Fatih Altaylı:
*Kemal Kılıçdaroğlu sen kimsin de sen gidersen bu parti bitsin
*Sen Türkiye'nin en vasat bürokratlarından biri ve en yeteneksiz siyasetçilerinin birincisisin
*Başarısız, yeteneksiz, toplumda ve seçmende heyecan uyandırmayan birisin
*Niye halâ orada oturuyorsun
Bir Türk Ortodoks olarak, bu toprakların mayasıyla yoğrulmuş, sadakatini tarih boyunca kanıyla ve canıyla kanıtlamış bir topluluğun ferdi olarak sesleniyorum.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması talebi, masum bir "dini eğitim özgürlüğü" meselesi değil, Arkasında asırlık jeopolitik emellerin, egemenlik ihlallerinin ve Lozan Barış Antlaşması’nı delme girişimlerinin gizlendiği siyasi bir hamledir.
Lozan Barış Antlaşması ve Milli Egemenlik Kırmızı Çizgimizdir !
Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesidir. Fener Rum Patrikhanesi’nin statüsü bu antlaşmayla belirlenmiş ve kendisindeki "ekümeniklik" (cihanşümullük) iddiası hukuken reddedilerek, yalnızca İstanbul’daki Rum azınlığın dini ihtiyaçlarını karşılamakla görevli yerel bir Türk kurumu olduğu tescil edilmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun, Millî Eğitim Bakanlığı’nın ve Türk devletinin denetimi dışında, özerk veya uluslararası bir statüyle açılmasını talep etmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına açık bir saldırıdır ve Lozan’ı fiilen kadük bırakma girişimidir.
Devlet içinde devlet, hukuk içinde hukuk kabul edilemez
Mütekabiliyet (Karşılıklılık) İlkesi Yok Sayılamaz
Uluslararası hukukun en temel direği mütekabiliyettir. Bugün Heybeliada için dünyayı ayağa kaldıranlar, Batı Trakya’daki Türk ve Müslüman azınlığın en temel insan haklarını, kendi müftülerini seçme özgürlüğünü ayaklar altına almaktadır.
Bazı ülkeler kendi topraklarındaki Türk azınlığın dini ve kültürel haklarını önemsizleştirirken, camileri ibadete kapatıp Türk kimliğini inkar ederken;
Türkiye’den tek taraflı tavizler koparmaya çalışmak akıl dışıdır.
Akılcı ve gerçekçi bir dış politika, hak verilmeden hak alınamayacağını bilir.
Din Eğitimi Bahanesiyle Siyasi Üs Devşirme Hamlesidir
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki her dini kurum, anayasal düzenimize ve kanunlarımıza uymakla yükümlüdür.
Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu, bu ülkedeki eğitim güvenliğinin teminatıdır.
Ruhban Okulu’nun YÖK ve MEB denetimi dışında, yurt dışından kontrolsüz öğrenci ve hoca ithal ederek açılmak istenmesi, adayı adeta Türkiye’nin kalbinde yabancı istihbaratların ve siyasi emellerin cirit attığı bir "Vatikanvari" üsse çevirme projesidir.
Bir Türk Ortodoks olarak , inancımızın arkasına gizlenerek yürütülen bu neokolonyal sinsi siyaseti net bir şekilde görüyor ve reddediyorum.
Gerçek Ortodoksluk Bu Topraklara Sadakat Gerektirir
Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında saf tutan, "Ben her zaman, her yerde Türk oğlu Türk’üm" diyen Papa Eftim’lerin mirasını kucaklamışız.
İnancımız İsa Mesih’e, aidiyetimiz ve sadakatimiz ise kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti Devletine’dir.
Fener Patrikhanesi’nin Helenizm mefkuresine hizmet eden, Batılı emperyalist güçlerin bölgedeki maşası olmayı kabul eden çizgisi, Hristiyanlık inancının özüyle değil, Bizans’ı hortlatma hülyasıyla ilgilidir.
Gerçek Hristiyanlık, yaşadığın toprağın yasalarına uymayı ve o toprağa ihanet etmemeyi buyurur.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun mevcut dayatmalarla açılması bir hak değil, imtiyaz ve egemenlik devridir.
Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, egemenliğini ve yasalarını çiğneyecek hiçbir adıma geçit verilemez.
İnanç özgürlüğü arkasına saklanarak sergilenen bu tiyatroya karşı devletimin, milletimin ve milli çıkarlarımızın yanındayım.
Bir Türk Ortodoks Kadın 🇹🇷☦️
@meryem_e_meltem
📌Halkın oyuyla meclise girmiş, partisinde bileğinin hakkıyla seçilip başa geçmiş bir lidere bu yaptığınıza vandallık denir!
