Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, 1 Nisan tarihinde nöbet tutan bir sağlık emekçisinin nöbet ücreti de Nisan ayına ait teşvik ödemesi de hâlâ yatırılmadı.
Buna karşılık, yine bol bol sağa sola, gerekli gereksiz projelere kaynak aktarıldığını görüyoruz. İliştirilmiş gazeteciler rektörü öven haberler yaparken, sağlık emekçilerinin iki üç ameliyat parasına, basit bir toplantı masrafına bile denk gelmeyen teşvik ve nöbet ücretleri bugün itibarıyla hâlâ ödenmiş değil.
Çanakkale'nin pahalı bir şehir olduğu gerçeğini artık kabul edelim. Başta asistan hekimler olmak üzere tüm sağlık emekçileri geçim sıkıntısı yaşıyor. Kredi ve kredi kartlarına yükleniyor, her geçen gün daha fazla borçlanıyorlar.
Bahaneniz her zaman hazır: "Ödenek yok", "YÖK para göndermiyor" vb.
Oysa çözüm çok basit. Gelen kaynakları öncelikle sağlık emekçilerinin hak ettikleri ek ödeme ve nöbet ücretleri için kullanın. Sorunun önemli bir kısmı kendiliğinden çözülecektir.
Sağlık hizmeti, sağlık emekçilerinin özverisiyle ayakta duruyor. Emekçinin alın teri olan ücretlerin zamanında ve eksiksiz ödenmesi bir lütuf değil, yasal ve vicdani bir sorumluluktur.
Artık alışmak zorundasınız. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin sesini duyan ve duyuran örgütlü gücü SES var.
@sesgenelmerkezi@YuksekogretimK@onsekizmartuni
Seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel:
“10 gündür ağzını bıçak açmayan Erdoğan, ölçtürmüş, biçtirmiş, dün çıkmış diyor ki; ‘Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz!’
O gün dolunun altında üstüne çıktığım TOMA var ya Erdoğan… Sen o TOMA’nın şoför koltuğunda oturuyorsun!”
🔴 Doruk Maden işçilerinin Yıldızlar Holding'e verdiği süre doluyor.
• Madenciler, aileleri ve onlara omuz verenler 12.00'de holding önünde olacak.
• Beypazarı çıkışında madencilerin bekleyişi sürüyor.
Çok ağır şartlarda çalışan ve evlerimizde ısınmamızı sağlayan Madenciler Mehmetçikten sonra Türk milletinin en sevdiği ve saygı duyduğu meslek grubudur.
Millet ilk seçimde bunların da hesabını mutlaka soracaktır.
FLAŞ...FLAŞ...
ÖZGÜR ÖZEL FETÖ'NÜN DARBE GİRİŞİMİ SIRASINDA NEREDEYDİ?
"15 Temmuz 2016…
O gece saat 21.00 civarında, olağan dışı hareketlenmeler olduğunu televizyonlardan öğrendik. Çok geçmeden bunun darbe girişimi olduğunu yine televizyonlardan duyduk. Olaylar başlar başlamaz telefonlaşarak Genel Merkez'de buluşmaya karar verdik. Bizi ilk arayanlardan biri Uğur Dündar oldu. Bunun hain bir kalkışma olduğunu, CHP'nin bu darbeye karşı direnmesi ve demokrasinin yanında durması gerektiğini söyledi.
★★★
Saat 22.30'a geldiğinde, Genel Merkez'de buluştuk.
Genel Merkez'e ulaştığımızda, Ankara'da birçok noktada çatışmalar yaşanıyor, açık camlardan içeri keskin bir barut kokusu doluyordu. O gece bizimle birlikte 20 kadar parti yöneticimiz ve milletvekilimiz Genel Merkez'e geldi.
Çatışmalar yoğunlaşınca tüm parti çalışanlarını, danışmanlarımızı ve şoförlerimizi evlerine gönderdik.
Parti yöneticilerimizle ayak üstü yaptığımız toplantıda; darbe girişimi kimden gelirse gelsin açık, aktif ve cesur tavır almaya karar verdik.
★★★
Bu sırada birçok AKP'li üst düzey yönetici bizleri arıyor ve darbenin bastırılması için yardım istiyordu. Genel Başkanımız uçaktaydı. İstanbul'a iner inmez görüştük kendisi de bizlere “darbeye karşı direnme” talimatı verdi.
Hemen TBMM'ye geçerek direnişi buradan yürütmeyi kararlaştırdık. Ancak tüm şoförlerimiz ve danışmanlarımızı can güvenliklerini düşünerek evlerine gönderdiğimiz için, ne aracımız ne de bir sürücümüz vardı!..
