İstanbul Şişli'de 145 kişilik kapasiteli Fatma Girik Kız Öğrenci Yurdu, Şişli belediyesinin kayyum yönetimi döneminde alınan kararla temmuz ayında kapatıldı.
Kararın ardından yurtta kalan öğrencilerin tahliye edildi.
Haberin detayları için 👇
Bıçak kemikte..
Bir YILDA 348 milyar ₺ ceza hedeflenirken, bir AYDA vatandaşa 802 milyar ₺ CEZA kestiler.
Bir ayda toplanan VERGİ 1 trilyon 181 milyar TL.
Vergi memurlarınızı esnaftan, namuslu vatandaştan çekin, vergilerini ve cezalarını sildiğiniz 5’li çeteye gönderin!
Kızım, avukatım Defne hukuksuz ikinci tutuklulukla ilgili durumu anlatmak için sevenlere kısa bir açıklama hazırlamış. Sizlerle de paylaşmak istedim:
“ Suçun hiçbir unsurunun oluşmadığı, tutukluluk için bir kere bile gerekçe gösterilmeyen birinci dosyadan Tunç Soyer 5 Ocak'ta tahliye edildi ancak kendisi maalesef tahliyesinden önceki hafta ikinci kez yine hiçbir eylem hiçbir delil ortaya konmadan tutuklandığı için özgürlüğüne kavuşamadı. Yine kentsel dönüşümde kooperatifçilik modelini ortaya koyduğu için bu sefer kooperatiflerin iç işleyişi ile ilgili bir soruşturma kapsamında.
Maddi ve hukuki hiçbir bağı olmayan bir kooperatifle ilgili tutuklama kararı bir hukuk katliamıdır. Ortada kooperatiflerin yönetim ve denetim kurullarının tutuklu yargılanmasını gerektirir bir durum yokken, konuyla hiçbir alakası olmayan Tunç Soyer tutuklanamaz.
İzmirin dayanışma ruhuyla ortaya çıkmış bir projeden kaç kere tutuklanırsa tutuklansın hakkında suç yaratılamayacağını biliyoruz. Tüm hukuksuzluklara, bıkmadan, usanmadan hukuku savunarak direneceğiz.
Tüm sevenleri bilsin ki Tunç Soyer vicdanen rahat, fikren ve ruhen özgürdür.
Gelecek olsun!
Sağlıcakla kalın…”
Bu bir Devletin malı Deniz hikayesidir. 186 dönümü tel örgü içerisinde yaklaşık 230 dönüm arazi. 4500 başlık ahır. 160 fıskiye su! Her yıl kiralanabilen yaklaşık 1700 dönüm mera...
İhale açılış fiyatı 190 milyon!
Bu tesisi işletemeyen akıl tarımsal üretimi nasıl planlayacak?
Silivri’den Silivri’ye ve tüm Türkiye’ye selamlar.
Hapishaneden her gün daha da gürleşen sesinizi duyuyoruz.
19 Mart’ta başlayan direniş dalgası ülkenin her yanını kapladı. Daha da güçlenerek yükseliyor. Saraçhane’de hak, hukuk, adalet için omuz omuza veren yüzbinlerce, her yaştan, her siyasal görüşten yurttaşın direnci ve azmi bütün operasyonları boşa çıkartarak ilerliyor.
19 Mart Direnişçilerini sevgiyle selamlıyorum. Yolunuz açık, birliğiniz ve dayanışmanız daim olsun.
Yurttaşlar,
Milli İrade öncelikle yurttaşın seçme hakkına saygıdır.
İşine gelirse seçim sonuçlarına Milli İrade diyen; işine gelmezse tanımayan bir siyasal iktidar var.
Bugün, 14 Mayıs 2025 yurttaşın oylarıyla seçip yolladığı bir milletvekilinin Anayasa’ya rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin tam üç kez, evet tam üç kez “derhal tahliye edilmeli, Meclis görevi başlamalı” diyen kararlarına rağmen hapiste tutulmasının ikinci yılıdır. Bu nedenle “Can Atalay Olayı” Türkiye’nin derin bir siyaset, hukuk krizi yaşadığının simgelerinden birisidir.
Anayasa’yı, yasaları çiğnemek bunların olağan yönetme biçimi oldu.
Mahkemeler, Yargıtay, en son Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğu eliyle Meclis haksızlıkların ve hukuksuzlukların aleti oldu. Günümüzde Anayasa’nın, yasaların dediği değil yurttaştan kopmuş, desteğini kaybetmiş bir Saray Rejim’nin dediği oluyor.
İktidarlarını sürdürmek için her yolu deniyor, her kurumu ve kuralı çiğnemekten çekinmiyorlar. Rakip istemiyorlar, keyiflerince yönetmek istiyorlar.
İstanbul Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun demir parmaklıklar ardına konulması işte bu nedenledir.