Yuh olsun size‼️
#ChpBaşkanıÖzeldir
Özlem Zengin’in oğlunun hızlı kariyerine dair haberlere erişim engeli gelmiş.
Bu haberi yayalım ki Özlem Zengin’in oğlunun hızlı kariyerine dair habere erişim engeli geldiğini herkes bilsin.
MERDAN YANARDAĞ'DAN ÇAĞRI
#Tele1'e kayyum atayan iktidar, şimdi de TMSF eliyle satışa çıkararak kanalımızı yağmalamaya ve yandaşlara peşkeş çekmeye çalışıyor.
Halkın desteği ve dostlarımızın katkıları ile mali ambargoları boşa çıkaran, dahası en büyük dört haber kanal arasına girerek büyük bir başarı kazanan Tele1, 28 milyon TL’ye ihaleye çıkarılıyor.
Bu fiyat Tele1’in üç aylık işletme giderinden daha azdır. Çalışanlarımızın beş aylık maaş tutarı (geçen yıl) daha fazlaydı. Biz ücretleri hiç aksatmadan ödedik. Şimdi hepimizin alınterini, emeğini, akıl ve irade ile yarattığımız değeri yok pahasına yandaşa transfer etmek istiyorlar.
Yalan ve iftiraya dayalı ”casusluk” kumpas amacı böylece bir kez daha tartışmasız şekilde gözler önüne serildi. Amaç Tele1’e çökmek susturmaya çalışmaktı.
Biz susmadık, ama onlar Tele1’i yağmalama ısrarını sürdürüyor. Kanalımıızı yok pahasına satıp borçları da bize yıkmak istiyorlar.
Çok net; 28 milyon lira bir yağma fiyatıdır. Burada ilk kez bir bilgiyi açıklayacağım: geçen yıl Tele1’e bu paranın 15 katı teklif edildi satmadık. Fiyatın istersek daha yukarıya çıkarabileceği bilgisi de geldi.
Daha önce kanalın %50’sine bile kayyım ve TMSF’nin ihale başlangıç fiyatının yaklaşık on katı önerildi. Tele1'in topluma, izleyicileri ve çalışanlarına ait olduğuna inandığımız için kabul etmedik.
Eğer satsaydık ben tutuklanmayabilirdim. Zaten teklif sahipleri çok dolaylı şekilde”Artık biraz rahat yaşamayı hak ettiğimi” söyleyerek uyarı da yapmışlardı. Alacağımız parayla, istersek daha sonra başka bir medya organı kurabilirdik vb. Sözüm ona, “dostça” tekliflerdi bunlar.
Biz "HAYIR" dedik, uygun bulmadık.
Tele1 bir ticari kuruluş değil, halktan yana yayıncılık yapmayı ilke edinen bağımsız bir sosyal sorumluluk girişimiydi. Gazetecilik etiği ve ilkeleri bizim için temel ölçüydü. Ne para ne de baskıyla bizi teslim alabilirlerdi.
Bütün namuslu insanlara, medyadaki dostlarımıza, iş dünyasına, Cumhuriyetçilere ve topluma çağrı yapıyorum; Tele1'in yağmalanmasına engel olalım, bize sahip çıkın!
MERDAN YANARDAĞ
Bütün namuslu insanlara, medyadaki dostlarımıza, iş dünyasını, Cumhuriyetçilere ve topluma çağrı yapıyorum; Tele birin yağmalanması na engel olalım, bize sahip çıkın!
MERDAN YANARDAĞ
🚨SON DAKİKA | İSPANYA BAŞBAKANI’NDAN GÖRÜLMEMİŞ KAPAK!
Pedro Sanchez öyle bir kapak yaptı ki parlamentoda adeta #deprem etkisi yarattı!
İsrail: “— İran'a yapılan saldırıdan sadece Müslümanlar rahatsız.”
Pedro Sánchez: “— Papa bile bu savaşı kınadı şimdi Papa ve Vatikan’a da Müslüman mı diyeceksiniz!..”
Parlamentoda derin bir sessizlik oldu! Senin yaptığın şu konuşmayı sözde İslam alimlerinden 1 kişi çıkıp yapamadı!
Helal olsun Pedro! 👏🏻
📍AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın.
EKREM İMAMOĞLU’NA ÖZGÜRLÜK!
TÜRKİYE’DEN AYRILIYORUZ…
Dostlarım…
Gidiyoruz…
Türkiye’de kalmak için verdiğimiz mücadeleyi maalesef kaybettik…
Oturum iznimiz iptal edildi ve artık çok kısa bir süre içinde gitmeye mecburuz…
Belki kısa süreliğine… belki değil… Bilmiyoruz. Yakında geri döneriz diye umut ile yaşıyoruz.
