Her şeye kötülüğün hükmetmesinden; her adım başı önümüze çirkinliğin düşmesinden; içine çekildiğimiz bu umutsuzluk burgacından; yarınsız, puslu, gri sabahlara uyanmaktan bıktım artık.
Dünya Kupası’ndan elenen bazı ülkelerde elenmelerin ardından yaşananlar:
• Uruguay: Özel uçuş iptal edildi her futbolcu kendi imkanıyla ülkesine döndü.
• Suudi Arabistan: Federasyon Başkanı istifa etti.
• Güney Kore: Teknik direktör istifa etti. Devlet Bakanı, olayın araştırılmasını istedi.
• İskoçya: Teknik direktör istifa etti.
• Çekya: Teknik direktör istifa etti.
• Türkiye: Oyunculara villa ve 16M$ prim dağıtıldı.
Sayın Bakan,
Anneliğin ve ailenin değerini anlatmak için kimseyi ikna etmenize gerek yok.
Bu topraklarda insanlar anneliğe sonuna kadar saygı duyar…
Aileyi savunurken, kimleri ailenin dışında bıraktığınızın farkında mısınız?
Annelik ikame edilemez demişsiniz…
Kimse de anneliğin yerine bir şey koymaya çalışmıyor.
Sevgi tek tip değildir, hayat tek kalıba sığmaz…
✅ Yıllarca tedavi görüp çocuk sahibi olamayan kadınlar, erkekler de var…
✅ Evladını kaybetmiş anneler de var…
✅ Evlat edinmiş, büyüten insanlar da var…
✅ Yalnız yaşayan ya da kalan ama bir kediye, köpeğe, kuşa bakarak hayata tutunan insanlar da var…
Bunlar aile değil mi?
Misal, bir kadın düşünün…
10 yıl boyunca tedavi görmüş, umut etmiş, beklemiş ama bebeği olmamış…
Sonra bir köpeği olmuş, ona oğlum, kızım demiş…
Bu kadına çıkıp böyle sevgi olmaz, bu annelik değil demek kimi koruyor?
Kalpleri nasıl kırdığınızın farkında mısınız?
Bir de hayatın gerçeği demişsiniz...
O zaman hayatın gerçeğine hadi hep birlikte bakalım…
✅ Denetimleri ihmal edilmiş binalarda depremlerde yaşamını kaybetmiş binlerce çocuğu hatırlıyor musunuz?
✅ Hızlandırılmış trende yaşamanını kaybeden Arda’yı?
✅ Narin Güran’ı?
✅ Gülistan’ı?
✅ Münevver Karabulut’u?
✅ Kartalkaya’da otel yangınında kül olan çocukları?
✅ Kahramanmaraş’ta, Urfa’da, Çekmeköy’de okuldaki silah seslerini? Yitip giden çocukları, öğretmenlerimizi?
✅ Hasteneye, yoğun bakım ünitesine emanet edilen bebeklerin hayatını kaybetmesini?
Hatırlıyor musunuz?
Bu acıları yaşayanlar için aile ne demek?
Hiç düşündünüz mü?
Bunlar ve nice acılar insanların zihnine yerleşmiş, mevcut koşullarda dünyaya çocuk getirmenin engelleyici olası riskleri olabilir mi?
Sona ekonomik koşullar…
Bir çocuğu bu dünyaya getirmek,
sadece doğurmak değil…
Onu güvende büyütebileceğin bir ortama da inanmaktır.
Bu inanç kaybedilmiş olabilir mi?
Araştırmalar diyorsunuz…
Evet, bazı insanlar için çocuk sahibi olmak hayatına bir anlam getirir…
Ama herkes için değil!
Çünkü anlamın tek kaynağı çocuk değildir…
Kimi için üretmek, kimi için sevmek, kimi için bir canlıya bakmak, kimi için sadece hayatta kalmak bile anlamdır.
Devletin görevi insanlara anlam tarif etmek, anlam biçmek değil…
İnsanların kurduğu bütün anlamları tanımaktır.
