İktidarın unutmak istediği 15 Temmuz manşetlerini hatırlatıyoruz👇
📍“İncirlik’teki merkezde TSK’nın bütün subaylarını fişleten ABD’li John F. Campbell, kanlı isyanın organizatörü oldu. Üniformalı teröristlere paralar ise Nijerya bankası kanalıyla CIA ekibince ulaştırıldı. İşte darbe girişiminin şok detayları…”
📍“Zaten bu darbenin amacı belliydi; bir NATO müdahalesi. İç savaş bahane edilerek bir müdahale olacaktı belki de.”
📍“Darbenin dış ayağı üzerine düşünmek gerekiyor. Darbeden ABD'nin haberi vardı. NATO yetkililerinin de bilgisi vardı. Zaten NATO'dan yapılan "muhataplarımız tutuklandı" açıklaması bunun bir itirafı. Ama sadece bunu ABD ile açıklamak zor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Almanya faktörlerini de unutmamak gerekir.”
https://t.co/loEOatt0vZ
Haluk Levent vakası, toplumun “kahraman” bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli. Dayanışma gibi son derece toplumsal bir eylemin çürüyen bir düzenin kurumlarından alınıp bu kez kerameti kendinden menkul bireylere emanet edilmesi, yurttaşlarımızın karşı karşıya kaldığı çaresizlik ve kuşatmanın boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kızılay’a güvenmeyenlerin aslında hiç tanımadıkları bir kişiye sonsuz bir güvenle milyarlar bağışlaması birden fazla düzlemde sorgulanmalı. “Kahraman” bağımlılığı bu düzlemlerden bana göre en önemlisidir.
Siyasetten diğer toplumsal alanlara varıncaya kadar “star” sisteminin yarattığı bu “kahraman”lar, bizzat toplum tarafından giydirilen dokunulmazlık zırhına sığınarak vasatı, cehaleti, zaafları kolayca gizleyebiliyor.
Bu “kahraman”lar çoğu kez kendilerini yaratan mekanizmalar tarafından kısa sürede yerin dibine batırılmakta. Depremzedeler için toplanan paralarla kumar oynamak bayağı ağır bir çürümenin ifadesi elbette. Ancak sistemin Haluk Levent’i tepetaklak indirmesi ne bir arınma çabasının ne de gelişkin ahlaki değerlerin ürünüdür.
“Kahraman”lar doğası gereği gerçeklik algısını yitirir ve çoklukla kendilerine ayrılan sınırların ötesine geçerler. Sistemin onları yerin dibine geçirmesi genellikle çok hızlı ve zahmetsiz bir işlemdir.
Bu konu siyasette özellikle yaşamsaldır. O yüzden, ideoloji önemli, program önemli diyoruz. O yüzden ekip çalışması, kolektivizm diyoruz. O yüzden gelişkin örgüt diyoruz.
İdeoloji geriye çekilmişse, bir gün sağa bir gün sola şirinlik yapılır örneğin ve kimse ses etmez. Program önemsizleşmişse, kişiler her şeyi belirler, itiraz edecek kimse çıkmaz. Örgüt yoksa, “kahraman”lara bağımlı olursunuz. Oysa gerçek “kahramanlar” ideolojilerin ve doğrultusu olan toplumsal hareketlerin ürünüdür. Toplumsal hareketleri ortaya çıkarıp, tarihin akışını değiştiren bireylerin sayısı ise tarihte çok azdır; onlar da son tahlilde koşullar tarafından şekillenmişlerdir.
Halkımız “kahraman”lar yaratıp hayal kırıklığına uğramaktan vazgeçmeli. Bu nedenle çubuğu tersine iyice büküp “kahraman diye bir şey yok” demek bile gerekebilir.
Haluk Levent vakasının siyaset alanında çok daha vahim örneklerine tanık olacağımızdan emin olabiliriz. Burada esas olan “en ahlaklı kişi”yi aramak değil, en yüksek denetim, kolektif akıl ve geliştirici mekanizmaları yaratmaktır.
tüm o büyük güç olma, cihan hakimiyeti kurma masallarıyla trump'a yönelik patolojik eziklik halleri gerçeği arasındaki açı, vatan millet sakarya edebiyatının hakikati işte tam olarak.
Partili arkadaşlarımız yaptıklarını onur ve gururla her yerde anlatabilecek, peki onlar anası babasına, eşine, çocuğuna, 168 kız çocuğunun katilini, Gazze'deki katliamın ortaklarını protesto ettiler diye bu ülkenin insanlarının kolunu, kaburgasını kırdık diye anlatabilecekler mi?
