TARHANA OSMAN..
Tarhana Osman adını hiç duydunuz mu?
Adı gibi hikayesi de çok dikkat çekici..
Amerikan süt tozunun kanserojen olduğunu ispat etti ve yasaklanmasını sağladı.
1950'li yıllarda Amerikan margarini ve buğdayına karşı savaş açtı..
Yine 1950'li yıllarda Türkiye'ye Marshall yardımı çerçevesinde ABD'den büyük miktarda süt tozu yardımı yapıldı. Suya karıştırılan bu süt tozları bütün okullarda öğrencilere içirildi..
Öyle ki kendi sütünü üreten köylerde bile zorla bu sulandırılmış süt tozları verildi..
Asıl adı Osman Nuri Koçtürk olan Tarhana Osman, hem Türkiye'de hem Amerika'da biyokimya eğitimi almış ve bu konularda çeşitli araştırmalar yapmıştı..
O dönemde Amerikan süt tozuna karşı büyük bir harekât başlattı..
Amerika'nın kendi ülkesindeki üretim artıklarını, tüketilemeyecek kadar kötü olan gıdaları Türkiye'ye sattıklarını belirten Koçtürk, süt tozunda kansere yol açan "aflatoksin" mantarı bulunduğunu ispat etti ve yıllar sonra yasaklanmasını sağladı.
Tarhana Osman ikinci isyan bayrağını ise Amerikan margarinine karşı açtı..
O dönemde Amerika, Türkiye'ye çok ucuza soya yağı satmaya başlamıştı.Piyasayı istila eden ABD soyası ve margarini, yerli tereyağı ve zeytinyağının yerini almaya başladı..
Hidrojene margarin tüketimiyle birlikte Türkiye'de kalp damar hastalıkları ve kolestrol sorunları adeta patlama yaptı..
Türkiye'de bunlar olurken ABD'de ise hidrojene yağ tüketimi sağlık sebepleriyle azalıyordu..
Süt tozu ve margarinin ardından ABD,Türkiye'ye "cüce buğday" adını verdiği genetiğiyle oynanmış GDO'lu buğdayı da satmaya başladı..
Tarhana Osman, Amerikan buğdayının hem topraklarımızı hem de insalarımızı zehirleyeceğini söyleyerek büyük bir mücadele başlattı..
Gittiği her yerde Amerikan gıda ürünlerinin yerine halka tarhana yapmayı ve tüketmeyi öneriyordu. Tarhana Osman lâkabı ona buradan kaldı..
Koçtürk'ün çabaları ihracat lobilerini çok kızdırıyordu.Hatta Bir kaç kez saldırıya uğradı..
Peki Tarhana Osman kimdir?
1943 yılında Ankara üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesinden mezun oldu.Ardından TSK'ya girdi.
Daha sonra eğitimini tamamlamak için ABD'ye gitti ve Missouri Üniversitesi beslenme kürsüsünde çalışmaya başladı.
1953'te yurda dönerek Askeri Biyoloji Enstitüsü kimyagerliğine atandı. Ankara Tıp Fakültesi Biyokimya kürsüsünde önce uzman sonra gıda kontrolü ve hijyen doçenti oldu..
1956'da Et ve balık Kurumunda Merkez Labaratuvarları Müdürü ve Teknoloji Müdürü olarak görev yaptı.
1994 yılında vefat etti..
(SONER YALÇIN'ın Saklı Seçilmişler kitabından..)
Bilgeye sormuşlar:
—İnsan en çok neye geç kalır?
Bilge gülümsemiş:
—Kırdığı kalbin özrüne…
Kaybettiği insanın değerine…
Bir de tükettiği ömrün farkına…
Kısaca insan en çok kendine geç kalır…
Madencilerden haber alamıyoruz!
Ocakta kendini kilitleyen ve açlık grevindeki arkadaşlarımızla normalde kontrol merkezi üzerinden iletişim kuruluyordu. Ancak kontrol merkezi PATRON tarafından devre dışı bırakıldı.
Bu yüzden içerideki madencilerin sağlık durumuna dair haber alamıyoruz.
Arkadaşlarımızın başına gelecek her şeyden Kiremitçiler Grup sorumludur. Tüm kamuoyunu ocak önüne çağırıyoruz.
