Üyemiz İsmail Arı, 5 Haziran Cuma günü saat 14.00’te, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak.
İsmail’in hepimize çağrısı var:
"Bir süredir 5 Haziran’daki duruşmama, savunmama hazırlanıyorum. Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın. Sadece kendimi savunmayacağım, aynı zamanda gazeteciliği savunacağım."
📌Saat 13.00’te Ankara Adliyesi önünde toplanıp basın açıklaması yapacak ve sonrasında davayı takip edeceğiz.
İsmail'i yalnız bırakmayalım. Tutsak gazetecilere özgürlük!
Gazetecilik ve basın özgürlüğü örgütlerinin temsilcileri, tutuklu BirGün muhabiri İsmail Arı’nın derhal tahliye edilmesini ve beraat etmesini istedi.
https://t.co/TFjyaDfvbB
Gezi Direnişi sırasında Ankara Kızılay'da bulunan Güvenpark'ta polis tarafından vurularak katledilen Ethem Sarısülük'ü anmak için bir araya gelen demokratik kitle örgütlerine yapılan polis saldırısında, anmayı takip eden Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl darp ederek gözaltına aldı.
Gazeteci Sema Bingöl’ün darp edilerek hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasını kınıyoruz ve derhal serbest bırakılması çağrısını yapıyoruz.
Ne gazetecilerin haber yapma hakkı ne de toplumun haber alma hakkı engellenebilir!
Basın özgürlüğünün, demokratik bir ülkenin olmazsa olmazlarından olduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Meslektaşımızın yanındayız ve süreci takip edeceğiz.
Gazetecilik suç değildir!
Üyemiz gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz'in yargılandığı HDK davası duruşması 2 Haziran Salı günü saat 14:30'da Çağlayan Adliyesi'nde, 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek.
Tüm meslektaşlarımızı ve kamuoyunu duruşmayı takip etmeye çağırıyoruz.
@ErcmentAkdeniz
AKİT adlı gazetenin son günlerde CHP içerisindeki tartışmaları bahane ederek gazetecileri hedef gösteren, meslektaşlarımızı açıkça suçlayan ve kamuoyu önünde itibarsızlaştırmaya çalışan yayınlarını nefretle kınıyoruz.
Gazetecilik; iktidarların hoşuna giden haberleri yapmak değil, halkın haber alma hakkını savunmaktır. Ancak yıllardır siyasi iktidarın diliyle yayın yapan AKİT, yine gerçekleri çarpıtmayı, hedef göstermeyi ve toplumu kutuplaştırmayı tercih etmiştir. Gazetecileri düşmanlaştıran bu anlayış, yalnızca basın özgürlüğüne değil toplumun gerçekleri öğrenme hakkına da saldırıdır.
Bugün gazetecileri hedef gösterenler şunu iyi bilmelidir: Basın emekçileri sarayların, partilerin ya da sermaye çevrelerinin değil halkın yanında olmaya devam edecektir. İktidar adına tetikçilik yapan, manşetleriyle nefret ve linç iklimi yaratan anlayış gazetecilik değildir.
DİSK Basın-İş Sendikası meslektaşlarımızı hedef gösteren, onları açık hedef haline getiren bu sorumsuz yayıncılığı kınar gazetecilere yönelik her türlü tehdidin, baskının ve kara propagandanın karşısında olmaya devam edeceğini bildirir.
Gazetecilik suç değildir.
Hedef göstermek ise doğrudan suçtur.
CHP Genel Merkezi önünde görevini yapan gazetecilere yönelik polis müdahalesini, hakaretleri ve fiili saldırıları kabul etmiyoruz, kınıyoruz.
Gazetecilerin haber takibi yapması kamusal görevdir. Basın emekçilerinin kamuoyunu bilgilendirme görevini engellemek hiçbir makamın, hiçbir siyasi yapının ve hiçbir kolluk gücünün hakkı ve haddi değildir. Polisin varlık nedeni, gazetecileri hedef almak, hakaret etmek ya da görev yapmalarını engellemek için değil; kamu düzenini sağlamak içindir.