“NATO’yla mücadele bir suç değil bir sorumluluktur” demiştik. AKP iktidarı ise, Filistin’de katliam sürerken, İran’a dönük ABD-İsrail saldırganlığının nereye evrileceği belli değilken, Ukrayna’daki savaşın kapsamının genişlemesi gündemdeyken NATO’yu protesto etmeyi suç olarak tanımlamaya çalışıyor.
Bunu kabul etmeyeceğimizi de söylemiştik. Darbelerin, siyasi cinayetlerin, katliamların, işgallerin arkasındaki güçlerden biri olan NATO bakanlık ya da valilik kararnameleri ile temize çıkartılamaz. İnsanlık buna izin vermez, tarihsel gerçekler bu şekilde değiştirilemez.
Bu iktidarın temsilcileri ve yandaşları daha düne kadar 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin sorumluluğuyla ilgili olarak NATO’yu ve batılı emperyalist ülkeleri işaret etmekte, “artık eski Türkiye yok” diye övünmekteydi. Şimdi yine “artık eski Türkiye yok” diyerek ülkenin yurtseverlerini, devrimcilerini, komünistlerini ellerindeki NATO bayrağı ile korkutmaya çalışıyorlar.
Ülkemizin NATO’ya üye olduğu 1952’den bu yana bir değişiklik yok bu düzenin efendilerinin cephesinde. Bir taraftan vatan-millet edebiyatı yapıp diğer taraftan ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin dümen suyunda bölge gücü olmaya çalışmaktan hiç vazgeçmediler. Biz de emperyalizme ve onun NATO başta olmak üzere bütün kurumlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmedik. Gün geldi 6. Filo’ya karşı, gün geldi yabancı üslere karşı, gün geldi yanıbaşımızdaki işgal girişimlerine karşı, gün geldi savaşa karşı durduk, durmaya devam edeceğiz.
NATO zirvesi yaklaşırken tanık olduğumuz pişkinlik, zorbalık ve onursuzluğu kabul etmeyen, sesini çıkaran, eylem yapan herkes, her parti, her örgüt, her kesim Türkiye’nin üzerine yapıştırılmak istenen “kolektif işbirlikçilik” yaftasını yırtıp atmıştır.
TKP’nin dün Ankara’da Kızılay Meydanı’nda “NATO’ya karşı durmak bir görevdir” diyerek gerçekleştirdiği eylemin çok yaygın bir destek bulması iktidarın bütün çabalarına rağmen Türkiye’nin bağımsızlıkçı, anti-emperyalist damarlarının kurutulamadığının kanıtıdır.
Ancak mücadele sürüyor ve bilmeliyiz ki bu mücadele henüz başarının çok uzağında. Düzen partilerinin tamamının NATO’yu meşrulaştırmak için çabaladığı, halkımızın aklına on yıllardır NATO’nun Türkiye’nin güvenliğini sağladığı yalanının sokulduğu koşullarda 85 milyonluk bir ülkede binlerle sayılacak protesto gösterileri düzenlendi diye ya da yasak ve engellemeleri tanımadığımızı bir kez daha kanıtladığımız için rahatlayacak değiliz.
Tarihe ve topluma not düşüyoruz ama asıl görevimiz tarihin akışını değiştirmektir. Türkiye emperyalizmden, çokuluslu tekellerden, sömürüden arındırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.
Ankara’da, Kocaeli’nde, Soma’da gözaltına alınan 145 TKP’linin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. NATO’culuğa karşı çıktıkları için gözaltına alınan, tutuklanan tüm devrimciler için de aynı talebi yineliyoruz.
NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur. Bunu kimse unutmasın.
Polis şiddeti sonucunda yaralanan bütün partili arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyor, dayanışma gösteren tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.
Yasakla, baskıyla boyun eğdirmeye çalıştıkları Ankara'nın göbeğinde NATO'ya karşı emperyalistler defolun diyerek yürüdük.
Kızılay'a girerken gözaltına alınan yoldaşlarımızı derhal serbest bırakın! Bu memlekette NATO'yu protesto etmek suç değil onurdur!
@AnkaraTkp
20 yıldır doğruları yazmaktan, gerçeğin kavgasını büyütmekten hiç vazgeçmedik. Şu ana kadar binlerce haberimiz erişime engellendi, yüzlerce haberimiz yargılama konusu oldu, iktidar, holdingler ve tarikatları mutsuz ettik diye ağır para cezalarıyla karşı karşıya kaldık. Haberlerimiz dolayısıyla hapis cezalarıyla dahi karşılaştık.
