Büyükusta Cem Kaan Gökerkan’ın ağırlaşan ekonomik koşullar nedeniyle satrancı bırakacağı açıklamasının ardından Gençlik ve Spor Bakanlığına soru önergesi vermiştik.
İnan Özdemir (@inanozdemir) de önergeyi gündeme taşımış.
Bu vesileyle yalnızca satranç için değil, tüm spor dalları için yeniden soruyoruz:
Bir sporu başarıyla sürdürebilmek, yalnızca sponsor bulabilenlerin ayrıcalığına dönüşemez. Federasyonların ve Bakanlığın asli görevi, genç sporcuları sponsor aramaya mecbur bırakmak değil; sporculara eşit, kamusal ve sürdürülebilir destek sunmaktır.
Satrançta ve diğer spor dallarında başarıyı piyasa koşullarına ve sponsor ilişkilerine terk eden bu yapının değiştirilmesi için hangi somut adımları atacaksınız? @OA_BAK
Birtek-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen'in duruşmasını onlarca kurumdan, sendika ve siyasi partilerden temsilciler, işçiler, pek çok barodan avukatlar, milletvekilleri, uluslararası heyet temsilcileri, birlikte izliyoruz.
Küçücük bir salonda görülen duruşmada pek çok kişi de salon dışında kaldı. Avukatlara sayı sınırlaması getirilmek istendi.
Ama dayanışma engel tanımıyor.
Mehmet Türkmen salona büyük alkışlarla girdi. Şimdi Antep'te ve tekstil iş kolunda işçilerin canına kast eden cinayet düzeneğini apaçık teşhir eden bir konuşma yapıyor.
Mehmet'i alacağız!
Bakanlığın Gençlik Fedasını Kabul Etmiyoruz!
📌Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’a (@OA_BAK) Soru Önergesi: "Başarı sponsor bulabilenlerin ayrıcalığına dönüşemez"
Türkiye’de satranç sporuna yıllarca emek veren profesyonel milli sporcular ciddi ekonomik ve kurumsal sorunlarla boğuşuyor.
A Milli Takım seviyesinde satranç sporcuları dahi düzenli antrenör, psikolog, analiz altyapısı, turnuva desteği ve geçim güvencesinden yoksun.
Birçok sporcu geçimini sağlayabilmek için antrenörlük yapıyor ya da özel ders vermek zorunda kalıyor.
Uluslararası turnuvalara çoğu zaman yetersiz teknik ekiple gidiliyor.
Federasyon desteği (@tsfresmi), özendirme bursu ve ödülleri çok yetersiz! Satranç sporcularımızın hayatlarını idame ettirmesi bile neredeyse imkânsız hale geldi!
Büyükusta Cem Kaan Gökerkan’ın ekonomik nedenlerle profesyonel satranca devam edemeyeceğini açıklaması, bu sorunun münferit değil yapısal olduğunu bir kez daha gösterdi.
Osman Aşkın Bak’a (@OA_BAK) sorduk:
1. Türkiye Satranç Federasyonu tarafından milli sporculara verilen özendirme bursu, ödül ve desteklerin güncel ekonomik koşullar karşısında yetersiz kaldığı yönündeki eleştirilere ilişkin Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?
2. Milli takım sporcularına verilen aylık/yıllık maddi destek tutarları nelerdir? Bu tutarlar hangi ölçütlere göre belirlenmektedir?
3. Son 10 yılda ekonomik nedenlerle profesyonel satranç kariyerine ara veren ya da satrancı bırakan milli sporcu sayısı kaçtır? Bakanlığınızın bu konuda bir izleme ve takip çalışması var mıdır?
4. Satranç sporcularının uluslararası turnuvalara katılım, konaklama, ulaşım, vize, kayıt ücreti ve hazırlık giderleri Bakanlık ya da federasyon tarafından hangi oranda karşılanmaktadır?
5. A Milli Takım düzeyindeki satranç sporcularına düzenli antrenör, spor psikoloğu, analiz desteği ve teknik ekip desteği sağlanmakta mıdır? Sağlanmıyorsa bunun gerekçesi nedir?
6. Satrançta üst düzey performans için gerekli olan bilgisayar, analiz motoru, veri tabanı, sunucu ve yazılım altyapısı sporculara kamu kaynaklarıyla sağlanmakta mıdır?
