İnsan biraz da öfkesine saygı duyacak, onu sahiplenecek.
Öfkeden kasıt, tabii ki vurup kırmak, dağıtmak gibi bir yıkıcılık değil. Kastım; sağlıklı öfkeyle çizilmiş, “Bana bunu yapamazsın, bu şekilde davranamazsın.” sınırı.
O sınır, koşulsuz olmadığımızı ve öz saygımızı sürdürmemiz gerektiğini hatırlatan yer 📍
Hiçbir parti umrumda değil.
Apolitik olduğumdan falan değil; bir zamanlar savunduğum partinin sökülen omurgasını, içindeki adamların her seferinde yaptıklarından utanarak öğrenmek zorunda kaldığımdan.
Hayvanlara yapılanları, sokak köpeklerinin sistematik ve canavarca yok edilişini unutamam.
Yasayı çıkaran parti de, onu uygulayan parti de hangi haksızlık yada zulme uğruyorsa haketmiştir. Merhamet taşımayan hiçbir yapıyla ilgili kılımı kıpırdatmayacağımı söylemiştim
Ayrıca söylemeden de edemeyeceğim:
Kedilerim ve köpeğim benim canım kızlarım ve evlatlarım. Olmayı seçtiğim annelik hali bu, evet. Bununla barışması gereken siz olmadığınız gibi, bu gerçekle de siz kavga edemezsiniz.
Hislerim, bakışım ve gerçeğim bu.
Kendi deneyimlerinizin dar kalıplarına bizi sığdırmaya çalışamazsınız. Bu durumu hizaya çekemezsiniz.
Neyi, kimi, ne zaman, ne kadar seveceğime ben karar veririm.
Çocuk doğurmadım.
Ve geçmişe, geleceğe baktığımda en büyük “iyi ki”m bu.
Anne olmaktan mutlu olan tüm kadınlar adına samimi bir memnuniyet duyuyorum. Ancak kendi adıma bu bir tercih olmanın ötesinde, bilinçli bir konumlanma.
Genetik materyal, soy hattı, dünyanın öngörülebilen kaosu ve öngörülemez olanları, ekonomik gidişat gibi daha sayabileceğim sebeplerle büyük resme fazla dikkatli bakıyor olmamın yan etkisi bu olabileceği gibi , belki de tümü yersiz korkularımdır bilmiyorum. Bu bir vehim mi, yoksa farkındalık mı, tartışılır. Tek bildiğim kararımdan mutluyum.
Benim seçimlerim ne bir izah borcu doğurur ne de tasdik ihtiyacı.
Olduğu gibi.
Bu denli hayati bireysel seçimlerin sürekli olarak toplumsal bir harekat algısıyla ve “kutsal” “kutsiyet” gibi atıflarla dillendirilmesini de acayip absürt ve hadsiz buluyorum.
Annelik kavramının kendisi değil, içerisindeki eysemsel bütünlüktür kutsal olan.
Sevginin niteliği.
Bakımın sürekliliği.
Sorumluluğun sahiciliği.
Değilse “annelik miti” altında; sokakta çocuklarını dilendiren anne de var, devlet kurumlarına terk edilen bebekler ya da çocuğunu oyalamak için televizyon/telefon/tablet karşısında büyüten anneler de var.
Annelik bir ünvan değil, bir mesuliyet halidir.
O nedenle “soyun devamlılığı” gibi kavramları romantize etmek yerine, daha gerçekçi bir yerden, kendi ülkemiz özelinde nerede hata yaptık , neyi düzeltebilirizi konuşmak gerekir.
Böylece en azından Türk aile yapısını , reklam görüp neye, ne için tepki verdiğinin rasyonel açıklamasını dahi yapamayacak kadar tetiklenmiş bir kitlenin tepkilerine göre şekillendirmemiş oluruz.
Türkiye'deki doğurganlık hızının dibe çakılmasını Türkiye'nin ekonomik durumu dışında herhangi bir şeyle açıklamaya çalışan hiç kimseyi ciddiye almıyorum.
Evcil hayvan dostuna evladım diye hitap etmekteki mantık, en az, sokakta denk geldiğiniz anonim birine amca, teyze, baba, birader diye seslenmenizdeki mantık kadar sağlamdır.
Gündelik hayatın dili metafor ve metonimilerle doludur. Hayvan dostuna evladım hitabında ikisi de vardır
Bir insanın kedisi köpeği hayvanı için o benim yavrum, kızım, oğlum demesi, ben onun annesiyim - babasıyım demesi kişiyi “deli, anormal, psikolojik olarak rahatsız” yapmaz. Kişinin o canlıyla bir bağ, bir sevgi, şefkat, merhamet, bakım ilişkisi kurduğunu gösterir ve bu hitaplar bu ilişkinin sözlü ifadesidir.