Geri adım atmadık, atmaya da niyetimiz yok.
Bu mücadelesinde soL’a destek olmak, dayanışmayı büyütmek isteyen tüm okurlarımızı abone olmaya çağırıyoruz. soL’un sesini kısmaya çalışanlara karşı daha güçlü bir habercilik için siz de soL’a abone olarak destek verebilirsiniz👇🏻
https://t.co/jtWJrwgMVe
⚪Kaldığımız yerden, daha gür bir sesle!
Gazeteci dostlarımız @baristerkoglu ve @barispehlivan'ın ekranlardan gösterdiği dayanışma ve sizlerin desteğiyle mücadelemize kaldığımız yerden devam ediyoruz. NATO’nun bir emperyalist terör örgütü olduğunu, halkı satanların korkularını yazmaya ve duyurmaya kararlıyız.
📌Ortaklaşa dergisi yurtseverlerin, eşitlik ve özgürlükten yana olanların sesi olmaya devam edecek. Takipte kalın, videoyu paylaşarak sansürü birlikte kıralım!
@tkpninsesi
Deniz Göktaş serbest bırakılmalıdır
AKP iktidarı NATO zirvesine günler kala adeta ülkede terör estiriyor. Geçtiğimiz haftalarda yüzlerce kişi NATO zirvesiyle bağlantılı olarak gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Operasyonların yürütülme biçimi, hedef aldığı kişiler ve suçlamalar iktidarın asıl hedefinin NATO karşıtlığını kriminalize etmek olduğunu açık bir şekilde gösterdi. AKP iktidarı NATO’yu siyasal bir tartışmanın konusu olmaktan çıkarma, ülkeyi tehlikeli bir maceraya sokan yeni NATO planlarına dahil olurken herhangi bir siyasi ve toplumsal itirazla karşılaşmama derdinde.
Aynı dönemde komedyen Deniz Göktaş'ın hedef tahtasına oturtulması ve bugün gözaltına alınması, halkın vicdanına ve adalet duygusuna seslenen, düzenin ürettiği akıldışılıkları görünür kılan mizaha duyulan tahammülsüzlüğün ifadesidir. Bu hukuksuz uygulamaya derhal son verilmeli, Göktaş da NATO zirvesi kapsamında tutuklananlar da derhal serbest bırakılmalıdır.
NATO karşıtlığını kriminalize etmeye çalışan, düzenin akıldışılıklarını teşhir eden mizaha tahammül edemeyen AKP iktidarına karşı ifade özgürlüğü talebi ve otoriterlik eleştirisine sıkışmış bir karşı koyuş hiçbir olumlu sonuç yaratmamakta, yaratmadığı ölçüde AKP’nin vites yükseltmesine neden olmaktadır. AKP’nin özgürlükler alanına hunharca saldırıları ancak sermaye düzeni adına ülkeyi sürüklemekte olduğu uçuruma karşı örülecek siyasi bir duvarla püskürtülebilir.
Halkımızın vicdanını ve sağduyusunu, sermaye düzeninin akıldışılıklarına karşı öfkesini örgütlü bir siyasal mücadeleyle mutlaka buluşturacağız.
CHP lideri Özgür Özel Newsweek’ten sonra Financial Times’a da yazdı.
Bilinen yaklaşım sürüyor: AKP’ye güvenilmez, biz NATO’nun çıkarlarına daha uygun bir partiyiz.
Özeti bu.
Bunun bir özet değil, iftira olduğunu söyleyenler çıkabileceği için bir bölüm paylaşalım buraya Özel’in söylediklerinden:
“NATO zirvesinde Erdoğan kendini vazgeçilmez biri olarak gösterecektir. Ancak hiçbir ülkenin stratejik değeri, demokrasisinin yok edilmesiyle artmaz. Türkiye'nin müttefikleri, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına oluşturduğu riski net bir bakış açısıyla değerlendirmelidir. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter rejimlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır. Bu yaklaşım nadiren istikrar getirir. Çoğu zaman ise ileride hesaplaşma anını daha tehlikeli kılar.”
Daha açık nasıl ifade edilebilirdi ki?
Özel Erdoğan’ın bir gün Moskova’ya, diğer gün Pekin’e de yanaşabileceğini hatırlatarak dikkatli olmaya çağırıyor Batılı ülkeleri.