Basın emekçilerine yönelik baskılar, saldırılar ve engellemeler hangi güç odaklarından gelirse gelsin karşısında olmaya devam edeceğiz. Gazetecilik suç değildir. Haber alma hakkı engellenemez. Meslektaşlarımızın yanındayız.
CHP Genel Merkezi önünde görev yapan basın emekçilerine yönelik artan sözlü ve fiziki saldırılar yalnızca basın emekçilerine değil, halkın haber alma hakkına yönelmiş açık bir tehdittir.
Siyasal gerilimlerin yükseldiği dönemlerde ilk hedefin gazeteciler olması tesadüf değildir. Kamerasıyla, mikrofonuyla kamuoyunu bilgilendirmeye çalışan basın mensuplarına yönelik her türlü baskı ve şiddet girişimi cezasızlık politikalarıyla büyümekte, saldırganları cesaretlendirmektedir.
Basın emekçileri hiçbir siyasi yapının, grubun ya da kişinin hedefi haline getirilemez. Gazetecilerin güvenliğini sağlamak başta siyasi kurumlar olmak üzere tüm kamu otoritelerinin sorumluluğudur.
DİSK Basın-İş Sendikası olarak, CHP Genel Merkezi önünde görev yapan meslektaşlarımıza yönelik saldırıları kınıyor; sorumluların açığa çıkarılmasını ve gazetecilerin güvenli çalışma koşullarının derhal sağlanmasını talep ediyoruz.
Basın susturulamaz, gazetecilik suç değildir!
Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen “mutlak butlan” kararı, halkın iradesine, demokratik siyasete ve Türkiye’nin zaten ağır baskı altında bulunan hukuk düzenine vurulmuş yeni bir darbedir.
Siyasal alanı yargı kararlarıyla dizayn etmeye çalışan anlayış, ülkeyi demokrasi değil keyfilik rejimine sürüklemektedir. İktidarın hoşuna gitmeyen her toplumsal ve siyasal dinamiği yargı sopasıyla bastırmaya çalışması artık sistematik bir yönetim biçimi haline gelmiştir.
Biliyoruz ki; yargının siyasallaştırıldığı, hukukun araçsallaştırıldığı bir ülkede ne basın özgürlüğü ne sendikal haklar ne de halkın haber alma hakkı güvence altında olabilir. Bugün muhalefete yönelen bu müdahaleler, yarın işçilerin, gazetecilerin, sendikaların ve tüm toplumsal muhalefetin karşısına çıkarılacaktır.
Demokrasi, saray koridorlarında ya da mahkeme salonlarında değil, halkın iradesiyle kurulup korunur. Siyasal rekabetin adresi mahkemeler değil, sandıktır.
Türkiye’nin ihtiyacı yargı eliyle siyaset mühendisliği değil; özgürlük, adalet ve gerçek bir demokrasidir.
DİSK Basın-İş Sendikası olarak bu antidemokratik müdahaleyi kınıyor; hukukun, iktidarın değil toplumun ortak güvencesi olması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
YEREL BASIN EMEKÇİSİ PATRONUN İNSAFINA, BİK’İN GEÇİŞTİRMELERİNE TERK EDİLEMEZ!
DİSK Basın-İş olarak, gece gündüz demeden, en zor koşullarda halkın haber alma hakkı için ter döken yerel basın emekçilerinin her zaman yanındayız.
Bir bayram döneminde daha ne yazık ki değişen bir şey olmadı. Resmi tatillerde, bayramlarda herkes ailesiyle vakit geçirirken, yerel basın çalışanları yine bayram izni hakkından mahrum bırakılarak bilgisayarların başında, sahadaki haberlerin peşinde koşturuluyor.
Basın İlan Kurumu (BİK) ise her zamanki gibi sorumluluktan kaçan bir tavır sergiliyor. BİK’in “İsterseniz çalışmayabilirsiniz, çalışanlara bayram izni kullandırmanız ilan hakkınızı etkilemez” yönündeki açıklaması, kağıt üzerinde bir lütuf gibi görünse de gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan tam bir geçiştirmedir!