Aileyi güçlendirelim diyorsunuz…
Katılıyorum…. Tüm kalbimle…
Ama aileyi güçlendirmek
onu tek bir forma zorlamakla olmaz.
Aileyi güçlendirmek…
✅ Yalnız olanı dışlamamak
✅ Çocuğu olmayanı eksik görmemek
✅ Farklı yaşayanı tehdit gibi algılamamakla olur…
Güçlü toplum, tek tip insanlardan değil, birbirine saygı duyan farklı insanlardan oluşur.
Ayrca kimse anneliğin yerini almaya çalışmıyor… İnsanlar; benim sevgim de gerçek... Benim hayatım da eksik değil demek istiyor, hayata bir yerinden tutunmaya çalışıyor.
Aile sadece çocuk doğurmakla kurulmaz…
Aile; bazen bir insanın yalnız kalmamak için sarıldığı bir köpektir…
Bazen evladını kaybetmiş bir annenin hatırasıdır…
Bazen de artık kimseyi kaybetmek istemiyorum diyen bir insanın son kararıdır.
Daha da önemlisi…
Çocuk sahibi olmak bir zorunluluk değil, bir tercihtir.
Bu tercihte bulunmayanları
eksik, korkak ya da hatalı ilan etmek aileyi büyütmez…
Bilakis, insanları aile fikrinden uzaklaştırır…
Misal ben çocuk yapmadım diye sevgisiz değilim…
Sadece mevcut koşulları yeterince güvenli bulmuyorum…
Süpürge reklamıyla ilgisi yok tercihimin.
İnsanlar neden çocuk yapmaktan vazgeçiyor?
Asıl araştırılması, üzerinde konuşulması gereken budur.
"Hepimizin yaşamları kısıtlandı. Körü körüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse."
Anne Kafamda Bit Var, Tarık Akan
İlber Ortaylı'nın Şubat ayında verdiği röportajdan:
"Pazar gecesi birden fenalaştım. Hemşirelerin hepsi beni ıstırabımdan kurtarmak için seferber oldular.
Zaman makinesine binebilsem Gazi Paşa'ya telgraf çekeceğim: 'Paşam, dört Türk kadını, ihtiyar moruk profesörü kurtardılar. İnkılaplar hedefine varmıştır.'"
Türkiye’de farklı kesimlerin hayranlığını kazanan Pedro Sánchez, 4 Mart 2026’daki resmi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü konuşmasında düşünülmeye değer önemli bir şey söylüyor: “Kelimelerimizi almalarına izin verirsek, yarın haklarımızı almaya çalışacaklar.”
Türkiye’de feminizm kavramı da tam böyle bir siyasal imaj yönetimiyle yıpratıldı. Yavaş yavaş, tekrar tekrar, aynı imalarla. Erkek düşmanlığı, aile düşmanlığı, ahlaksızlık, cinsiyetsizlik, Batı taklitçiliği gibi kodlarla, kavramın kamusal meşruiyeti ve saygınlığı aşındırılmaya çalışıldı.
O yüzden, günün anlam ve önemine istinaden, Pierre Bourdieu ve Sara Ahmed eşliğinde 'kavramların itibarsızlaştırılması' üzerine yaptığım önemli yayın kaydı yayında: https://t.co/O2CyVN6fVs #8Mart
ABD ve İsrail'in bombalarıyla İran'a özgürlük mü gelecek? Demokrasi mi inşa edilecek? Katledilen çocukların kanı orada, sanki mevzu İran rejimiymiş gibi, sanki saldırıyı İran başlatmış gibi tarafsızlık vurgusu yapıp bu soykırım girişimine alan açanlar var. Hele şu durumda mezhep kavgası yapanlar ifla olmazlar, yeter ki esasa dokunmadan kendi vasat konforunda debelenebilsinler.