İnsanlar zaten evlerine aldıkları, bakımını üstlendikleri canlılara böyle bir yakınlık duydukları için bunu yapıyorlar. Bu insanlar delüzyonda değil, bu hitapları bir başka canlıya bir bakım - sorumluluk ifadesi olarak söylüyorlar.
Biri ben köpek annesiyim deyince kendini köpek sanmıyor. Ya da biri sen benim çocuğum var deyince cevap olarak benim de köpeğim var deyince senin çocuğuna köpek demiş olmuyor. Benim de bir bağ - bakım verme ilişkisinde olduğum bir varlık var diyor. Bu senin çocuğunla ilişkini değersizleştirmiyor, çocukla köpeği bir hiyerarşiye koymuyor.
İnsanların çocuk yapacağı varsa yaparlar, köpekleri kedileri var diye çocuk yapmamazlık etmezler zaten. Yok ben zaten çocuk istemiyorum kedi köpekle mutluyum diyene de zorla hayır kedi köpekle olmaz diye çocuk yaptırmayın zaten?
Ben evdeki kedime köpeğime oğlum - kızım demesem, müdür desem ne yapacaksınız çalışma bakanlığından inceleme mi başlatacaksınız o müdür değil, müdürse nerde iş kontratı diye. İdrak seviyemizi 7 yaş üstüne çıkarmaya gayret edelim. İnsanları rahat bırakalım.
Nihayet, ama yetmez; her bir üyeyi alsınlar.
Birkaç sene önce gruplarında paylaştıkları kedi işkence videolarının travmasını hala atlatamıyorum; hepsi gözümün önünde. Defalarca şikayet etmiştik ama kurumlar, davranış eğilimlerini okuyamadıkları için o zamanlar isyan eden insanları dinlememişlerdi
İNCEL NEDİR?
İncel deyince çoğu kişi sadece kadın düşmanı, cinselliğe erişememiş erkek gibi yüzeyde bir etiket görüyor. Bence mesele bundan büyük. İncel, modern çağın erkek çöküşünün dijital kabilesi. Ergen bir çocuğa küçük yaştan beri güç, statü, arzu edilme ve adam olma başarıyla eşitlendiğinde; o çocuk gerçek hayatta değersizlik, dışlanma ve yetersizlik hissediyorsa gidip kendine bir kimlik arıyor. İşte incel tam orada devreye giriyor. Sadece bir tanım değil, aşağılanmış erkek egosuna verilmiş hazır bir mitoloji. "Sorun sende değil, sistemde. Kadınlar yozlaştı. Toplum seni dışladı. Sen seçilmiş mağdursun." Bu dil çok tehlikeli çünkü çocuğa sorumluluk değil düşman veriyor.
İnsanlar hala bunu dağınık birkaç manyak sanıyor. Hayır. Telegram ve Discord gibi yerlerde olan şey tam anlamıyla dijital radikalleşme hattı. Eskiden mahallede dışlanan çocuk içine kapanırdı, şimdi algoritma onu alıp dünyanın öbür ucundaki başka öfkeli erkeklerle aynı odaya koyuyor. Önce meme/caps, sonra ironi, sonra nefret, sonra normalleşme, sonra görev duygusu. En sinsi kısmı da bu. Her şey şaka gibi başlıyor. Sonra şiddet bir performansa dönüşüyor. Gerçek hayatta beceriksiz, etkisiz, silik hisseden ergen; bu gruplarda ilk kez görülüyor. Alkış alıyor. Kimlik kazanıyor. Bir örgütün yaptığı tam da budur zaten: yalnız bireyi alıp kolektif bir öfkeye bağlamak.
Benim kaçırılmaması gerektiğini düşündüğüm nokta şu. Burada sadece suç değil, endüstriyel ölçekte üretilmiş bir erkeklik krizi var. Sürekli aşağılanan, duygusunu işleyecek dil verilmeyen, başarısızlığıyla baş etmeyi öğrenemeyen çocuklar dijital tarikatlara düşüyor. C31K gibi yapılar boşluğu topluyor, öfkeyi biçimlendiriyor, sonra birini öne sürüp diğerlerini seyirci, teşvikçi, lojistikçi yapıyor. Bu yüzden mesele tek başına yaptı mı yapmadı mı tartışmasını çok aşıyor. Tek fail yok, tek tetikçi var. Geri kalanları ise bu şiddetin iklimini kuran görünmez kalabalık.
Adından bahsetmekten bile tiksindiğim, çok değil birkaç yıl önce hayvanlara işkence videoları paylaşan ve şikayet etmekten yorulmadığımız o korkunç Telegram kanallarındaki her bir üye tutuklansın.