Ama yağma yok! 19 Mart’ta başlayan, haktan hukuktan yana bütün yurttaşları buluşturan direniş “Milli İrade”nin ne olduğunu gösterdi.
Yurttaş derhal seçim, hemen seçim istiyor!
Alanlardan, okullardan, her yerden sesler yükseliyor.
“Can Atalay Olayı” için Anayasa Mahkemesi’nin yolladığı ama Meclis Başkanı’nın aylardır sakladığı karar Meclis kürsüsünden okundu. Yaşadıkları şaşkınlığı hep birlikte izledik. Çünkü hukuksuz fiili durumlara sırtını dayayanlar hukuku savunanlar karşısında gerilemeye mahkumdur.
Meclis’in düşürüldüğü utanç verici durumdan çoğunluk sorumludur. Ve Meclis’in bu utancına son vermek yükümlülüğü de onlardadır. Anayasa’yı çiğnemiş bir Meclis durumuna son vermeden, “Can Atalay Olayı" nı Anayasa’ya uygun çözmeden hiçbir inandırıcılıkları olmayacaktır.
Yurttaşlar;
Silahsız siyaset için önemli adımların atıldığı günlerdeyiz. Şiddeti, silahı toplumsal yaşamımızdan söküp atmak önemlidir. Bu yoldaki her ileri adım kıymetlidir.
Ancak BARIŞ’ın ilk gereği hukuktur. Barış ancak demokratik siyasetin alanı genişlerse kalıcı olabilir.
Her gün hapishaneleri daha çok doldurarak, siyasi rakiplerini yalan yanlış iftiralarla tasfiye etmeye çalışmakla olmaz. Bir yandan demokrasiyi, hukuku yok edip yurttaşa baskı yaparken bir yandan da BARIŞ dersen kimse inanmaz.
Yurttaşlar;
Ülkemizin feraha çıkmasının yolu hemen seçim, derhal seçimdir.
Bu otoriter, keyfi düzene son vermek: Anayasadaki ifadesi ile insan haklarına dayanan hukuk devletini, hukuku, Anayasa’ya bağlı kurallı işleyişi ivedilikle kurmaktır.
Sizler “Milli İrade”ye sahip çıkmak için alanlardasınız. Siyasette son sözü yurttaş söyler, sizler söyleyeceksiniz.
BARIŞ’ı hep birlikte, omuz omuza gerçekleştireceğiz.
Hep birlikte, omuz omuza Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırıp özgür bir ülke yaratacağız.
Hep birlikte, omuz omuza ülkemizi eşit ve özgür yapacağız.
Yurttaşlar;
Son olarak sizlerle birlikte selamlarımızı yollayalım.
Silivri Cezaevi’ndeki tüm komşularımı selamlıyorum.
Hepsini görüyorum: Başları dik, alınları açıktır.
İstanbul Belediye Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nu selamlıyorum. Onunla birlikte haksız olarak hapiste tutulan seçilmiş belediye başkanlarını ve çalışma arkadaşlarını selamlıyorum.
Tayfun Kahraman arkadaşımı, Bakırköy’deki tüm mahpuslar adına Çiğdem Mater ve Mine Özerden’i, hapishane komşum meslektaşlarım Av. Selçuk Kozağaçlı ve Av. Fırat Epözdemir’i, Selahattin Demirtaş’ı, Selçuk Mızraklı’yı, Diyarbakır’dan Sincan’a, Edirne’ye, tüm siyasi tutsakları selamlıyorum.
Yurttaşın özgürlük mücadelesi her yeri, hepimizi özgürleştirecek.
Sizlere inanıyoruz, güveniyoruz.
Birlikte mücadele edeceğiz, birlikte kazanacağız!
Selam Olsun Dünya’nın ve Türkiye’nin Aydınlık Geleceğine!
Ş. Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, 9-A47
🔴CHP'li Tanrıkulu'ndan tarihi konuşma!
📌'Gözaltında işkence' iddialarını Meclis gündemine taşıdı, AKP'li vekillere seslendi
🗣️"Gençleri gördüm, o tabloyu görünce ağladım. Ama sizin hiçbiri umurunuzda değil. Lanet olsun, biraz vicdan!"
https://t.co/7UkaVybIAe
AKP'nin yeni hikayesi...
"Yeni duruma alışacaksınız, Anadolu ihtilalini kabulleneceksiniz, milletin ve milli iradenin önünde diz çökeceksiniz..."
Breh breh breh...
Yıllar önce söylemiştik, AKP devrimci gibi davranmayı seven, devrimcilere öykünüp imrenen karşıdevrimci bir parti diye.
Komünizmle mücadele derneklerinden, tarikat örgütlenmelerinden, bağımsızlık isteyen devrimci gençlere düşman bir gelenekten, Milli Mücadele'nin Cumhuriyetle taçlanmasını içine hiç sindiremeyen bir toplumsallıktan süzülüp geldiler.