🔴 #SONDAKİKA |
Askeri üslerini ABD’nin kullanımına izin vermeyen İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’ten tarihi açıklama:
• İspanya hükümetinin pozisyonu açık ve tutarlıdır: Savaşa hayır. Bu tutum, Ukrayna'da ve Gazze'de de koruduğumuz tutumla aynıdır.
• Bazılarının misillemesinden(ABD ticari yaptırım tehdidi) korktuğumuz için dünyaya zarar verecek bir şeye ortak olmayacağız. Ülkemizin ekonomik, kurumsal ve ahlaki gücüne güvenimiz tam.
• Uluslararası düzeni bozacak eylemlere hayır. Dünyanın sorunlarını yalnızca çatışmalar, bombalar ve şiddetle çözebileceğimizi kabul etmeye hayır.
• İspanya, uluslararası hukuka saygı gösterir, çok taraflılığı savunur ve diplomasiyi tercih eder. Bir yasa dışılığa başka bir yasa dışılıkla karşılık veremezsiniz, insanlığın büyük felaketleri böyle başlar.
• 23 yıl önce ABD bizi Irak’ta savaşa sürükledi. Sonuç terörizmde keskin bir artış, ciddi bir göç krizi ve ekonomik kriz oldu. Azorler Üçlüsü’nün(trío de las Azores) mirası daha güvensiz bir dünya ve daha kötü bir yaşam oldu.
• Şu anda ne olacağını ve bu yeni çatışmayı başlatanların gerçek hedeflerini kimse kesin olarak bilmiyor. Ama bildiğimiz bir şey var ki, daha adil bir uluslararası düzen, daha yüksek ücretler ya da daha güçlü kamu hizmetleri elde edilemeyecek; şimdiden daha fazla belirsizlik ve enerji fiyatlarında artışlar görülüyor.
• Devletler, insanların yaşamlarını iyileştirmek, sorunlara çözüm üretmek için var, kötüleştirmek için değil. Ve bu görevi yerine getiremeyen liderlerin başarısızlıklarını savaşla örtbas etmeleri ve bu süreçte birkaç kişinin cebini doldurmaları kesinlikle kabul edilemez.
• Tüm taraflardan düşmanlıkların derhal sona ermesini ve uluslararası hukuka tam saygı gösterilmesini talep ediyoruz.
Sivillerin üzerine bomba yağdırılmasıyla, insanların çoluk çocuk demeden öldürülmesiyle ilgili ne kadar rahat şakalar yapılıyor, aklım almıyor. Şiddetin gerçekliği dijital ortamda bir içerik türüne indirgenmiş durumda.
Bazen ironiye, dalga geçmeye indirgenmiş tavır, bilinçli bir kötülükten değil, aşırı veri yüklemesine bağlı uyarılmışlık ve bunun yarattığı çaresizlikten doğar. Ne olursa olsun bu mazeret değil. Çünkü her ironik hafifletme, acının gerçekliğini biraz daha görünmez kılıyor.
Bu derece nihilizm, hayatın başka alanında başka acımasızlıkların da önünü açabilir.
⚫️ İsimleri Aynıydı, Kaderleri De Aynı Güne Yazıldı
Aynı şehirde, aynı gün…
Aynı isimle toprağa verilen iki kadın.
Öğrencisinin bıçaklı saldırısıyla hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik…
Ve cinsel istismara uğradığı için
8 yaşındaki kızıyla birlikte denizde ölü bulunan anne Fatmanur Çelik…
Biri sınıfta, görev başında.
Diğeri bir anne olarak, çocuğuyla birlikte.
İkisi de aynı ismi taşıyordu.
İkisi de aynı gün hayattan koparıldı.
Bu sadece bir isim benzerliği değil.
Bu, aynı ülkede art arda yaşanan ihmallerin, şiddetin ve korunamayan hayatların acı bir özeti.
Biz iki “Nur”u da koruyamadık.
Allah rahmet eylesin.
