Videonun altına bir nokta bırakınız, lütfen. Bu küçük davranışı bir gelenek hâline getirelim ki umudumuz dâim tazelensin.
Yaşanan fon skandalları ve büyük vurgunların temelindeki gerçek şudur:
"Cep, en kudretli muhaliftir."
Karşı karşıya olduğumuz tepki dalgası; sanıldığı gibi iktidarın beceriksizliği, muhalefetin ve halkın üstün başarısından ya da aniden gelen bir aydınlanmadan kaynaklanmıyor.
Temel gerçek, sosyolojik bir çürüme ve psikolojik bir illüzyondur.
Sosyolojik açıdan; emeksiz zenginleşmenin ödüllendirildiği, liyâkat yerine ilişkilerin kutsandığı bir sistemde, sözleşme derinden sarsılmıştır.
Durum, tamamen cüzdanın ve ekonomik hayatta kalma güdüsünün oluşturduğu psikososyal bir reflekstir.
Sosyolojik olarak, sistemin kurumsal ve ahlâkî erozyonu bireyleri emeksiz zenginleşme girdabına itmiştir. Toplum, doğrudan kendi ekonomik gerçekliğine göre pozisyon almaktadır.
Bu hep böyle olmuştur.
Psikolojik boyutta ise statü kaygısı ve gelecek korkusu yaşayan toplum, ancak cüzdanı boşaldığında, kendi canı yandığında statükoya meydan okumaktadır.
Kitleleri harekete geçiren şey gerçek bir aydınlanma değil, cebindeki paranın eksilmesidir.
Tepki, muhalefetin organize gücünden veya iktidarın idari hatalarından bağımsız olarak, doğrudan iktisadi acıdan beslenir.
Özeti:
Cep, en kudretli muhaliftir.
Kimse bu durumdan kendine pay çıkarmasın.
Eski Cumhurbaşkanı ve Başbakanlardan Süleyman Demirel'in ifadesiyle;
"Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur."
#aydınlanma
Videonun altına bir nokta bırakınız, lütfen. Bu küçük davranışı bir gelenek hâline getirelim ki umudumuz dâim tazelensin.
Ülke uyurken neler neler oldu!
Cebe dokunmasa belki de uyumaya devam edecekti. Çünkü cep, en kudretli muhaliftir!
Kronolojik sıralamada bazı tarihleri özellikle boş bıraktım. Dileyenler, eksik tarihleri videonun altına yazabilir.
2008 – Deniz Feneri: Almanya’daki yargılamada, 41 milyon avroluk bağışın 14 milyon avrosunun kullanım amacı belirlenemedi.
2016: 15 Temmuz'un ardından OHAL ilan edildi. KHK’lerle yüz binlerce kamu görevlisi ihraç edildi; yetişmiş insan kaynağımız ve kurumsal hafızamız ağır yara aldı.
2017 – Man Adası: 18 milyon dolarlık para transferi iddiası gündeme geldi; tazminat kararları Yargıtay tarafından bozuldu.
2018 – Çiftlik Bank: İddianameye göre 132 bin 222 kişiden 1 milyar 140 milyon lira toplandı.
2019 – Kamu bankaları: Reuters, bir günde 4,5 milyar dolarlık döviz satışı yapıldığını duyurdu.
2021 – Thodex: İddianamede 356 milyon liralık zarar hesaplandı; hüküm istinafta bozuldu.
2023 – Seçil Erzan: Gizli fon vaadiyle milyonlarca dolar toplandığı iddiası yargıya taşındı.
2026 – Fonlar: SPK, 7 şirkete ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Tekil yatırımcı sayısı yaklaşık 455 bindi.
Sayıştay raporlarındaki denetim bulguları ve mevzuata aykırılık tespitleri de cabası.
Bunlar; farklı nitelikte iddia, tahsilat ve işlem tutarlarıdır.
İddia edilen bütün bu skandallar dün mü başladı?
Hayır!
Bugün vatandaşın cebine dokundu.
Yıllardır biriken, görmezden gelinen, üzeri örtülen ve hesabı sorulmayan meselelerdi bunlar. Ancak bugün artık yalnızca rakamlardan, raporlardan ve finansal işlemlerden ibaret değiller.
Bugün vatandaşın cebine, sofrasına, alın terine ve geleceğine dokunuyor.
Düne kadar kâğıt üzerinde kalan rakamlar, bugün milyonlarca insanın hayatında karşılık buluyor.
Bir ülkede denetimsizlik, liyâkatsizlik ve hesap vermeme kültürü büyüdükçe bedelini en nihayetinde vatandaş öder.
Öyle de oldu!
Cep, en kudretli muhaliftir!
#cep
Videonun altına bir nokta bırakınız, lütfen. Bu küçük davranışı bir gelenek hâline getirelim ki umudumuz dâim tazelensin.
Bu videoyu, özellikle derviş hırkasıyla dolaşan siyasilere ve yandaşlarına ithaf ediyorum.