7. Türkiye’de satranç sporcularının profesyonel kariyerini sürdürebilmek için özel ders vermesi ya da antrenörlük yapmak zorunda kalması Bakanlığınız tarafından yapısal bir sorun olarak görülmekte midir?
8. Çocuk yaşta büyük başarı potansiyeli gösteren satranç sporcularının yalnızca ailelerinin ekonomik olanaklarına bağlı kalmadan gelişebilmesi için kamusal bir yetenek takip ve destek programı oluşturulacak mıdır?
9. Cem Kaan Gökerkan örneğinde olduğu gibi, büyükusta unvanı almış sporcuların ekonomik nedenlerle profesyonel satrançtan kopmasını önlemek için Bakanlığınızın bir planı var mıdır?
10. Bakanlığınız, satrançta başarının sponsor bulabilen az sayıda sporcunun ayrıcalığına dönüşmesini nasıl değerlendirmektedir?
11. Federasyonun ve Bakanlığın asli görevi, genç sporcuları sponsorluk aramaya mecbur bırakmak değil, tüm yetenekli sporculara eşit ve kamusal destek sunmak değil midir? Satrançta başarıyı piyasa koşullarına ve sponsor ilişkilerine terk eden bu yapının değiştirilmesi için hangi somut adımlar atılacaktır?
12. Türkiye Satranç Federasyonu tarafından milli sporculara verilen aylık “özendirme ödülü” miktarının 10.000 TL ile asgari ücretin dahi altında kaldığı dikkate alındığında, bu düzeydeki desteklerle satranç sporunun sürdürülebileceğini düşünüyor musunuz?
Bu "sembolik" tutarların insanca yaşam koşullarına ve profesyonel sporcu onuruna yakışır seviyeye çekilmesi planlanmakta mıdır?
Bugün farklı iş kollarından işçilerle birlikte İkitelli halkını 1 Mayıs'a çağırmak için Mehmet Akif mahallesindeydik.
Yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı; ekmek, barış ve özgürlük için 1 Mayıs'ta Kadıköy'e!
Siverek’te bir lisede, Maraş’ta bir ortaokulda yaşanan korkunç şiddet olaylarıyla canımız yandı. Çocuklar için en güvenli alanlar olması gereken yerler, bir kere daha şiddet sahnesine dönüştü. Ve iktidar sözcülerinden her seferinde aynı cümleler dökülüyor: “bireysel bir olay, suçlu çocuklar, suçlu sosyal medya...”
Hayır. Bu yaşadıklarımız, uzun süredir iktidar politikalarıyla inşa edilen toplumsal ve politik çürümenin sonucu.
Bir yanda bireysel silahlanmanın önündeki her türlü engelin kaldırıldığı, suçun kolaylaştırıldığı, şiddetin yüceltildiği, adaletsizliğin derinleştiği bir düzen... Diğer yanda yoksulluğun, güvencesizliğin ve geleceksizliğin kuşattığı bir gençlik...
Okulların içi boşaltılmış, eğitim piyasalaştırılmış, kamusal sorumluluk geri çekilmiş durumda. Güvenlik ise yalnızca turnikeye, kameraya, kapıya, çocukları daha fazla cezalandırmaya, hapsetmeye, basını sansürlemeye, sosyal medyayı yasaklamaya indirgeniyor.
İktidar sözcüleri geleceksizliğin içine doğan, her yanından şiddetle kuşatılarak büyüyen kuşakların; “torba, torna, takke” üçgenine sıkıştırılan hayatların sorumluluğunu hiç üstlenmiyor!
Geleceksizlik, yoksulluk ve güvencesizlikle kuşatılan gençlere mafyatik racon, güç, hızlı para, maço erkeklik ve suçtan başka “çıkış yolu” bırakmadığını kabul etmiyor!
Sabunsuz, yemeksiz, kitapsız, bilimsiz, hurafe dolu okullarda, çocuklara takke-torna- torbadan başka bir geleceği hayal bile ettirmeyen sermaye düzeninde, bu noktaya bir günde gelmediğimizi saklıyorlar!
