birhan keskin’in eski avluda şiirinin sonu o kadar güzel ki
“dünya soğur,akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem
içimi açtım sana.
içini açmak için.”
yardıma gider üzerine ev taşıdı masrafı çoktur diye yemeği biz ısmalardık çünkü neoliberal politikaların bireyselcilik masallarına inanıp kendini çok önemli biri sanan orrçocukları değiliz
Değersizlik hissin ne kadar kuvvetliyse sana kendini çöp gibi hissettirene veya asla seninle ilgilenmeyeceğini bildiğin birine takılı kalıyorsun.Takıntılı biri haline gelebiliyorsun. Kendini bir sarmala sokup ilişkilerde kendi bildiğin değersizlikle ömrünü tüketiyorsun. Bazen konforlu geliyor, bazen kurbanlığının tadını çıkartıyorsun. Ne zaman gerçekten o döngüden çıkmak istesen oklar sana seni gösteriyor. Kendinle yüzleşmeye cesaret edecek misin yoksa kaçacak mısın...Yüzleşmeler terapiyle oluyor. Terapi bazı farkındalıklar katıyor. Sorunun kaynağını keşfediyorsun sonra o kaynakla napacağını düşünüyorsun. Sorun, sorun olarak kalıyor. Sen onunla yapacağın şeye karar veriyorsun. Mesela değersizlik hissini baban vermişse baban sana değer vermeye başlamıyor, senden bir gün özür dilemiyor yaptıkları için ama babanın bildiği değer verme şeklini kabul ediyorsun. Onun kötü biri olmadığını anlıyorsun. Sadece biri olduğunu, insan olduğunu ve o kadar olduğunu mesela. Her şeyi onun sırtına yüklemekten vazgeçiyorsun. Kendine aynada bakmayı ve saçını taramayı seviyorsun. Bana hiç yakışmaz dediğin bir pantalonu alıp giyiyorsun, aslında fena değilmiş diyorsun. Zaten büyüyorsun, hiç bir şey ilk ateşiyle kalmıyor bu dünyada. Yaratıcıyla bağını kurcalıyorsun, kuvvetlendiriyorsun, sana yaratılmışlığınla atfettiği değeri keşfediyorsun. Sahip çıkıyorsun. Böyle böyle hastalıklı yanların iyileşiyor. Yani en azından bildiğim bir hikaye böyle bitti.