Bir gün yaralı bir kuş Hazreti Süleyman'a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hazreti Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar:
"Bak! Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?"
Derviş kendini şöyle savunur:
"Sultanım, kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yaklaştım yine kaçmadı. Teslim olacağını düşünüp atladım. Yakalayacağım esnada kaçmaya çalışınca kanadı kırıldı."
Hazret-i Süleyman: "Bu adam haklı, niye kaçmadın? O sinsice yaklaşmamış, hakkını savunabilirdin? Şimdi kolum kırıldı diye şikâyet ediyorsun." diyerek kuşa söz verir.
Kuş: "Onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsa hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez dedim!"
Hazreti Süleyman, kuşun bu savunmasını doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. "Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın!" diye emreder.
Ancak bu emre kuş itiraz eder:
"Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın!" diyerek öne atılır.
Hazreti Süleyman; "Neden?" diye sorar.
Kuş sebebini şöyle açıklar:
"Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi onun üzerindeki derviş kıyafetini, hırkasını çıkarın. Çıkarın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra bir daha aldanmasın!"
Özetlemek gerekirse:
En tehlikeli insan, kötülüğünü iyilikle maskeleyendir.
Hz. Süleyman, kuş ve derviş hikayesinin de günümüz insan ilişkilerinin de özü aynı kapıya çıkar: İnsan, açık bir düşmandan korunabilir; ancak derviş hırkasına bürünmüş, güven veren ve "zararsız" görünen bir maskenin arkasındaki niyetle savaşamaz. En büyük ihanetler ve en derin yaralar, tam da bu sahte sığınaklarda, güvenin istismar edildiği yerde başlar.
Kimi kişiler kötülüklerini gizlemek için iyiliğin kisvesine bürünür; en büyük ihanet güvenin istismar edildiği yerde başlar.
"En yüksek mahkeme, en yoksul kişinin tek bir sözüyle harekete geçemiyorsa, orada adalet sadece bir tiyatrodur."
Arthur Miller, Cadı Kazanı
#Cadı
AİHM kararlarından da anlaşılacağı üzere KHK ile yargısız lekelenenler Kanunsuz cezalandırılmıştır. FON vurgununu bile aymazlıkla savuşturmak isteyenlerin adalet derdi yok. Ayrıca özür dileme gibi erdem göstermeleri pek olası değil.
Filmin sonu belli; üstelik bu son, insanlık tarihi boyunca hiç değişmedi.
Gündeme kısa bir mola.
Edip Cansever’in 1954 yılında yayımlanan Dirlik Düzenlik kitabında yer alan ‘Masa da Masaymış Ha’ şiirini, içimden geldiği gibi sizler için yorumladım.
Hayat, yaşadıklarımızdan ibaret değildir; biriktirdiklerimizin toplamıdır. Edip Cansever, insanın gündelik hayatında çoğu zaman farkına bile varmadığı ayrıntıları bir masanın üzerine taşır. Anahtarlar, çiçekler, ekmek, ışık, sesler ve havanın yumuşaklığı… Bunlar hayatın küçük ama vazgeçilmez güzellikleridir. Şâir, yaşama sevincinin büyük hadiselerde değil, sıradan görünen ayrıntıların içinde de saklı olduğunu hatırlatır.
İnsan, dış dünyada sahip olduklarının yanında içinde taşıdıklarından da mesul. Adam masaya yalnızca eşyalarını değil; sevdiklerini, sevmediklerini, hayâllerini, düşüncelerini, açlığını, tokluğunu, uykusunu ve uyanıklığını da koyar. Hatta matematikte bir kesinliği temsil eden dokuzla, sınırları aşan sonsuzluğu aynı masada buluşturur. Böylece masa, insanın bütün iç ve dış dünyasını temsil eden bir hayat alanına dönüşür. İnsanın sevinci de hüznü de arzuları da çelişkileri de aynı hayatın parçalarıdır.
Şiirin en çarpıcı tarafı, insanın hayat karşısındaki bitmek bilmeyen biriktirme arzusudur. Masa bütün ağırlığa rağmen ayakta durmaya çalışırken adam koymaya devam eder. Burada masa, hayatın taşıma kapasitesini; adam ise yaşama, hatırlama, düşünme ve var olma iştahını temsil eder. Belki de Cansever'in asıl söylediği şudur: İnsan, yaşadığı müddetçe hayatın üzerine bir şeyler koyar; çünkü yaşamak, yalnızca nefes almak değil, dünyayla ve kendisiyle sürekli yeni bağlar kurmaktır.
Bodrum'da aniden rahatsızlanarak beyin kanaması geçiren usta şâir, acil tedavi ve cerrahi müdahale amacıyla İstanbul'a getirilmisine ve yapılan ameliyata rağmen kurtarılamayarak 58 yaşında hayata gözlerini yummuştur.
Onun bu ani ayrılışının ardından yakın dostu ve İkinci Yeni'nin bir diğer dev ismi Cemal Süreya, Cansever'in şiire olan sarsılmaz bağlılığını şu dizelerle özetlemiştir:
"Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.
Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever."
Cemal Süreya
Devri dâim, ruhu şâd olsun!
#siir
Mesela KhK lilarin suclarinin olmadığını biliyoruz. Artık haklarını geri vericez. Bu bir zulümdü haksız hukuksuzca insanları ihraç ettik.Yetmedi çalışmalarını engelledik. Yetmedi dıslanmanlarina sebep olduk gibimi..? @bybekirbozdag@Akparti
Üstad: Ey Hz Nuh, Zekeriya ve Yunus'un duasını kabul eden, ey düşmanlarına karşı Hz İbrahim’e yardım eden, ey Hz Yusuf’u Hz Yakub’a geri döndüren, ey Hz Eyyub’dan hastalığı gideren Allah’ım! Bütün bu makbul dua sahiplerinin sırları hürmetine bize yardım et, sıkıntılarımızı gider.
Hapishanelerdeki hasta insanların sesi olmak, insanlıktan yana saf tutmaktır. Hiçbir insan hastalığıyla baş başa bırakılmamalı; yaşam hakkı için gereken adımlar gecikmeden atılmalıdır.
#HastaMahpuslaraÖzgürlük
Videonun altına bir nokta bırakınız, lütfen. Bu küçük davranışı bir gelenek hâline getirelim ki umudumuz dâim tazelensin.
Tarih, aynı zulmün farklı zamanlarda tekrarlandığını gösteren ibretlik örneklerle doludur.
Sosyolojide moral panik, siyasî literatürde cadı avı ve günah keçisi ilan etme olarak adlandırılan bu süreçlerde insanlar, işlemedikleri suçların bedelini ödemek zorunda bırakılmıştır.
1692 Salem Cadı Mahkemelerinde insanlar, korku ve bağnazlığın gölgesinde cadılıkla suçlanarak idam edildi.
1950’lerin Amerika’sında McCarthy dönemi, binlerce insanın komünistlikle yaftalanmasına, işini ve itibarını kaybetmesine yol açtı.
Fransa’da ise Alfred Dreyfus, işlemediği bir casusluk suçuyla mahkûm edilerek sürgüne gönderildi. Gerçekler ortaya çıktığında adaletin yerini bulması yıllar almıştı.
İnsanları kimlikleri, inançları veya düşünceleri üzerinden mahkûm etmek; suçu kanıtlanmadan suçlu ilan etmek, yalnızca bireye değil, adalet duygusuna da vurulan bir darbedir.
Mâsûmiyet karînesi...
Bugün de birbirini tanımayan, yüz binlerce mağdur, herhangi bir bireysel suçun kanıtlanmasından bağımsız biçimde topluca damgalanmanın ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kaldı. Yalnızca işlerini değil, itibarlarını ve hayatlarını da kaybetmelerine yol açan bu süreç, bir tür sosyal ölüme dönüştü.
Bir toplumu ancak adalet ayakta tutar.
"Vicdanlar susturulduğunda, mahkeme kendisini mutlak doğru ilan eder. İtiraz eden hain, sorgulayan ise suçlu sayılır."
Arthur Miller, Cadı Kazanı/Salem
#CumhuriyetBayramı
Gelin son defa bir Torba Yasa yapalım ve içine şu sorunları çözüm olarak koyalım; 👇
📌Mülakat kaldırılsın,
📌Kamudan birden fazla maaş alınmasın,
📌EYT tamamen çözülsün, en düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olmasın,
📌KHK mağduriyeti son bulsun
📌Kamuda taşeron işçi ve Belediye işçileri sorunu çözülsün,
📌3600 Ek göstergeyi 1.derece tüm memurlara uygulayalım,
📌Şartları tutan özel KYK yurtlarına teşvik verilsin ve üniversite öğrencilerinin yurt surunu çözülsün,
📌Kamuda tasarruf için ciddi bir adım atalım,
SON MADDE DE; Torba yasa uygulamasına son vermek için olsun.
Maalesef sonunda beklenen oldu.
Hasta ve yaşlı mahpus Abdullah Tırpan amcayı, Çam ve Sakura Hastanesi yoğun bakımında kaybettik.
Onlara tek bir soru soruyorum:
Bunu kendi babalarına yapsalardı ne derlerdi?
Başka hiçbir soruya cevap vermesinler. Önce bu soruya cevap versinler.
Allah rahmet eylesin, ailesine ve yakınlarına sabır versin.
Bu kadar ağır ihmalin, göz göre göre sürdürülen duyarsızlığın sonucu ancak ölüm olur. Abdullah Tırpan’ın ölümünden sorumlu olanlar bunun hesabını vermelidir.
@adalet_bakanlik@abakingurlek , @ctekurumsal@saglikbakanligi@camsakurasehir ve ilgili makamlar derhal açıklama yapmalıdır.
Bu yaşananlar sıradan bir ihmal değildir. Ağır bir sorumluluk ve vicdan meselesidir.