Hayvana şiddeti hapis cezasıyla cezalandıracak bir yargı düzenlemesi yapılsın. Biz değil, bilimin söylediği her psikopatik vaka, öldürme içgüdüsüne hayvanlar üzerinden başlıyor. Toplumsal bir facianın önüne geçmekte ilk adım olur belki böylesi.
Sadece hayvan da değil; ormanı yakan veya ağacı kesen, vatana ihanetten yargılansın. Ekosistem, iklim değişikliği gibi dünyayı bekleyen global krizler hemen iki adım ötede dururken, habitata zarar vermenin cezası en ağırı neyse o olsun.
Toplum güvenliği ve ülkenin geleceği için
Konuyu PUBG’ye indirgemek ya da 20 yıl önce de var olan ucube dizileri (ki kurgu yoksunu, yetişkinlerin oynadığı evcilik tadında abuk dizilerinin kaldırılması eğitim sistemine hizmet olur, katılırım) suçlayarak hareket etmek çok sığ düşünme biçimleri.
O diziler biz çocukken de vardı, bizim jenerasyonumuz da gamer olarak büyüdü. CS ile büyüdük mesela, ama hiç şiddet eğilimimiz olmadı. Çünkü bence bizim harika azarlarımız, ikazlarımız ve uyarıcılarımız vardı.
Her şeyden önce;
“teşekkür et”
“özür dile”
“saygısızlık yapma”
“bağırarak konuşma” veya
“toplumda kulaktan kulağa konuşma
“uyanınca yatağını topla”
“büyüklerine karşılık verme”,
“insanları rahatsız etme”
“hayvanlara saygı duy” gibi sayamayacağım kadar çok kök öğretiyle büyüdük.
Tüm bunları da gayet otoriter uyarıcılar olarak kabul ettik, çünkü bize bu hissettirildi. Öğretmenlerimize karşı saygıda kusur etmez, bir hata yaptığımızda utanmanın ne demek olduğunu bilirdik. Çizilmiş, görünmeyen o çizgiler sınırlarımız; yazılı olmayan kurallar ise hayat biçimimizdi.
Adabımuaşeret öğretildi ilk. Toplumsal sisteme nasıl uyum sağlayacağımız konusundaki en güzel antrenman da buydu.
Yani diziydi, oyundu tevatürlerine gelmeden önce konuşulacak iki hayati konu var: eğitim ve ekonomi. Bu iki sistemin bozulması; sağlıklı ebeveynlik, toplumsal refah ya da uyum başlıklarını eleyerek, kendileri (okumuş olsa dahi) ne yaptığını bilmeyen ebeveynlik ile ekonomik yetersizliğin getirdiği mutsuzluk ve yoksunluğun karışımı; saygısız, sınır bilmez, ne yaptığının farkında bile olmayan daha çok çocuklar yetiştirir
Senaryo, kurgu ve oyunculuk namına çok az şeyin olduğu diziler kaldırılsın. Yerlerine mesela bizim pazar günleri izlediğimiz La Linea, Ressam Bob Ross, Parliament Sinema Kulübü filmleri, Barış Manço’nun canım programları, Bir Kelime Bir İşlem gibi yarışmalar; genel izleyici kitlesi için eğlenceli ya da ilginç içeriklerin konuşulduğu sohbet programları gibi alternatif, üstelik sınıf atlatan reformlar yapılsın Türk televizyonlarında
@Yalpaghan@sibelarbak Ailenin ; bu hastalıklı vakayı farketmediği gibi, üstüne bir de psikoloğunun “yakından takip edilmesi gerek” dediği çocuğu alıp poligona götürmeleri de fecaat
Normallestirilen saygısızlık diye bir şey var. Öğretmenine saygısızlık yapıyor çocuk. Kimi veli geliyor. Çocuğun yanlışını sahip çıkıyor. Öğretmene hesap soruyor. Çocuk, arkadaşına zorbalık yapiyor. Aman canım çocuklar arasında olur, liderlik vasfı var, yok baskın karakter ondan öyle yapıyor diye kılıf uyduruyor veli. Aslında empatiden noksan bir zorba yetiştirdiğini asla kabul etmiyor.
Evde disiplin yoksa, evde başkasına saygı bir ders olarak okutulmuyorsa, okulda verilen hiçbir ders o çocuğu insan yapmaya yetmez. Okul tek başına çocuğa insan kalabilmeyi öğretemez. Bu mümkün değil. Veli de eğitim sürecinin bir parçasıdır. Fakat çoğu veli bunu kabul etmiyor. Bilinçli ebeveynlik olmadıktan sonra istersen her sınıfa bir pedagog, her sıraya bir anayasa kitapçığı koy. Sonuç kocaman bir sıfır.