#KiremitçiyeHuzurYok
Yazının düşünceyi genişleterek, dönüştürerek ve ona yeni hareket alanları açarak bilişsel bir teknoloji olduğundan söz eden bu makaleye denk geldim. Kısaca yazmak düşüncenin hareket halidir diyor. Mutlaka tavsiye ederim.
Link: https://t.co/T1SfD6aR3G
Vize devi VFS ve iş ortağı Gateway’in faaliyetlerini ele aldığımız “Vize imparatorluğu” yazı dizisine ilişkin ne kadar tweet’im varsa bugün hepsine erişim engeli getirildi. Hatta erişim engeli getirildiğine ilişkin tweet’e de erişimi engellediler. Belki bunu da engellerler.
Göbeklitepe 12 bin yıl değil düzeltmedir. 17 bin yıllık tarihtir. 4 cü katman ve niceleri semboller hep Türkleri gösteriyor. Boşuna Anadolu'ya gelinmemiş. Kazıların durudurulması boşuna değil. Dünya din ve millet tarihi değişeceği nden korktu küresel ciler
➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır➕ İğne, iplik ve sabırla örülen bin yıllık bir sanat. Suzani işlemeciliği, Türk kültürünün renkli hazinelerinden biri.
Orta Asya steplerinden bugüne taşınan bu değerli miras, her işlemede atalarımızın hikayesini anlatır.
Herkes küresel elitin dayattığı ‘FEDERASYON ANAYASASI’na karşı nasıl tavır alacağını belirlesin… mutlak butlan vs derken mecliste gerekli sayı da tamamlanıyor!
Bölümün devamı: https://t.co/XxR4OJzqEL
Yarın Kurban Bayramı…
Ama öncelikle neleri kurban etmişiz, gelin birlikte bakalım...
Şekle, gösterişe; özü kurban verdik.
Kibre, gurura, samimiyetsizliğe; muhabbeti, sadakati, dostluğu kurban verdik.
Kılığa kıyafete, saça sakala; şahsiyetimizi ve hür tefekkürümüzü kurban verdik.
Particiliğe, mezhep taassubuna, cemaat fanatizmine; adaleti kurban verdik.
Kadrolaşmaya, peşkeşe, iltimasa; liyakati ve ehliyeti kurban verdik.
Körü körüne itaate; akletmeyi, tefekkürü, tahkiki ve rikkati kurban verdik.
Dalkavukluğa; hakikati kurban verdik.
Görgüsüzlüğe, şatafata, nobranlığa; vakarı, sadeliği ve tevazuu kurban verdik.
Ranta, çıkara, doymazlığa; tabiatı, merhameti ve geleceği kurban verdik.
Kamplaşmaya, öfkeye, çirkin üsluba; millet olma şuurunu kurban verdik.
Makam ve güç ihtirasına; geleneği, hafızayı ve irfanı kurban verdik.
Kimliksiz ideolojilere; kökümüzü, istikametimizi ve medeniyet tasavvurumuzu kurban verdik.
Ve en sonunda…
İnsanlığımızı kurban verdik...
Millî Mücadele’nin ve küllerinden doğan bir milletin destansı hikâyesini hiç bu açıdan dinlediniz mi? Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde yürütülen Türk istiklal mücadelesini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini çarpıcı tarihi gerçeklerle "İkinci Ergenekon" benzetmesi üzerinden anlatıyor.
Bu videoda; Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilanına uzanan zorlu yolları, Mustafa Kemal Paşa'nın stratejik dehasını, millî egemenlik fikrinin nasıl olgunlaştığını ve Türk milletinin esaret zincirlerini nasıl kırdığını derinlemesine inceliyoruz. Tarihin arka odasında kalmış ayrıntılar, belgeler ve analitik bir bakış açısıyla geçmişe ışık tutuyoruz.
Tarih meraklılarının kaçırmaması gereken bu ufuk açıcı sohbeti sonuna kadar izlemeyi unutmayın!
Kutlu olsun!
https://t.co/tZHk3Lk2IK
@82snpGlcan Gülcan hanım yaşadığınız büyük acıya sebep olanları öfke ve şaşkınlık içinde izliyor sizlere sabır ve kuvvet metanet eşinize rahmet diliyorum.
🖊️İskender ÖKSÜZ yazdı:
Zekâ ve Toplum
İlişkiler yatay mı dikey mi? Her Mesela grup toplantıları gerçekten grup toplantısı mı? Her milletvekili toplantıya katkı yapıyor, öneride bulunuyor, mevcut konular üstünde lehte veya aleyhte konuşuyor mu?