Bu açıklama, yerel basındaki kuralsızlığı ve sömürüyü meşrulaştırmaktan, topu taca atmaktan başka bir işe yaramamaktadır. BİK, net yaptırımlar ve denetimler uygulamak yerine, basın emekçilerinin en temel yasal hakkı olan bayram iznini "patronların insafına" bırakmaktadır. Denetimin ve yaptırımın olmadığı bir düzende, "İsterseniz çalıştırmayın" demek, "Siz bildiğinizi okumaya devam edin" demektir.
YEREL BASIN ÇALIŞANI KÖLE DEĞİLDİR
Sendikamız, yerel basın patronlarının kâr hırsı ve BİK’in vurdumduymazlığı arasında sıkışan meslektaşlarımızın sesidir. Bayram izni bir lütuf değil, anayasal bir haktır!
BİK’i sadece ilan dağıtan bir kurum olmaktan çıkıp, o ilanların asıl varlık sebebi olan basın emekçilerinin haklarını da korumaya, net ve bağlayıcı kararlar almaya davet ediyoruz. Yerel basın çalışanları yalnız değildir, bu sömürü düzenine karşı örgütlü mücadelemizi büyüteceğiz!
Genel Başkanımız Turgut Dedeoğlu, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrımızı yinelemek için basın meslek örgütleriyle Ankara Adliyesi önünde yaptığımız açıklamada konuştu:
“Alican’ın da dediği gibi; Türkiye’de gazetecilik yapmak, mayın tarlasında hakikati aramaya benziyor. Sarayın ve sermayenin gazeteciliğini yapmak bu ülkede gayet rahat ve konforludur. Türkiye’de cezaevlerinde olan gazetecilere baktığımız zaman görüyoruz ki halkın haber alma hakkını savunan gazeteciler cezalandırılıyor. Selam olsun gerçekler için cezaevinde bedel ödeyen gazeteci dostlarımıza!”
@turgutdd
GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK!
“Özgür basın olmadan demokrasi olmaz” inancıyla tüm tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması çağrımızı yinelemek ve tutuklu gazeteci Alican Uludağ’ın Ankara’da hakimin karşısında yüz yüze yargılanmasını talep etmek üzere buluşuyoruz.
Basın Meslek örgütleri olarak yapacağımız basın açıklamasına tüm meslektaşlarımızı, halkın haber alma hakkına inanan tüm dostlarımızı bekliyoruz.
📍Ankara Adliyesi önü
🕚11:00
🗓️20 Mayıs Çarşamba
DİSK Basın-İş
Basın Konseyi
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Gazeteciler Cemiyeti
KESK Haber-Sen
Türkiye Gazeteciler Sendikası
DİSK üyesi 7 sendikadan kadınlar, Kadın İşçi Forumu’nda bir araya geldi!
📌Kadınlar, kendi iş kollarında karşılaştıkları sorunları; sendikalarında ve iş yerlerinde yürüttükleri eşitlik mücadelesini, güncel çalışmalarını ve gelecek hedeflerini paylaştı.
https://t.co/cy2hsiIDUy
78 yıldır işgal ve soykırıma karşı direniş bayrağını düşürmeyen Filistin halkıyla dayanışma için Nakba’nın yıldönümünde Sirkeci’de buluşuyoruz!
16 Mayıs’ta nehirden denize özgür Filistin için yürüyoruz!
📍Sirkeci Büyük Postane önü
🗓️ 16 Mayıs Cumartesi
🕖 17.00
Ocak 2025'te gözaltına alınıp yaklaşık 5 ay tutuklu kalan üyemiz, gazeteci Reyhan Hacıoğlu’na, yargılandığı davada "örgüte yardım etme" iddiasıyla 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi ve yurt dışı yasağının devamına hükmedildi.
Bu karar, toplumun haber alma hakkını savunan özgür basını susturma ve hakikatin sesini kısma operasyonlarının açık bir kanıtıdır. Reyhan Hacıoğlu’na verilen bu ceza hukuki değil, muhalif sesleri kriminalize etmeyi amaçlayan siyasi bir iradenin ürünüdür.
Özgür basın üzerindeki bu kuşatmayı dayanışmayla ve mücadeleyle dağıtacağız. Zorbalık kaybedecek, hakikat ve özgür basın kazanacak!
