Enlightenment doesn’t come to you, you walk towards enlightenment. It’s a conscious choice you make and act upon. It takes effort and commitment.
This is why effective learning requires teachers of all kinds not forcing students into class but asking them to join in willfully.
@TFF_Org Başkanı, gelecek sezon uygulanacak yabancı sınırını "10+4 olarak açıkladı. Üstelik niyeti yabancı sayısını daha da azaltmakmış, öyle diyor.
Neden-sonuç ilişkisi kurabilen herkes "Türk futbolunun gelişmesini sağlamak" adına yapıldığı öne sürülen bu sınırlama uygulamasının sığ bir düşüncenin ürünü olduğunu görüyor.
Bir kere, eğer TFF Türk futbolunu geliştirmek istiyorsa, önce her sezon buz, çamur, bozkır çeşitlemeleri olarak karşımıza çıkan saha zeminlerine yüksek standartlar getirmeli ve bu standartları uygulamalı. İkincisi, hakemlerin ve VAR uygulamalarının seviyesini yükseltmeli.
Her neyse, yabancı sınırlamasına dönelim.
Türk futbolunu geliştirmenin ilk yolu, takımlarımızın gelirlerini artırmaktır. Bunun için gereken koşulların hiçbiri "yabancı sınırlaması" ile birlikte çalışmaz.
Mesela "yabancı sınırlaması" Avrupa'nın diğer takımlarıyla mücadele edebilecek yüksek rekabetçi seviyeye erişilmesine engel olur. Avrupa'da başarı gelmediğinde, döviz bazlı gelirlerden mahrum kalan takımlar küçülmek zorunda kalır. Takımların bütçelerinin küçülmesi futbolun seyir kalitesine olumsuz etki eder. Bu da günümüzde zaten dünyadaki örneklerin çok uzağına düşmüş olan TV yayın gelirlerinin iyiden iyiye erimesine neden olur.
Anlayacağınız üzere, TFF ülke futbolunu geliştirmek istiyorsa önce "Takımlarımızın gelirlerini nasıl artırabiliriz?" diye düşünmeli. En önemli sorun bu. Bu sorunu bir yana atıp "Türk futbolcu yetişmiyor, o zaman yabancı gelmesin" demek, işin temeline dinamit koymaktır, işbilmezliktir.
Ama ülkede hemen her alanda olduğu gibi liyakatsızlık illeti burada da maalesef yolu açacağına kapıyor.
Belediyeleri kazanmak için halkı ikna etmek yerine seçilen kişiyi ikna etmek yetiyorsa neden seçim yapıyoruz?
Gerekli kanuni düzenleme yapılarak
seçilmiş belediye başkanlarının parti değiştirmeleri halinde görevi bırakmaları sağlanmalı ve başkan yardımcıları bunların yerine belediye başkanı olmalı.
@aliegesel Kimdi sunan spiker bilmiyorum ama yazın Sultanların bir maçını sunan TRT spikeri, oyuncu değişimini anlatırken "..... kenara geliyor" yerine "...... kenarıya geliyor" demişti.
Eğitim önemsiz, liyakat zaten hepten gereksiz ülkede. Oysa biz işini ciddiye alan efsaneler biliriz.
@TurkishAirlines valizimizi bu halde aldık. THY İstanbul Havalimanı Bagaj Hizmetleri ekipleri nazikçe ilgilendi, hemen rapor tuttu, üzüntümüzü paylaştı. Buraya kadar bayrak taşıyıcı hava yolumuzla gurur duyduk.
Sonra hasar tazminat talebi açtık ve beklemeye başladık.
Sonuç: Muadili 17 bin TL olan bu Samsonite marka valiz için 1.000TL hasar tazminatının uygun görüldüğünü öğrendik!
Bu rakamı tazminat olarak belirleyen, bu kararı onaylayan ve Türk Hava Yolları’nın böylesine gayriciddi tazminat kararları almasını destekleyen kurum kültürünü oluşturan çalışanlarınız adına biz utandık. Yasal haklarımızı aramaya karar verdik.
Herkese eşit mesafede olması gereken, ciddiyet gerektiren bir koltukta oturuyorsanız ağzınızdan çıkanı kulaklarınızın duyması şart.
Tabi bu olgunluk, akıl ve muhakeme gerektiren bir şey. Bunların hiçbirine sahip olmadığınız halde sizi oraya koyanlar da en az sizin kadar sorumlu.
Bence bir daha hiç konuşmasanız daha iyi.
Betondan gelişmişlik ölçüsü olmaz. Köprü, yol, havaalanı filan medeniyet değil dekordur. Savunma sanayi ile de gelişmişlik olmaz. Olsaydı Kuzey Kore gelişmiş bir ülke olurdu.
