazlar" (Bakara Suresi, 255)
İnsan, yaratma kapasitesine sahip olarak yaratılmıştır.
Meseleyi bu Ahmed Amiş'in ve benzerlerinin yaptığı gibi basitleştirmek sana anlık bir rahatlama sağlayabilir belki, ama bak ki nasıl bir rahatlama bu!? Yaratan'a iftira ederek mi rahat bulacaksın?
Rabbimizin bize verdiği nimetlerin farkında olalım -ki saymaya kalksak asla sayamayız- ve O'na şükredenlerin yolunu tam bir güven ve kararlılıkla tutalım.
Bu uydurulmuş bilgi bir iftiradır, aklı sakat bırakır, içten içe ve nihayet açıkça insanı sorumluluktan uzaklaştırır.
Halbuki;
"İnsan için ancak kendi çalıştığı vardır" (Necm Suresi, 39)
Yanlış bilgi üzerine doğru bina dikilmez.
Vesselam...
Senden de Allah razı olsun Reis.
Lakin makul olan ikinci şık da değil.
İkinci şıkta demişsin ki:
Aldığımız kararları Allah yaratıyor/ meydana getiriyor
Bu ifade doğruyu yanlıştan tam ayırmıyor.
Aldığın kararları Allah yaratmıyor; o kararları alabileceğin çerçeveyi yaratıyor.
Aldığın kararları sen yaratıyorsun.
O kararlar sana ait. Sorumluluk senin.
Yüce Allah insana bir irade, ve belli bir yaratma kapasitesi vermiş. (Örneğin sanat eserlerinden tut, şurda karşılıklı yazdığımız bu yazılara kadar birer yaratı. Bu kelimeler senin ağzından senin kaleminle senin üslubunla bir araya geliyor vs)
"Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir" (Müminun, 14)
Diyorsun ki:
"Şu an yazmayı ben diledim, ama aslında dileyip yazan Allah"
Sana yazabilme fırsatını veren elbette Yüce Allah'tır.
Yazdıklarının içeriğini ve nasıl/ne kadarını yazacağını belirleyen sensin. Kendi bilgin dahilindeki bir şeyleri kendi üslubunca kaleme dökersin. O bilgileri nasıl edindin? Kendi çalışmanla.
Ve en leyse lil insani illa ma sea
"Ve insan için ancak çalıştığı vardır" (Necm, 39)
Yazdığım yazıları Allah yaratıyor dersek, o yazıdaki olası hataları ona atfetmiş oluruz.
Halbuki O, hata yapmaz. Hatayı biz yapabiliriz. Bize verdiği bu iradeyle, bu yaratma kapasitesiyle iyi çalışıp araştırıp, yazdığımızı doğruyla tutarlı hale getirip öyle yazacağız.
O'nun dini hakkında konuşurken de çok pahalıya mal olabilecek hatalardan sakınmak için, bizler için indirdiği sağlam ipe, açık delillere sımsıkı sarılıp her adımımızı en yüksek dikkatle atmalıyız.
Vesselam...
Bu yüzden ki "inşâallah" deriz:
Allah şartları oluşturursa, Allah fırsatını verirse.
Ki O fırsat vermezse bir nefes daha alamayız, yeni bir güne uyanamayız, tek bir adım dahi atamayız. Mümin, bunun hep bilincindedir.
Ve O, her an yaratma halindedir. (Rahman, 29)
Gökleri ve yeri yaratan Yüce Allah'a, yaşama ve kendisine muhatap olabilme fırsatı için binlerce kez şükürler olsun...
ELHAMDULİLLAH
"Allah dilemeden siz dilemezsiniz” ayeti yok Reis.
Olmayan bir ayet alıp üzerine mantık bina edemezsin. O bina çöker.
kovulan şeytandan Allah'a sığınırım
"ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul alemîn"
İlgili ayet Tekvir Suresi 29. ayet. Bu ayetin bir müteşabihi de (benzer ayeti de) İnsan Suresi, 30'dur.
"Şâe" fiili, dilemek demek değildir.
Bu kelime günlük Türkçe'ye de "şey" olarak geçmiş, isim haliyle.
Fiil haliyle; "şey etmek, oluşturmak".
Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Rağıp el-İsfahâni - Müfredât).
İlgili ayetlerle kısa bir beyin fırtınası yaparsak;
ki ancak öyle bir fırtına bizim yelkenliyi hikmetli bir konuma ulaştırır :)
Yüce Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8).
O, gökleri ve yeri imtihan için yaratmıştır (Hud 11/7, Nahl 16/3)
İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35).
Yüce Allah'ın isteği gibi bir konudan bahsedilecekse, delilin getirilmesi mutlak elzemdir.
O delil Nisa Suresi 26. ayetidir:
Allah, açıkça anlatmak, sizi, sizden öncekilerin doğru yollarına yönlendirmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Böylece Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46).
Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10).
Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93).
Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır.
Konuyla ilgili daha detaylı bir yazı için bkz: https://t.co/QgWdbZFp5R
Bu ayetin doğru çevirisi de:
ve ma teşaune illa en yeşaallahu rabbul alemîn
Sizin bir şey yapmanız, ancak varlıkların sahibi olan Allah’ın, şartları oluşturması ile mümkündür.
şeklinde olur.
Vesselam...