HALK TV PATRONU CAFER MAHİROĞLU’NA ELEŞTİRİ
Cafer Mahiroğlu’nun açıklamaları, iktidar diliyle benzerlik gösteren hezeyanlarla dolu. Halk TV’nin ekonomik baskı altında olması gerçeği, bu durumun faturasının çalışanlara kesilmesini asla meşrulaştırmaz. Cafer Bey, krizin bedelini gazetecilerden mi çıkarmak istiyor?
Bugün gazetecilerin talebi çok açık: İnsanca yaşayacak bir ücret, güvenceli çalışma koşulları ve editoryal bağımsızlık.
Ancak yayın boyunca bu taleplerin hiçbirine gerçek bir yanıt verilmedi. Mesele bilinçli bir biçimde, “başka kanallarla anlaşan ekran yüzleri” tartışmasına indirgendi. Oysa sorun birkaç isimden ibaret değil; asıl mesele, içeride açlık sınırının altında çalışan emekçilerin varlığıdır. Patronluk yalnızca şirket hissesine sahip olmak değil, çalışma düzeni üzerindeki güç ilişkisini de yönetmektir. İş barışını sağlamak ve ücret sorumluluğunu yerine getirmek işverenin temel yükümlülüğüdür.
“100 bin lira verilse mutlu olmayacaklar” denilen bir ortamda, çalışanlara reva görülen ücretin yaklaşık 40 bin TL olması tabloyu netleştiriyor. İnsanlar lüks değil, hayatlarını sürdürebilecekleri bir ücret talep ediyor. Bugün İstanbul’da 40 bin lira ile bir gazetecinin nasıl ayakta kalacağına dair tek bir somut cevap verilmiş değil.
Üstelik Mahiroğlu, “Giden arkadaşlar yok pahasına çalışmıyordu” dedi. Mesele yalnızca gidenler değil; içeride kalanların her geçen gün ağırlaşan koşullarıdır.
Editoryal bağımsızlık da yalnızca “prompter müdahalesi” tartışmasına indirgenemez. Keyfi yayın yasakları, kara listeler ve konuk tercihlerine yapılan birebir müdahaleler de bu sorunun bir parçasıdır. Gazetecilik; patronların siyasi ve ekonomik hassasiyetlerine göre şekillendirilemez.
Açıklamadaki bir diğer vahim nokta ise sendikamızı hedef alarak sendikal örgütlenmeye yönelik yaklaşım. “Gücünüz bize mi yetiyor?” diyerek sendikal mücadeleyi küçümsemek, sendikanın işlevinin kavranmadığını gösteriyor. Sendika, tam da güçsüz bırakılan emekçilerin ortak gücü ve patron karşısında tek başına bırakılan gazetecinin savunma aracıdır.
Hak talebini “tehdit” olarak görmek de aynı çarpık anlayışın sonucudur. “Bana tehditle gelirseniz…” diyerek çalışanların taleplerini kriminalize etmek, emek mücadelesini bastırma refleksidir. Oysa asıl tehdit; düşük ücret, güvencesizlik ve “ses çıkarırsanız kapı orada” zihniyetidir.
“Ben çalışanlar için vergi ödüyorum,” söylemi de oldukça sorunlu bir yaklaşımdır. Vergi ödemek bir patronun lütfu değil, yasal yükümlülüğüdür. Hiçbir işçi, “Bana maaş verme ama vergimi yatır” demez. Ayrıca gazetecilerin görevi kuruma reklam bulmak ya da gelir azaldığında patron adına siyasi kampanya yürütmek değildir. Gazeteci bunu yapmaya başladığı an, mesleki etiği tartışılır hale gelir.
Muhalif izleyicinin desteğinin arkasına sığınıp ekonomik zorluklar anlatılırken, aynı empati neden çalışanlar için kurulmuyor? Bu gazeteciler büyükşehirlerde açlık sınırında nasıl yaşayacak?
Bugün yaşananlar bireysel bir kavga değil, medya sektöründeki sınıfsal eşitsizliğin bir dışavurumudur. “Neden şimdi konuşuyorsunuz?” sorusunun cevabı ise basittir: Çünkü bıçak kemiğe dayanmış, geçim krizi saklanamayacak boyuta ulaşmıştır.