Bütün bunları “Türkiye siyasetine karışmanızı istemiyoruz” uyarısı telafi etmiyor, etmez. Kaldı ki, bu yazı NATO’nun Türkiye siyasetinde ne kadar ciddi bir ağırlığa sahip olduğunun itirafı olarak da okunabilir.
Türkiye’de düzen siyaseti NATO konusunda mutlak bir uzlaşı içinde. İç politikada bu kadar gerilim varken bu mutabakat şaşırtıcı gelebilir. Ama aslında şaşırtıcı bir şey yok.
İç politikadaki gerilimlerin yarattığı tozu toprağı kenara çekin, karşınıza yine çok güçlü bir mutabakat çıkar: Piyasa ekonomisi. Yani kapitalizm. Yani sermaye egemenliği. Yani sömürü düzeni. Yani yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik, işsizlik ve kriz üreten toplumsal sistem.
İçerdeki bu mutabakatın ürünüdür dışarıdaki NATO mutabakatı.
Erdoğan bugün “Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız” diyerek bir süredir zaten geri plana itilen “dünyaya kafa tutan dış politika” demagojisini bütünüyle toprağa gömdü.
NATO ile nikah tazeleme töreni öncesinde yapılan bu konuşma yalnızca Erdoğan değil, Bahçeli, Soylu gibi siyasetçilerin, bir kısım bürokrat ve gazetecinin yıllardır dillerinden düşürmediği “Türkiye’yi bölmek isteyen” dış güçlerin aslında düşman değil müttefik olduğunun da en yetkili ağızdan itiraf edilmesidir.
Zirveye az kaldı. Konuk edilecek NATO üyesi ülke liderleri nikah tazeleme öncesinde “yerli ve milli” silah sistemlerinden oluşan çeyiz sandığını da görme şansına erişecek.
Peki düşman kim? Bilindiği gibi zirvenin esaslı konuklarından biri Zelenski olacak. Zaten Ankara zirvenin üç-dört kritik başlığından birinin Ukrayna’nın savunulması olduğunu vurguluyor. Ukrayna’yı kime karşı savunacaksın? Sorunun yanıtı belli. Cumhur ittifakının diğer ortağı Bahçeli’nin birkaç kez işaret ettiği Çin-Rus-Türk ittifakı tam da söylediğimiz gibi hayal oldu. İttifak yok, düşmanlık var!
Yaklaşık on yıldır belli aralıklarla sözde ABD karşıtlığından ekmek yiyen “yerli ve milli”ci tayfa şimdi de “NATO’nun yükselen değeri” olmanın gururunu pazarlamaya başladı.
Biz ise malum bağnazız, fikri sabitimiz var: Kahrolsun emperyalizm, NATO’dan çıkılsın, üslere el konsun.
Kemal Okuyan’dan islamcı, milli görüşçü, milliyetçi ve sosyal demokratların liderlerine: Neredesiniz ülkemiz işgal edilirken?
💬”Peki bu ülkede siyasal islamcılarla milli görüş geleneği neredeler, ne yapıyorlar? Bu arkadaşlar Filistin meselesinde emperyalizm sözcüğünü dillerinden hiç düşürmediler. Soruyorum neredesiniz islamcılar ülkemiz işgal edilirken? Bu ülkede milliyetçiler var. Çok azı dışında kimsenin dert ettiği yok. Bugün Ankara’da bayrak mitingi yapıldı, çözüm sürecine karşı. Her konuda görüş var. Kardeşim, yarın Ankara’da sıkıyönetim ilan edilecek tek söz yok. Ağızlarından bir tek söz çıkmıyor. Türkiye’nin milliyetçileri bu durumda. Gelelim sosyal demokratlara. Partine kayyım atanmış, Türkiye NATO ile yatıyor, kalkıyor. NATO’ya yönelik tek ses söz yok sosyal demokratlarda. Benim sözüm, benim eleştirim Türkiye toplumunu kötürümleştiren siyasi akımların liderlerinedir.”
https://t.co/B1XqOXF0qB
@istanbul_tkp Sanatçı dostlarımız, Nazlı Deniz Korkmaz ve Gülcan Altan şiirler ve şarkılarla bizlerle.
🚩İstanbul NATO'ya karşı yurtseverliğin ve bağımsızlığın sesini yükseltiyor!
@istanbul_tkp Yunanistan Komünist Partisi Politbüro Üyesi Yorgos Marinos, Ege'nin iki yakasındaki NATO karşıtı mücadeleyi selamlıyor.
🚩Yaşasın emperyalizme ve savaşa karşı TKP ve KKE'nin ortak kavgası!