Bugün hukuk tarihimizde, adalet için en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Göz göre göre, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı gasp edildi.
Ekrem Başkanımız kendini savunmak istediğinde, salondan çıkarıldı, konuşması tamamen engellendi.
9 Mart 2026 tarihinde kendini savunmak istediğinde izin verilmemişti.
4 aydır kendini savunacağı günü bekleyen İmamoğlu’nun bir buçuk gün gibi kısa bir sürede kendini savunması isteniyor.
Kendini tüm detaylarıyla savunmak isteyen İmamoğlu’na konuşma hakkı verilmiyor. Kendisinin tam tersi beyanına rağmen “susma hakkını kullandı” denilerek savunma hakkı gasp ediliyor.
Altını çiziyoruz: Ekrem Başkanımız susma hakkını değil, en doğal vatandaşlık hakkı olan savunma hakkını kullanmak istiyor.
Okunması bile günler süren 4 bin sayfalık iddianameye, bir buçuk günde cevap verilemez.
Tutuklu geçen 476 günün ardından, kimsenin sesi böyle kısılamaz.
Cumhurbaşkanı adayımız İmamoğlu, tarihimizde düşmana bile uygulanmamış adaletsizliklere maruz bırakılıyor.
Biz tüm bu adaletsizliklere ve zulme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.
Yaşatılan hukuksuzlukları her yerde anlatmaya devam edeceğiz.
Pes etmeyeceğiz, yılmayacağız, mutlaka kazanacağız!
İmamoğlu’nun avukatları kürsüdeki kişiyi rezil ediyor şu anda.
Tora Pekin:
“Savunma yapmaktan kaçıyorsunuz dediğiniz müvekkil 9 Mart’ta ilk duruşmada buraya geldi, ifade vereyim dedi.
İlk ben konuşayım dedi. Siz kabul etmediniz. Sen son sırada konuşacaksın dediniz.
Aylar geçti şimdi son sıradayız, şimdi de aynı müvekkile ya yarım günde konuşup susacaksın ya da susma hakkını kullanmış sayarım diyorsunuz.
Susma hakkınızı mı kullanıyorsunuz dediniz, HAYIR DEDİ.
Şimdi ne okuyorsunuz?
Tutanağınız hakikat dışı.
İşlemleriniz hakikat dışı!”
Tam da meslektaşımın dediği gibi yaşanan her şey gerçek bir kepazelik!
Heyet geldi sözde duruşma tekrar başladı.
Kürsüdeki kişi İmamoğlu’nun susma hakkını kullandığı “tespit ettiğini” söyledi.
İmamoğlu’na “ya savunmanı benim istediğim sürede yani yarım günde yaparsın ya susma hakkını kullanmış sayarım” tehdidini geçirdiği zaptı okuyor.
Sıkıyönetim mahkemelerinde bile görülmemiş bir rezalet yaşanıyor şu an Silivri’de.
Bu ülkenin 15,5 milyon insanının oy verdiği, 25,5 milyon insanının imzası ile destek olduğu Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, bir buçuk yılı aşkın süredir özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.
Hakkında 142 ayrı suçlama bulunan, 2.352 yıl hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasının tek bir güne sığdırılmak istenmesi hangi hukuk anlayışının ürünüdür?
Suçlamalar sınırsız, iddialar sayfalar dolusu; peki savunma neden süreyle sınırlandırılıyor?
Bu acele neden? Bu ısrar neden?
Adalet, yalnızca iddiaları dinlemekle değil, savunmaya da tam ve eşit söz hakkı tanımakla mümkündür.
Savunma hakkı bir lütuf değil, anayasal bir haktır.
Savunma susturulursa adalet susar.
142 suçlama bir güne sığıyorsa, mesele adalet değil; savunmayı susturma çabasıdır.
#SavunmaHakkıEngellenemez
Silivri’deyiz.
İBB Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu kürsüde konuşuyor.
“Dün bu salonda değildim. En önemli sanık durumundaki Fatih Keleş’i dinleyemedim. Hakkım ihlal edildi. Bugün de gelip gelemeyeceğimi bilmiyordum. Geldim ve ne yazık ki avukatının savunmasının kesilmesini de izledim.
Gidişata baktığımda 9 temmuzda duruşmayı bitirmeniz için bana savunma yapmak için kalan süre 6-7 saatten ibaret.
Bakın Sayın Özdağ bir hakaret sıçlaması nedeniyle bir tam gün savunma yaptı.
Sayın Demirtaş 14 gün kesintisiz savunma yaptı.
Ben bu davada 149 eylem ve yüzlerce kişinin olduğu bir dosyada yargılanıyorum, bu kadar kısa sürede savunma yapmam nasıl beklenebilir?
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun bugün görülen diploma davası 20 Ekim’e ertelendi.
35 sene önce yapılan bir üniversite geçiş işlemi ile 31 yıllık lisans diplomasının iptal edilmesi ve yürütülen yargılama Türkiye’de adaletin artık bağımsızlığını tamamen yitirdiğini, siyasetin talimatıyla hareket eden bir mekanizmaya dönüştüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu dava, yalnızca bir belediye başkanını değil; vatandaşların devlete olan güvenini hedef alıyor!
Ekrem Başkanımız da dediği gibi, "Bu iddianameyi, bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı."
Bu davanın amacı; korkudur, intikamdır, siyasi darbedir!
Hile, yalan ve iftira karşısında gerçek kazanacak, İmamoğlu'nun diplomalarını iptal etmek iktidarınızı korumanıza yetmeyecek!
#Ekremİmamoğlu
Tebrik ediyor, yasağın sürmesini diliyorum
Saygısızlık, görgüsüzlük abidesi ilkel bir kutlama biçimi
Binlerce kuş iki dakika ışık için ölüyor
Kedisi köpeği korku içinde titriyor
Yav arkadaş her sene aynı şey
Her sene aynı tartışma
Demek ki bir şeyler eksik yanlış ki her sene ormanlar cayır cayır yanıyor
Ne önlem gerekiyorsa alınsın. Sorun anız yakılması mı? Zaten güvenlik devleti, cezası neyse kesilsin. Sorun çöp mü? Atan cezalandırılsın. Elektrik hatları mı eski? Gereği yapılsın
Tweet atanın peşinde koşulacağına bunlara bakılsın, çok mu zor