Son olarak; Sayın Mahiroğlu’na, yayınına çıktığı moderatörün ismini öğrenmesini tavsiye ederiz. Çünkü emekçiyi görünmez kılan anlayış, önce karşısındaki insanı tanımamakla başlar.
TRT Ana Haber sunucusu Işıl Açıkkar’ın "Ben de bir patili annesiyim" dediği için sosyal medyada hedef gösterilmesini ve görevinden el çektirildiği iddialarını yakından takip ediyoruz.
Kamu yayıncılığı yapması gereken TRT, organize linç kampanyalarına boyun eğerek basın emekçilerini cezalandıramaz! Bir basın emekçisinin iş güvencesi, sosyal medya linçlerine terk edilemez. İfade özgürlüğü hiçbir koşulda gasp edilemez.
Hayvan sevgisini ifade etmenin dahi linç gerekçesi sayıldığı bu akıl tutulmasına ve hukuksuzluğa karşı meslektaşımızın yanındayız.
Genel Başkanımız Turgut Dedeoğlu, Yönetim Kurulu Üyemiz İzel Sezer ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu üyemiz Esin İleri ile IF Metall ve Olof Palme Internationalle Center ev sahipliğinde İsveç’in Stockholm şehrinde düzenlenen toplantıda, adil dönüşümde İsveç örneği, sektörel sorunlarımız ve Türkiye’de basın-yayın sektöründe adil dönüşümün nasıl sağlanabileceği üzerine değerlendirmelerde bulunduk.
Olof Palme Internationalle Center Genel Sekreteri Oscar Ernerot ve Bölge Sorumlusu Helin Şahin, IF Metall Araştırma Dairesi Sorumlusu Ellika Berglund ve Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Heidi Lampinen’e ev sahiplikleri için teşekkür ediyoruz.
*
Our President General Turgut Dedeoğlu, our Board Member İzel Sezer and our International Relations Officer Esin İleri attended the meeting hosted by IF Metall and Olof Palme International Center in Stockholm. In this meeting, we carried out evaluations on the Swedish model of just transition, our sectoral problems and how a just transition could be ensured in the press and publishing sector in Türkiye.
We would like to thank the Secretary General of Olof Palme International Center Oscar Ernerot, the Regional Officer Helin Şahin, the Head of the Research Department of IF Metall Ellika Berglund, and the International Relations Officer of IF Metall Heidi Lampinen for their hospitality.
Cafer Bey biz bir sendikayız; sırtımızı üyelerimize, emekçilere dayarız. Her gün bedel ödeyen muhaliflerin arkasına saklanarak yazdığınız bu metinde yazılanların yalan olduğunu birden fazla kaynaktan teyit ettik.
Halka yalan söylemek suçtur!
HALK TV EKRANLARINA ÇIKAN TÜM KONUKLARA SESLENİYORUZ: BU ZULME ORTAK OLMAYIN!
Halk TV emekçilerinin çalışma şartları her gün daha da ağırlaşıyor. Ekran önündeki sunucusundan rejideki teknik ekibe, mutfaktaki aşçısından servis şoförüne kadar tüm çalışanlar; ya tazminatsız işten çıkarılmak için mobbing ile istifaya zorlanıyor ya da hiçbir gerekçe gösterilmeksizin kapı önüne konuluyor.
Halk TV, dışarıdan "demokrasi ve adalet" vaat eden ancak içeride işçi cehennemine dönüşen bir yapı haline gelmiştir.
Kanalın patronu Cafer Mahiroğlu, arkasına aldığı muhalif kamuoyu desteğine güvenerek eşine az rastlanır bir pervasızlık ve işçi düşmanlığı sergilemektedir. Bu patron; itiraz eden her emekçiye "Kapı orada, nasıl olsa sizi çalıştıracak başka yer yok, dönüp dolaşıp buraya geleceksiniz" diyecek kadar cüretkâr, işçinin kıdem tazminatı birikmesin diye kadroları sürekli farklı şirketlere aktaracak kadar hesapçıdır.
