Ciwan Haco’nun bu eserinin taşıdığı duygu, yüzeyden dinleyen biri için sadece bir melodi gibi gelebilir; ama işin içine özlem girince anlam bambaşka bir yere taşınır. Bu parçayı gerçekten hissedebilmek için insanın memleketinden uzak kalmış olması, tanıdık sokaklardan, seslerden ve insanlardan kopmuş bir hayatın içinde bir süre yaşamış olması gerekir.
Çünkü gurbet dediğin şey sadece fiziksel bir uzaklık değildir. Zamanla içine işleyen, günlük hayatın en sıradan anlarında bile kendini hatırlatan bir eksikliktir. Bir sokak ismi, eski bir fotoğraf, bir koku ya da uzaktan gelen bir ezgi bile insanın içinde sakladığı özlemi bir anda harekete geçirebilir.
Ciwan Haco’nun bu eserinde de tam olarak bu his vardır. Bastırılmış duyguların yavaş yavaş açığa çıkışı, söylenemeyen cümlelerin melodinin içine gizlenmesi…
Memleketten uzak olan biri için bu parça, bazen gece sessizliğinde dinlendiğinde daha da ağırlaşır. Çünkü insan o an sadece müziği değil, geçmişini, bıraktığı insanları, çocukluğunu ve geri dönme hayalini de duyar gibi olur. Her nota, sanki uzakta kalmış bir hatırayı yeniden canlandırır. Her söz, içte saklanan bir hasreti biraz daha derinleştirir.
Bu yüzden Ciwan Haco’nun bu eseri sadece bir şarkı değil, aynı zamanda bir yolculuktur. Gidenlerin, kalanların ve dönmeyi bekleyenlerin ortak duygusudur. Ve en çok da nerede olursa olsun kalbi hâlâ memleketinde atan insanların içinde yankılanır.
@77Sayfa Senin gönlün daima meshur ve musahhardır, mazursun.
Sen gamın ne olduğunu hiç bilmedin, mazursun.
Ben sensiz bin gece kan yuttum, sen bir gece sensiz kalmadın, mazursun.
@Raskolnikovsair Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?