Burayi terk etme zamani geliyor ciddi ciddi
Iki üç gün bakmiyorum
Sakin huzurluyum
Bir bakiyorum
Tepemin tası atiyor
Sabır sabır...
Hoşçakalın
Sizde kendiniz icin bu platformdan uzak durun
😔
LÜTFEN ACİL DUYARLILIK VE DESTEK
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği son sınıf öğrencisi, 22 yaşındaki Şule Nur Aykanlı’dan 4 gündür haber alınamıyor.
Şule Nur Aykanlı, 17 Haziran günü önce saat 12.00 sıralarında erkek kardeşine, ardından saat 15.30 civarında babasına birer ses kaydı gönderdi. Daha sonra tüm aile bireylerini telefonundan engelledi ve o saatten sonra kendisine bir daha ulaşılamadı.
Şule Nur, en son 17 Haziran günü saat 13.00 sıralarında, İstanbul Sarıyer’de bulunan İTÜ Ayazağa Kampüsü Kız Öğrenci Yurdu’ndan çıkarken görüldü. O saatten bu yana kendisinden herhangi bir haber alınamıyor.
Şule Nur Aykanlı’yı gören, yerini bilen veya kendisi hakkında herhangi bir bilgiye sahip olan vatandaşların, vakit kaybetmeden ekte verilen telefon numaralarına veya emniyet birimleriyle iletişime geçmeleri büyük önem taşımaktadır.
📢 Lütfen bu paylaşımı mümkün olduğunca yaygınlaştıralım. Bir kişinin göreceği küçük bir ayrıntı, Şule Nur’a ulaşılmasını sağlayabilir.
0542 7439283
0546 2697164
@pitbullofdcs Sonrada randevu sisteminde neden randevular kapali
Doktorları küstürenler yüzünden gidiyor Saygıdeğer doktorlarımız
Ve buna çok üzülüyorum
Çünkü biliyorum
Doktorumuz küstü ve gitti ve bizimle hala ilgileniyor fkt gözyaşını görüyorum
Hastasını bırakmak istememışti oysaki.😔
12 yaşındaki bir çocuk milyarlar kazanan karanlık bir düzenin korkulu rüyası oldu
Bu çocuğun adı #İqbalMasih
Henüz çocuk yaşta olmasına rağmen fabrikaları atölyeleri ve çocuk işçiliğini açık anlattı Cesareti sayesinde Pakistan'da 3.000'den fazla çocuk işçi özgürlüğüne kavuştu..
Arkadaşlar sizler iyi misiniz?
Sınava son saniye gelen ve içeri almayan görevlilere demediğiniz kalmadı kaç gündür.
Bu ekonomide sorumsuz ya da başına aksilik geldi diye kişi soruşturma geçirip kendi ailesinin düzenini mi riske atacak? Duygusallığınız neden hep mağdur edebiyatında tek taraflı????
Şimdi 1dk sonra 10dk diye gider bu iş.
Erken gelenlerin suçu ne? Madem sınav bu kadar mühim gerekirse geceden sabahlayacak girecek. Ha hoş girdiğiniz üniler de bi zikime yaramayacak orası ayrı boşa stres yapıyosunuz.
Ama kural hiçbir bahane ile esnetilemez bu HAK YEMEKTİR.
1 kişiyi alsa ne olacağğğğğ yağğğ diyenler... içerideki bir kişinin istediği yere yerleşme ihtimaline engel olacak belki. Erken gelen enayi mi.
Ya bi gidin lütfen her sene aynı muhabbet.
Geç kaldıysa girmeyecek. BİTTİ.
@MczlNrs Başka pencereden bakiyoruz
Bu çok hassas bir konu
Baba anne kardes acısı ve onları kisilerin anması ve çevresine hatırlatması çok yargilanilmayacak bir durum .neyse yinede siz bilirsiniz.
Önceleri ciddiye almamıştım.
Ciddi ciddi milli takımımız için teşvik primi varmış.
İlhan Mansız ‘bizim zamanımızda prim yoktu, namus meselesi olarak görürdük’ diyor ya, milli formayı taşımanın gururuna paha biçilemez.
Kusura bakmasınlar.
Ay yıldızlı formaya terini primi kadar dökenlere uçak tahsisi israftır, gemiyle getirmek gerek.
Adını ilk defa kupada duyduğumuz ülke futbolcularının inanmışlığına bakıp utansınlar.
Maalesef.
Ahlaki çöküş hayatımızın her alanını içine alarak genişliyor.
Üzücü.
KAAN ARTIK YOK!
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese
iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum..
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)
¡¡EL FÚTBOL TIENE MEJORES HISTORIAS QUE EL CINE!!
✅ En 1994, Alfie Haaland, Goran Sorloth y Erik Thorstvedt jugaron con la Selección de Noruega en una Copa del Mundo celebrada en Estados Unidos.
✅ En 2026, Erling Haaland, Alexander Sorloth y Kristian Thorstvedt jugaron con la Selección de Noruega en una Copa del Mundo celebrada en Estados Unidos.
Padres e hijos representando a su país en el torneo más importante que existe. El círculo se completó, señoras y señores.
FÚTBOL EN LA SANGRE.