@iskendero https://t.co/7RRIi8Fass
Görgüsüzlük tavırla belli olur…
Gösterişi değer sanır.
Tevazuyu acizlik sayar.
Empati kurmaz.
Sürekli kıyaslar, gözü hep yukarılardadır.
Tüketimi kimlik yapar.
Eleştiriye kapalıdır.
Haddini ve sınırını bilmez.
Üslup bilmez, şımarıktır.
Anı düşünür, kişileri umursamaz.
Her şeyin satın alınacağını sanır.
Değeri etikette, pahalı mekanlarda arar.
Mutluluğu, hava atmak sanır.
Deme oki;
İçi boş testinin, sesi çok çıkar!
Sık sinirlenmek; kortizol hormonunu yükseltir, beyindeki mantıklı düşünme ve duygusal tepki merkezi arasındaki bağlantıları zayıflatır. Tam bir kısır döngüye girersiniz; bağlantılar zayıfladıkça siniriniz artar, sinirlendikçe bağlantı zayıflar.
Keskin sirke küpüne zarar..
20 Nisan 2026 günü saat 19.00’da Kabakçı Konağında Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ile eşsiz bir sohbete katılacağız.
Daha önce hiçbir yerde duymadığınız, duyamacağınız hatıraları ile Türk Dünyası Hatıralarını dinleyeceğiz.
Konuşmacı: Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun
Konu: Türk Dünyası Çalışmaları ve Anıları
Yer: Kabakçı Konağı – Hamamönü \ Altındağ
Tarih: 20 Nisan 2026
Saat: 19.00
Tüm halkımız davetlidir.
Köy Enstitülerinin Mimarı
Bulgaristan’ın Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı:Sokol) doğar.
Sekiz kardeşin en büyüğü olduğu için bütün yük omuzlarındadır.
Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında tek tek buğday tanelerini toplar.
Evde herkes onun yolunu gözlemektedir.
Bazen bir avuç, bazen bir tas buğdayla evine döner.
Bir avuçla eve döndüğünde, sanki suç işlemiş gibi annesinin gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden ayrılır.
Annesi bir avuç buğdayla çorba yapıp, kardeşlerini doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur.
Yeter ki kardeşleri ‘açım’ demesin!..
Baraka gibi bir evde yaşarlardı, evin üstünü bulabildiği tenekelerle kapatabildiği kadar kapatmıştı.
Bir sabah kalktığında, yağan yağmur, küçük kardeşinin beşiğini doldurmuştu.
O kardeşini kaybetti…
1914’de öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul’a geldi.
Maarif Nazırı Şükrü bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi.
Sabah olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, ‘karnımı ilk defa 21 yaşında doyurabildim’ dedi.
Birinci Dünya Savaşının zor yılları…
Önce öğretmenlik yaptı, sonra 1935’de ‘İlköğretim Genel Müdürü’ oldu…
Çatısı olmayan evde kardeşini kaybetmişti.
Onu hiç unutmadı.
Sık sık at’a biner, köy okullarını ziyaret ederdi.
Bir gün yağmur yağarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi.
Kim olduğunu söylemedi.
Öğretmen çocukları çatının akmayan yerine toplamış yumak olmuşlardı.
‘Eyvah’ dedi, ‘bu öğretmen, yürekli bir öğretmen ama belli ki köy enstitüsü mezunu değil.’
‘Çocuklar’ dedi, ‘bana bir merdiven bulabilirmisiniz?’
Birisi, ‘ben bulurum’ dedi.
Merdiven geldi, çatıyı bir yağmur damlası akmayacak hale getirdi.
Oradan ayrılırken, öğretmenin cebine kartını bıraktı.
Atına bindi, şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti.
Öğretmen elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu.
Şöyle yazıyordu:
İsmail HakkıTonguç- İlk Öğretim Genel Müdürü
Kartın arkasındaki yazı da şöyleydi:
‘Çatı yeniden yağmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.’
İşte bir öğretmen, bir idealist, bir eğitim devrimcisi…
Köy Enstitülerinin mimarı…
Çocuklarımızı akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların insana, doğaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi dolu, özgüvenli, kişilikli, erdemli bireyler olmaları için emek veren, onları yüksek insanlık değerleri ile donatan tüm öğretmenlerimize saygıyla..
~ Prof.Dr. Enver Ziya Karal, Tarihçi ~