2017'de bir yayınevi açtım. Adı: Küllük'tü. :D (İsimle ilgili şaka yapmak serbest, her şey bir anda gelişti) Dosya sahiplerinin hangi dergide yazdığına, sosyal medyada kaç takipçisi olduğuna veya kimlerle arkadaş olduğuna bakmadan sadece "nitelikli olduğu düşünülen" ilk kitaplar basıyorduk. (4 adet basabildik) Kolayca tahmin edileceği üzere, hikaye çok uzun sürmedi. Battık.
O dönemler bir yandan da çay evi işletiyordum. İsmi "Emek" idi. Her sabah dört buçukta dükkan açıyordum. Ve sabahları ilk müşteri gelene kadar yazboz kağıtlarına ilk romanımın taslaklarını yazıyordum. Üniversite yeni bitmişti. Sonra yüksek lisansa başladım ve iki dönem devam ettim. Derken belediye (tapusu, ruhsatı olan, çöp ve tabela vergisine kadar tüm vergileri ödenen) dükkanımı yıkıp yerine park yapınca yüksek lisansı tez döneminde bıraktım.
Peşinden, yayın evinin de batış etkisiyle sosyal medyada @berbatedebiyat diye bir hesap açtım ve edebiyat olmayan ama edebiyatmış gibi sunulan şeylerle ilgili eleştiriler, "şakalar" yaptım. Bu hesap bi anda patladı. Birkaç yıl, on binlerce insanla beraber bir şeylere söylendik ve bir şeylere güldük. Sonra "kötüye kötü" demekten sıkılıp, yayınevinde yapamadığımı daha geniş kapsamlı şekilde yapmak istedim. Hazır onlarca bin insan bir araya gelmişiz ve sanatı falan önemsiyoruz, bari biraz da içimizdeki iyileri alkışlayalım dedim. Ve bir buçuk yıllık kolektif bir çabanın ardından https://t.co/2MeCCCMPOe kuruldu.
Beş sene boyunca (sadece bir gün izin yaptım) günün uyanık olduğum her saatinde platform ayakta kalabilsin, misyonunu sürdürebilsin diye çabaladım. Sosyal medyasını yönettim, genel yayın yönetmenliğini yaptım, editörlük yaptım, bir şeyler ürettim. On binlerce insan gönlünce sanat denesin, üretsin, paylaşsın, keşfetsin, sanatı cümle içinde geçirsin için zeytin paramdan verdim. Beş yıl boyunca ekranlara gözümün ferinden verdim. (35.000+ üretici, 70.000'e yakın çalışma paylaştı, bu çalışmaların %98'i editöryal bir ön elemeden geçti)
Ve finalde, yüz binlerce insana ulaşmamıza rağmen maddi meselelerden ötürü platformu kapatmak zorunda kaldık. (Teşekkürler Türkiye) Platformun kapanmasının ardından yüz binlerce takipçisi olan Instagram hesabımız da kapandı. (Niye bilmiyorum?) Beş senelik hergünemek bir anda sıfırlandı. Hayatım birçok açıdan sıfırlandı. (Yaş 33)
Şimdilerde bu hikaye Bubi TV adından bir Youtube kanalı olarak devam ediyor ve yaklaşık bir yılda 1683 takipçiye ulaştı...
Yani evet "çok çalışırsan olur" cümlesi bana hep çok yadırganası gelir. Çok çalışırsın ve bazı şeyler yine de olmaz... ama başka türlüsünü bilmediğinden yine de yola devam edersin
Bu duygu yoğunluğu; bir lidere, bir kurtarıcıya, bir babaya duyulan minnetin, özlemin ve sonsuz saygının iç içe geçtiği bir minnet halidir.
O gözyaşları sadece hüzün değil, aynı zamanda bir gururun, bir teşekkürün, bir “iyi ki vardın” demenin ifadesidir.
ATA’nın yokluğuna ağlamak, aslında onun bıraktığı değerlere sarılmak, hâlâ onunla yaşadığımızı hissetmektir.