Aykut Erdoğdu, Veli Ağbaba ve ben, üniversite yıllarındaki hayallerimizi gerçekleştirmek amacıyla birlikte 1973 model bir volkswagen kaplumbağa araç almıştık. Elimizde bir tek bu araç vardı. Ona binip TBMM'ye doğru yola koyulduk.
İnönü Bulvarı üzerinde çatışmalar yaşandığı için Dikmen üzerinden TBMM'ye ulaşmaya çalışıyorduk.
(Bu sırada Aykut Erdoğdu başımıza bir şey gelmesi ihtimalini düşünerek vasiyet niyetine bir kısa video çekti.)
★★★
Aracı ben kullanıyordum.
Dikmen'den aşağı inerken yolda kimseler görünmüyordu.
Ancak TBMM'ye yaklaştığımızda yol üzerine taş yağıyormuş hissi veren küçük toz kümeleri oluşmaya başladı. Bunların helikopterden atılan mermiler olduğunu fark edince, Aykut'un vasiyet videosu çekmesine hak verdik!..
Mermi yağmuru altında TBMM'nin Dikmen kapısına ulaştık. Aykut silahlı gelmişti. Araç durduğunda hemen atlayıp, duvar dibine siper aldı. Bulunduğumuz yer, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın yanında, Genel Kurmay Başkanlığı'nın ise tam karşısındaydı. Çevreden sürekli çatışma sesleri geliyor, havadaki kesif bir barut kokusu giderek artıyordu.
Aykut, TBMM kapısında bekleyen polis memurlarına Milletvekili olduğumuzu bağırdı. Ben bu sırada aracı park ettim. Hatta doğru park etmiş miyim diye, aracın etrafında dönüp dururken Aykut seslendi: “Çatışma var çabuk ol!..”
Doğrusu hepimizin gençlik hayali “vosvos”umuz çok kıymetliydi ve onu yolun ortasına bırakıp gitmeye gönlüm el vermiyordu. Bu sırada Aykut silahı ile siper ala ala iç kapıya kadar ulaşmıştı. Benim sakin ve yavaş yürüdüğümü görünce, koşarak geldi ve kolumdan çekerek “Çabuk ol yoksa burada vuracaklar bizi!” diyerek çekmeye çalıştı. Sanki koşarsam darbecilerden korkuyormuşuz gibi anlaşılacak diye, inadına yavaş ve sakin yürüyordum.
Neyse ki Aykut beni çeke çeke TBMM'ye soktu!..
★★★
3 No'lu kapıdan girip, Genel Kurul'a giden koridoru geçtik. Genel Kurul'un kapısında bizi AKP ve CHP'den bir grup milletvekili karşıladı. Hemen yanımıza dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman geldi. Bana ve Aykut'a sarılıp “Bunlar demokrasi öpücüğü” diyerek yanaklarımızdan öptü. İsmail Kahraman'ın bu tavrı bana hem tuhaf hem de komik gelmişti. Genel Kurul'un kapıları kapalı olduğu için hep birlikte kapıları kırıp içeri girdik ve salonun ışıklarını yaktık. Toplantıyı açmak için Başkanlık Divanı'nın oluşması gerekiyordu. Ancak katip üye yoktu. Bu yüzden birinden ceket alıp giydim ve “Başkanlık Katibi” koltuğuna oturdum. Hatta İsmail Kahraman'ın bulup verdiği ceketi giyerken “Milli Görüş ceketi” diyerek şaka yapmayı da ihmal etmedim!..
★★★
TBMM Başkanı resmi açılışı yaptı ve orada, CHP adına, darbe girişimine karşı olduğumuzu çok açık bir şekilde söyledim.
Meclis'e gelmeden önce de TBMM Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Doğan Kubat ile telefonla görüşerek, ‘Biz yanınızdayız, ne yapmak gerekiyorsa birlikte yapacağız, karşı çıkalım' dedim. Meclis Genel Kurulu olağanüstü toplandı. Bir tarafta AK Parti adına Mehmet Muş, diğer tarafta partim adına ben, MHP adına Erkan Akçay…
Divan'da katip üyelerin bulundukları koltuklarda biz görevdeydik o gece.
Tepemize bombalar yağarken Meclis kürsüsünde tarihe not düştüğümüz konuşmalar yaptık. Genel Kurul Salonunu 10 metre ile ıskalayan bombanın ardından, sığınağa inme kararı alındı.
★★★
TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve bazı milletvekilleriyle sığınakta bir odaya girerek, 16 Temmuz günü TBMM Genel Kurulu'nda okunan ve altında 4 partinin ortak imzası bulunan tarihi bildiriyi hazırladık. O günkü bildiri, bombardıman altındaki Meclis'in ertesi gün açılıp, çalışma ve darbeye karşı koyma iradesi açısından çok önemliydi…”
★★★
Değerli okurlarım,
Sizlere CHP Lideri Özgür Özel'in ağzından, 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ'nün hain darbe girişiminde yaşananları aktardım.