Bir yandan da oradaki meşruiyeti görüyor, onu teslim almak ya da onun üstüne çıkmak istiyorlar. "Biz de ihtilal yaptık, biz de kurucuyuz...", "Bizim de Anayasamız var ya da olacak..."
AKP'li Aydın Ünal'ın diz çökmeye çağrısı doğal olarak büyük tepki çekti. Ama yalnız o değil. 19 Mart'tan sonra "artık yeni bir Türkiye var, yok öyle eskisi gibi..." diye başlayan paylaşımlar, konuşmalar, yazılarla çok sık karşılaşıyoruz. Rasim Ozan Kütahyalı farklı bir üslupla "yeni bir devlet, yeni bir sistem var, seçim kazanmak gibi şeyleri unutun" diyerek muhalefeti uyarıyor. Ve daha da ileri giderek, muhalefete "aslında sizin de bir bölümünüz bu yeni devletin parçası, ona bağlısınız" diye sesleniyor.
Değişik varyantları olan bir hikaye ile karşı karşıyayız. Anlatılanların ortalamasını aldığımızda, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından dağılmakta olan devlet yapısını toparlamak üzere bir dizi güç harekete geçmiş, bir akıl oluşturmuş ve kalıcı bir strateji doğrultusunda siyaset alanını yeniden tasarlamaya koyulmuştu. Anlatılan buydu. Tasarlanan siyaset alanının merkezinde Erdoğan duracak ama o da belirlenen stratejiye uygun hareket edecekti. Böylece aslında AKP’nin de bir kopuş yaşadığı, kendi geçmişindeki bazı unsurlardan ayrıştığı, "yerli ve milli" kodlarına uygun davrandığı ileri sürülüyordu. Kimilerine göreyse Erdoğan bu sürece ikna edilmiş değildi, tersine bu yeni yapılanmanın bizzat mimarıydı. Dedim ya, bunlar anlatılanlar... Böylece Abdüllatif Şener, Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu gibilerinin özlemle yâd ettiği eski AKP hikayesinin yerine başka bir kurgu karşımıza çıkartılıyor ve karmaşık bir dünyada alabildiğine basit ve sade bir fotoğraf sunduğu için, bu hikaye bayağı alıcı buluyor. Yakın geçmişi unutmak ve unutturmak konusunda çok becerikli ve istekli olan iktidar yanlıları için bu hikaye yönetmekle yükümlü oldukları holdingler-tarikatlar düzeninin yarattığı görüntü kirliliğinden kurtulmak için de büyük fırsatlar sunuyor. "Üst akıl", "her tür maddi çıkarın ötesine geçen bir milli duruş", "kurucu irade"; bütün bunlar gurur kaynağı olsa gerek...
Ancak bu hikaye hiç ikna edici değil. Kuşkusuz herkesi ikna etmek zorunda da değil. Tarihimizden örnek verelim, Cumhuriyet herkesi ikna ederek kurulmadı. Kendisine karşı çıkanlara, metin yazarı Aydın Ünal'ın ifadesiyle, diz çöktürdü. Ama bir fark var. İnandırıcı, heyecan verici, sonuna kadar meşru, yol açıcı bir karakteri vardı Cumhuriyet'in. Diz çökenler "eski"ye bağlanıp kalanlardı, saltanat ve hilafet özlemi ile yanıp tutuşuyorlardı. İkna olmadılar, diş bileyip diz çöktüler. İkna olanların enerjisi yetti. Cumhuriyet, içerdiği kapsamlı dönüşümlerle birlikte ikna edici bir projeydi. İkna ettiği kadar…
(…)
TRT bandrol gelirleri yetersiz beslenen çocuklar için kullanılsın.
(#TRT'nin 2024 yılı bandrol geliri 18,2 milyar TL, yaklaşık 500 milyon dolar yani) https://t.co/E81LaVmz9P
Forbes'in milyarderler listesinde Türkiye’den 35 kişi var
Türkiye'nin 35 milyarderi, en yoksul yüzde 50’lik kesimin yani 42,5 milyon kişinin toplam servetinin yaklaşık üç katına sahip.
https://t.co/2ojFnq6TLR
Bugün tutuklanan öğrencilerin ailelerinden onurlu bir çağrı var:
"Ailelere sesleniyorum, çocuklarınızla gurur duyun! O çocuklar ki ülkemizin geleceğine sahip çıktılar. Biz de çocuklarımıza sahip çıkacağız, 1 ay da yazsalar 5 ay da yazsalar sahip çıkacağız!" ⭐️
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR!
Saraçhane'de eylemleri takip edip haber yapan gazeteciler Ali Onur Tosun, Bülent Kılıç, Gökhan Kam, Hayri Tunç, Kurtuluş Arı, Yasin Akgül ve Zeynep Kuray tutuklandı
https://t.co/PANfJkyb7D