Gerçek gelişmişlik ölçüsü arıyorsak, şu soruların yanıtlarına bakalım:
1. Milletin geneli nasıl besleniyor?
2. İhtiyacı olduğunda sağlık hizmetlerine hangi zamanda, ne seviyede erişebiliyor? (Rahmetli babam kolon kanseriyken çok övülen sağlık sisteminin gerçek yüzünü bire bir gördüm)
3. Emekliliğinde nasıl yaşıyor?
4. Eğitimin kalitesi ne? Verilen eğitimin sonucunda öğrencilerimiz uluslar arası düzeyde başkalarına göre neredeler?
5. Ülkede millet birliğinin temeli olan hukuk ve adalet sistemleri tarafsız ve bağımsız mı? Bunlara güven ne düzeyde?
6. Gelişmiş ülkelerden içeri ne seviyede ve nasıl yatırım geliyor?
7. Sermaye millet arasında nasıl dağılıyor?
8. İktidar, devlet yönetimi dışındaki alanlarda (örneğin spor, medya, akademi, vb.) siyasi gücünü kullanarak kontrol oluşturuyor mu?
9. Millet insanca yaşayabiliyor mu? Mesela yılda iki defa borçlanmadan tatile çıkıp dinlenebiliyor mu? Sinemaya, tiyatroya, konsere gidecek parası var mı? Çocuklarının cebine harçlık koyabiliyor mu?
10. Sayısı şişirilip yüzlere gelen üniversitelerden mezun olan gençler, meslek alanlarında insanca maaş alarak çalışacakları işler bulabiliyor mu?
Hepsinden öte, bu gençler kendilerini burada güvende hissediyor mu yoksa bir fırsatını bulup yurt dışına gitmeyi mi düşünüyor?
Bence durum apaçık ortada. Uyuyan güzel uyanmaz ama belki biz bir gün uyanırız.
Öğretmen maaşı çok. Ben yıllardır hepsine asgari ücret verilmeli diyorum. Ayrıca devlet Hastanelerinde hayat boyu sigortalı olsunlar ama sigortaları özelde geçerli olmasın. Hastaneye gittiklerinde kendi icraatlarının sonuçlarını yaşayacaklarını bilirlerse daha doğru çalışırlar. İhalelere girmeme, devletle iş yapmama konusuna da tamamen katılıyorum. Üstüne, aday adayıyken mal beyanı versinler. Gerçekten maddi durumu yetersiz olanlar, kimsenin parasına ihtiyaç duymadan insanca yaşayacakları kadar maaşlar alsınlar. Son olarak, eğitim düzeyi asgari üniversite olsun. Dentlenme ve hızlıca hesap sorma işini de sıkı tutarsak belki bugünkü durumdan farklı bir noktada olabiliriz.
Av. Sevdagül Tunçer: “Bir kanun teklifi yapıp, milletvekili maaşları öğretmen maaşına eşit olsun ve bu seçilmişler, yedi göbek sülalesi de dahil, hiçbir ihaleye giremesin desek; bugün siyasettekilerin %90’ı kalmaz diye düşünüyorum.
90 iyimser bir sayı olabilir.”
Bu güz çiğdemi, Bursa Yenişehir’deki yangınlar sırasında kavrulup karaya çalan toprakta böyle müthiş bir güzellikle boy vermiş.
Bu fotoğraf, hepimize örnek olmalı.
Toprak kavrulup kararsa da can verebiliyorsa, bir güz çiğdemi etrafını çevirmiş karanlığı umursamadan renk renk açabiliyorsa, günlerce yakıp yıkan dev alevler bile hayatı sonlandırmaya yetmiyorsa, ne yaşıyorsak yaşayalım, gelecekten umutlu olacağız. Gücümüz bir güz çiğdemi kadar bile olsa hayata sımsıkı sarılmaya, etrafımızı çeviren alevlere inat, elimizde su niyetine sadece gözyaşımız bile kalsa mücadeleye devam edeceğiz.
Belki biz de yanacağız. Ama külümüzde elbet başka güz çiğdemleri boy verecek.
Ve aydınlık daima karanlığı, hayat daima ölümü yenecek!
Not: Fotoğraf, bir @bpthaber paylaşımından alıntıdır. Çeken kişi bana ulaşırsa ismini de verebilirim.
Diyor ki:
Yaratıcı alanda reklam ajansınızla rekabete girmeyin. Neden hem köpek alıp hem de kendiniz havlayasınız ki?
#DavidOgilvy’nin hu müthiş sözü sadece reklam ajanslarıyla çalışanlar için geçerli değil.
Ne yazık ki birçok işveren, en iyi yöneticileri hatta danışmanları seçip işe alıyor ama yine de kendi bildiğini okuyor.
Gerçek bir liderin öz-farkındalığı yüksektir. Güçlerini ve sınırlarını iyi bilir. Birlikte çalıştığı herkesi de kendini tanıdığı kadar tanımaya gayret eder. Sonra ekibinden en yüksek faydayı elde edecek şekilde yararlanır.
Ne yazık ki bu ideal durumun önündeki en büyük engel, “başarmış” olmaktır. Bir zamanlar bir şeyi başarmış olmak, seni her zaman her şeyi başaracağına inandırdığında, tökezleyip düşmene ramak var demektir.
Gözünü yoldan ve kendinden (egondan) ayırma.
Asla!
#sakın #yol #dikkat #düşme #lider
Quote credit: @Ogilvy