Alarko holding Leyla Alaton:
Ben ekonomide uçuyorum. 40 senedir aynı koltukları kullanıyorum evimde. Yani o marka çantalara vesairelere o kadar büyük paralar vermeyi ben... abes karşılıyorum. Yani yazık günah o paraya.
Gidip de business uçtuğunuz zaman, 1 saatlik İzmir uçağına ne veriyor size ekstra? Fazladan bir bardak kahve mi veriyor? Nedir yani o statü?
Statü insanın içinde olur. Statü insanın beyninde olur, görgüsünde olur, bilgisinde olur.
Leyla Alaton’un çok hoşuma giden bir sözü var:
“40 senedir evimde aynı koltukları kullanıyorum. Marka çantalara, lüks tüketime o kadar büyük paralar vermeyi abes buluyorum. 1 saatlik uçuşta business uçunca size ne veriyorlar, fazladan bir kahve mi? Statü insanın içinde olur; beyninde, görgüsünde ve bilgisinde.”
Bence gerçek zenginlik de tam olarak burada başlıyor.
Belirli bir servet seviyesinden sonra para, hayatınıza kattığı faydadan çok gösterişe harcanmaya başlıyor. 2 milyonluk araç da sizi aynı yere götürüyor, 20 milyonluk araç da. Kişi başı 1.000 TL’lik restoranda da midenizin kapasitesi belli, 10.000 TL’lik restoranda da. 20.000 TL’lik salonda da spor yapıyorsunuz, 100.000 TL’lik salonda da.
Üzerinde marka yazan bir tişörte, Saate, çantaya benzer kalitedeki ürünün 10-20 katını ödemek bana çok saçma geliyor. Fosil marka saatte aynı zamanı gösteriyor Roleks marka saatte.
Bence zenginlik algısı artık yavaş yavaş değişiyor.
Gerçek zenginlik; fit bir vücut, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kaliteli zaman, sevdiğin insanlarla vakit geçirebilmek ve mesai kavramına bağlı kalmadan, stres altında olmadan çalışabilme özgürlüğüdür.
Zenginlik, sahip olduğun şeylerin çokluğu değil; ihtiyaç duyduğun şeylerin azlığıdır.
Hz. Musa (a.s.) bir gün şiddetli bir karın ağrısı çeker ve Rabbine şifa için dua eder.
Rabbimiz; "Ey Musa! Şu dağın eteklerinde biten otlardan topla, onları kaynatıp iç. Ben şifayı o otlara koydum.” der.
Hz. Musa (a.s.) emredildiği gibi yapar. Otları toplar, kaynatır, içer ve Allah’ın izniyle şifa bulur.
Aradan bir zaman geçer. Aynı hastalık tekrar nükseder. Hz. Musa (a.s.), aynı otları toplar, kaynatır ve içer. Fakat bu defa şifa gelmez.
Bunun üzerine; "Ya Rabbi! Daha önce aynı otu içtim ve şifa buldum. Şimdi neden iyileşmedim?” der.
Rabbimiz de; "Ey Musa! İlkinde bana dua ettin. Ben de şifayı o ota koydum. Bu defa ise o ota güvendin. Hâlbuki şifa otta değil, Benim elimdedir.” diye buyurur.
İşte bu Tevhid sırrını anlayana sırrın kapısı açılır.
Bakın hasta olduğumuzda dua ediyoruz. Allah da şifayı bazen içtiğimiz ilaca koyuyor ve iyileşiyoruz.
Fakat başka bir zaman aynı ilacı içerken, “Beni iyileştiren bu ilaçtır.” deyip Allah’ı unutursak, o ilacın hiçbir faydası olmaz. Çünkü şifayı yaratan ilaç değil, Allah’tır.
Ya da maddi sıkıntıya düştüğümüzde dua ederiz. Allah da rızkımızı bir vesileyle gönderir.
Sonra o vesileye güvenip, “Rızkımı veren budur.” diye düşünmeye başlarsak, Allah o sebebin bereketini alır.
Çünkü rızkı veren müşteri, iş, maaş değil; Rezzâk olan Allah’tır.
Burdan hareketle size hayatınızdaki bütün sıkıntıları bitirecek çok büyük bir sır söylemek istiyorum:
Hergün ne yaparsanız yapın, önce Allah’a yönelin; sonra sebeplere sarılın.
Bir ilaç içerken: "Ey Şâfî olan Rabbim! Şifa yalnız Sen’dendir. Bu ilacı bana hayırlı ve faydalı kıl.”
Maddi ihtiyaçlar için,
“Ey Rezzâk olan Rabbim! Rızık sebep de değil, Senin katındadır. Malıma bereket ver.”
Evladınıza bir şey öğretirken:
“Allah’ım! Tesiri yaratan Sensin. Söylediklerimi evladımın kalbine yerleştir ve onu salih kullarından eyle.”
Evinize girerken:
“Allah’ım! Huzuru yaratan Sensin. Evimize sekinet indir. Kalplerimize muhabbet, soframıza bereket, ailemize rahmet ihsan eyle.” diye dua edin.
Yani ne yaparsanız yapın, önce Allah’a yönelin, sonra sebeplere sarılın.
Çünkü sebepler yalnızca bir perdedir.
Şifayı veren O’dur. Rızkı veren O’dur.
Huzuru veren O’dur. Tesiri yaratan O’dur.
Ne kadar çok Allah’a dayanır, sebepleri de O’nun emrine verilmiş birer vesile olarak görürseniz; Allah size ummadığınız yerlerden şifa, bereket, huzur, yardım ve inayet mutlaka ihsan eder.
Kanser nadiren dayanılmaz bir acıyla başlar.
Genellikle, görmezden gelmeye karar verdiğiniz küçük bir rahatsızlıkla sessizce kendini gösterir.
İşte yaygın kanserlerin asla göz ardı etmemeniz gereken 6 erken uyarı işareti:
1. Kalın Bağırsak Kanseri = Dışkıda kan görmek.
Pankreas kanseri, kötü şöhretli bir şekilde sessizdir. Tanı konulduktan sonra, ortalama sağkalım süresi genellikle sadece 6 ila 12 aydır.
Vücudun derinliklerinde bu kadar iyi saklandığı için, erken yakalamak sizin tek gerçek şansınız. Kaçınılmaz 5 ERKEN UYARI İşareti.
1. Ağrısız Sarılık.
Bir çift, Mustafa Kemal Atatürk'ün sesiyle başlayan Kostak Ali Zeybeği eşliğinde düğünlerinde dans yerine Türklerin öz kültürü olan zeybeği oynayınca, davetlilere müthiş bir görsel şölen sundu.
📍Arafat
♦️İlk insan Adem, Havva ile burda buluştu.
♦️Son peygamber burda “Veda” etti.
♦️Yeryüzünde insanların ayak bastığı ilk yer.
♦️Yeryüzünde insanların ayak basacağı son yer.
♦️Başlangıcın ve bitişten sonraki başlangıcın mekânı