O gece Özgür Özel ve arkadaşları kurşun ve bomba yağmuru altında Meclis'e gelerek, diğer partilerin milletvekilleriyle birlikte, bir demokrasi ve kahramanlık destanı yazdılar.
Ben de tarihe not düşmek için, bu çok önemli bilgileri köşemde paylaşıyorum…
"Yetkili" sendikamsı yapının sürece müdahalesiyle yılan hikayesine döndürdüğü banka promosyonları hala yatmamıştır. Bayram arifesinde sağlık emekçileri zor durumda kalmıştır. Diğer illere göre 6 ay geriden gelen ve yüksek enflasyonla birlikte eriyen banka promosyonlarını bir an önce yatırın.
@ziraatbankasi@sagliklicozum
Hak, hukuk ve adalet için yürüdüğümüzü, yağmur altında demokrasi uğruna ıslandığımızı sanıyorduk.
Oysa birisi, her şeyi, bir koltuğu kaybetmemek için yapıyormuş!
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
Anayasa mahkemesinin ışıkları yanığında “ halkın iradesine darbe” , ama bir partiye yasada olmamasına rağmen ve yasaya aykırı olarak mutlak butlan “iradeye darbe “ değil öyle mi ?
Şimdi anladık mı Kılıçdaroğlu'nun niye dün konuştuğunu.
Demek ki mutlak butlan kararı çıkacağını da biliyormuş.
Hiç utanmadan gelip o koltuğa oturur mu?
Emin olun oturur.
Kifayetsiz muhterisler topluluğu...
Türkiye’nin en önemli arkeologlarından 🇹🇷TÜRK ARKEOLOG PROF DR Zehra Halet Çambel hayatını 2014’te İstanbul’da kaybetmişti. Vasiyeti üzerine arşivlerini Boğaziçi Üniversitesi ve üniversitenin öğrencilerine bağışlamıştı.
Bu, sadece bir müzayede meselesi değil bu, kültürel mirasa bakışın turnusol kağıdıdır.
Eğer bir ülke kendi bilim insanının emanetine sahip çıkamıyorsa, geleceğe neyi miras bırakacak?
Yetkililerin bu suskunluğu kabul edilemez.
Çünkü burada satılan yalnızca birkaç mektup, kağıt, arşiv, yalı vs değil bir ömürlük bilgi, birikim ve bu ülkenin ortak hafızasıdır. Bu ülkenin ortak tarihi. Ülkenin tarihi TARİHİ!
2014 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışladıkları arasında arşivi, eşyaları ve “Kırmızı Yalı” da bulunuyor. Kırmızı Yalı’nın satılmak istenmesinin ardından şimdi de Çambel’in şahsi arşivinden mektuplar, kartpostallar ve çeşitli evrakların yer aldığı lotlar, nadir eserler yani kısaca tarihsel öneme sahip koleksiyon parçaları Phebus müzayede tarafından “Arkeolog Halet Çambel terekesinden çok sayıda mektuplu kartpostal ve evrak lotu” şeklinde satışa çıkarıldı. Bu ülkenin bir ilim bilim irfan sahibi insanının ömrünü adadığı, bu ülkenin hafızasına emanet ettiği arşivlerin parça parça satışa çıkarılmasına karşı tek bir söz edilmemesi; “yönetiyoruz” diyenlerin aslında sadece izlediğini gösterir.
Bu, düpedüz bir miras yağmasıdır susan herkes bu utancın ortağıdır. Bir bilim insanının emanetini koruyamayanlar, o koltuklarda oturmayı da hak etmiyordur.
Ezgi Akdemir - İstanbul - 02.05.2026 - 01:10
akp’li alagöz maden giresun çatal ağaç köyündeki dereyi kirletti.
çatal ağaç köylüleri isyan ediyor:
"bizim sularımız dünyanın en güzel sularıydı ama zehirlediler, içen ölüyor"
Kulaklarıma inanamadım. "Yünleri yakıyoruz" dedi. Biz de geri dönüştürülmüş plastik jean giyelim. Tarım ve hayvancılık politikaları bu kadar kötü yönetmeyi istesen başaramazsın.
Sevgili ve değerli İber Ortaylı ben cezaevinden çıkınca hemen bir program yapalım diye tutturdu. Bu sevgili dostum ile çekilen son program oldu. Ağlamaktan izleyemedim. Tek tesellim bu yayınlar durdukça o da yaşayacak. https://t.co/PTLm5ir87T