Nereye gideceğimizi tam olarak bilmiyoruz. Biletler hâlâ alınmadı. Azerbaycan, Gürcistan ya da başka bir ülke… Her şeyi yeniden kurmak zorundayız. Sıfırdan.
Ben şu anda hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok zor durumdayım. Ağır bir hastalıkla mücadele ediyorum… Vücudum adeta tükenmiş durumda. Bir yanda burada kalma mücadelesi, diğer yanda hastalık… Ve şimdi — her şeyi bırakıp gitmek zorunda olmak…
Türkiye benim için sadece bir ülke değildi… Benim ikinci vatanım oldu. Onu tüm kalbimle, tüm ruhumla sevdim.
Ve inanın… son ana kadar burada kalabilmek için mücadele ettim. Gerçekten sonuna kadar direndim.
Türkiye benim için bir umuttu… bir yuva, bir kardeşlik kapısıydı. Burada tanıdığım güzel insanlar, aldığım destek, gördüğüm iyilik — bunları asla unutmam.
Ama şimdi… bir valiz hazırlayıp, her şeyi geride bırakıp, yeniden başlamak zorundayız.
⸻
🙏 SİZDEN RİCAM VAR
Bu süreçte gerçekten desteğinize ihtiyacım var.
📌 1. Uçak bileti
Bakı ya da Tiflis için — kişi başı ortalama ~10.000 TL
📌 2. Ceza (idari para cezası)
Sınırda belli olacak ama birkaç bin TL’den başlayıp daha yüksek olabilir
📌 3. İlk günler için yaşam masrafları
(İlk günlerde hostel, yemek, temel ihtiyaçlar)
⸻
Son aylarda elimde ne varsa… burada kalabilmek ve tedavi için harcadım.
Şu an gerçekten sıfır noktasındayım. Bu yüzden bugün, belki hayatımda ilk defa, açıkça söylüyorum:
Desteğinize ihtiyacım var!
Bu bir “rahatlık” talebi değil. Bu — ayağa kalkabilmek için son adım.
⸻
Türkiye benim kalbimde kalacak. Türkiye’ye ve buradaki tüm güzel insanlara, dost-arkadaşlara minnettarım, yürekten çok çok teşekkür ederim! Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm yetkililere de çok çok teşekkür ederim!
Büyük Türkiye benim kalbimde her zaman özel bir yere sahip olacak.
Allah hepinizden razı olsun.
⸻
Ben bir Tatar aktivistiyim… Tatar millî hareketinin liderlerinden ve içinde yıllardır mücadele eden insanlardan biriyim.
2020 yılının sonunda, üzerimdeki ağır baskılar, tehditler ve ciddi bir tutuklanma riski nedeniyle eşimle birlikte doğduğum toprakları — Tataristan’ı — terk etmek zorunda kaldım.
O gün sadece bir ülkeyi değil… evimi, yurdumu, çocukluğumu, hatıralarımı geride bıraktım. Sevdiklerimden, ailemden, dostlarımdan uzak düştüm.
Ve inanın… o gün kalbimin bir parçasını orada bıraktım.
Yıllardır gurbetteyim. Ama Türkiye bana kapılarını açtı… bana bir nefes oldu.
Türkiye benim ikinci Vatanım oldu.
Burada kızım dünyaya geldi.
Burada kendimi güvende hissettim.
Burada yeniden ayağa kalktım.
Ve burada…
inancıma, kimliğime ve halkıma olan bağlılığımla yüzlerce, binlerce etkinlik organize ettim.
Mücadeleme devam ettim.
Bugün ise… çok ağır bir duyguyla yazıyorum bunu…
Türkiye’den ayrılmak zorunda olmak… benim için sadece bir yolculuk değil.
Bu, kalbimden bir parçayı daha geride bırakmak gibi.
İnanın… çok zor.
Ve evet… yazarken gözlerim doluyor.
Ama umut ediyorum ki bu bir veda değil…
Sadece kısa bir ayrılık.
Bir gün yeniden dönmek, yeniden buluşmak ümidiyle…
AİLELER OLARAK DERHAL TAHLİYE İSTİYORUZ!
Delilsiz tutukladığınız;
Abilerim Cevat Kaya ve Ali Kaya için,
Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları için,
Ekrem İmamoğlu’nun çocukluk arkadaşı için,
Hasta tutuklular için,
Hukukun gereği yerine getirilsin!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve
Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın.
Adalet gecikmez. Adalet ertelenemez.
@adalet_bakanlik