Türkiye medya tarihinin gördüğü bu en karanlık çalışma düzenine karşı ses çıkarma vakti gelmiştir. Gazetecilerin sırtına basarak yükselen, onlara hak etmedikleri bir "itibar" sağlayan bu düzene sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
HALK TV EKRANLARINA ÇIKAN TÜM KONUKLARA ÇAĞRIMIZDIR:
Halk TV ekranlarına çıkarak bu sömürü düzenine meşruiyet kazandırmayın! Emekçinin hakkını gasp eden bir patronun ekranında "hak ve hukuk" konuşmak samimiyetten uzaktır. Pervasız patron Cafer Mahiroğlu’na prim vermeyin, Halk TV ekranına çıkmayın!
HALK TV EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ NET:
* Tüm çalışanlara 212 Sayılı Basın İş Kanunu’na tabi çalışma hakkı derhal verilmelidir. Basın kartı ve yıpranma payı gibi yasal hakların gaspına son verilmelidir.
* Açlık sınırı altındaki maaşlar, insanca yaşam standartlarına çekilmeli; ödenmeyen kıdem tazminatları ve fazla mesai ücretleri derhal yatırılmalıdır.
* Geri alınan servis hakkı iade edilmeli, sağlıksız yemek dayatması yerine yemek kartı uygulamasına geçilmelidir.
* Reji ekibinin 6 saati aşan molasız mesaileri sonlandırılmalı, iptal edilen özel sağlık sigortaları yeniden başlatılmalıdır.
* Sendikalaşma hakkı üzerindeki baskılar durdurulmalı, işçilerin temsilcileriyle masaya oturulmalıdır.
* Dayanışma gösterdiği için işten atılan veya mobbing ile uzaklaştırılan tüm çalışanların hakları istisnasız teslim edilmelidir.
Muhalif kamuoyuna sesleniyoruz: Gazetecilerin emeğini ve onurunu hiçe sayan bu "işçi düşmanı" zihniyeti alkışlamayı bırakın. Bizler ne bu ekrana muhtacız ne de bu vicdansızlığa mahkûmuz!
Dayanışma ve örgütlenme ile bu kötülüğü yeneceğiz!
Gazeteci Sorel Dağıstanlı’nın, beş yıl görev yaptığı Halk TV’den ayrılırken yaptığı açıklamalar; yalnızca bir kurum içi kriz değil, Türkiye medya düzeninin içinde bulunduğu yapısal sorunun yeni bir göstergesidir.
Bir gazetecinin, meslektaşıyla dayanışma gösterdiği sosyal medya paylaşımı nedeniyle ekranlardan uzaklaştırılması; ifade özgürlüğüne, editoryal bağımsızlığa ve gazetecilik onuruna yönelik açık bir müdahaledir. Gazetecilik; patronların iki dudağı arasında sürdürülecek bir faaliyet değil, halkın haber alma hakkı için yürütülen kamusal bir emek faaliyetidir.
Nobran yönetim anlayışı ve gazeteciliğin değersizleştirilmesi başlıkları, bugün çok sayıda medya kuruluşunda çalışan basın emekçilerinin ortak sorunudur.
Güvencesizlik, düşük ücret politikaları, keyfi görev değişiklikleri, mobbing ve sansür; medya sektöründe olağan çalışma rejimi haline getirilmeye çalışılmaktadır.
Ancak gazeteciler yalnız değildir. Bu koşullara karşı en güçlü yanıt örgütlü mücadeledir!
Basın emekçilerini; çalışma koşullarını, ücretlerini, editoryal bağımsızlıklarını ve mesleki onurlarını korumak için örgütlenmeye çağırıyoruz. Patronların keyfiyetine karşı dayanışmayı büyütmek, iş yerlerinde örgütlenmek ve haklarımız için birlikte mücadele etmek artık bir tercih değil zorunluluktur.
Gazetecilik; biat edenlerin değil, gerçeğin peşinden gidenlerin mesleğidir.
Bu mesleğin geleceğini patronların baskıcı yönetim anlayışı değil, örgütlü gazeteciler belirleyecektir.
DİSK Basın-İş Sendikası olarak; düşük ücretlere, güvencesizliğe, sansüre ve baskıya karşı tüm medya emekçilerini sendikal mücadelede yan yana durmaya çağırıyoruz. Çünkü örgütsüz gazeteci yalnız, örgütlü gazeteci güçlüdür!