Varsa yoksa sahte gözyaşı, varsa yoksa hamaset, çarpıtma, toplumun haklı öfkesini yanlışa kanalize etme…
Bugün iktidar sözcülerinden daha fazla baskı, daha fazla yasak, daha fazla cezalandırma ve daha fazla suçlama duyacağız. Yarattıkları karanlığı görünmez kılmak için suçu hep başka yerde arayacaklar. Hatta çözüm diye, bu karanlığı daha da derinleştiren politikaları toplumun önüne koyacaklar.
Bu nedenle şimdi, bu acının ortasında daha da dikkatli olmak zorundayız.
Tekrar söyleyelim: Okulların şiddet yuvası olması tesadüf değil, AKP elinde perperişan hale getirilen eğitimin bir sonucu.
Kamusal eğitim politikası yoksa, orayı piyasa doldurur. Sosyal politika yoksa, orayı suç doldurur. Kamusal koruma yoksa, orayı korku ve şiddet doldurur.
Ve en ağır bedeli çocuklar, eğitim emekçileri öder.
Yapılması gereken şey, bu olayları “psikolojik vaka”lara indirgemek değil. Tam tersine, bu düzenin nasıl şiddeti yeniden ürettiğini açıkça görmek ve göstermek. Okulları gerçekten güvenli ve kapsayıcı alanlara dönüştürmek. Rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını istisna ve lüks değil, sistemin omurgası haline getirmek. Bireysel silahlanmayı gerçekten durduracak politik iradeyi kurmak.
Ama en önemlisi: geleceksizliği normalleştiren bu düzenle hesaplaşmak.
Çünkü okullarda patlayan şiddet de, sokakta büyüyen suç ağları da, gençliğin içine çekildiği bu karanlık da münferit olaylar değil; bu düzenin ürettiği sonuçlar...
Bu düzeni yıkmak zorundayız; geleceğimizi kurtarmak, çocukluğu savunmak, gençlere yaşanabilir bir ülke kurmak için…
Siyonist İsrail devletinin hava savunma sistemi verilerini Kürecik radar üssünden alıyor! NATO'yla ortaklık soykırımla ortaklıktır! #SavaşÖrgütüNATODağıtılsın
Türk Telekom’da 16. Dönem TİS süreci işçiden kaçırılıyor.
İşçinin görüşü alınmadan, iradesi yok sayılarak yürütülen hiçbir görüşme meşru değildir.
İşçi yoksa, meşruiyet de yoktur!
“Gönüllü çıkış” adı altında yapılanlar gönüllülük değil, açıkça işten çıkarma dayatmasıdır.
TİS masası işçiyi korumak için vardır, işçiyi tasfiye etmek için değil!
DİSK / İletişim-İş olarak uyarıyoruz:
İşçinin onayı olmadan hiçbir sözleşme geçerli değildir!
İş güvencesi kırmızı çizgimizdir!
Hiç kimse Türk Telekom işçisini sahipsiz sanmasın.
Haklarımızı, işimizi ve geleceğimizi savunacağız.
Bu dayatmaları kabul etmiyoruz!
#TürkTelekom #TİS #İşçiKıyımı #Sendika #DİSK #İletişimİş
Komisyonda oylanan rapor taslağına hayır oyu kullandık. Ret kararımızın temel dayanakları özetle şunlardır:
• Raporda “Kürt sorunu” ifadesi bir kez bile geçmiyor. Sorunun adı yok, kök nedenleri yok.
• Anadilde eğitim bir yana, anadil hakkı kavram olarak dahi yer almıyor.
• Her şey “terör parantezi”ne alınarak izah edilmeye çalışılıyor.
• Faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar gibi halka karşı işlenmiş suçlara dair tek bir cümle bulunmuyor. Geçmiş ağır hak ihlalleri görmezden geliniyor.
• Eve dönüş ve siyasi genel af konusunda güven verecek somut bir düzenleme yok.
• “Umut hakkı”nın zikredilmemesi tamamen politik bir tercihtir.
• Raporun özellikle ilk bölümleri, komisyon çalışmalarının ortaya çıkardığı birikimi değil, Saray rejiminin ideolojik-politik hattını yansıtıyor.
Eşit haklara dayalı bir barış için somut demokratik adımlar gerekir.
Barış; ekmek, adalet ve özgürlük mücadelesinden ayrı değildir. Bunun için birlik, dayanışma ve mücadeleyi yükseltelim!
“Dünden Bugüne Kürt Sorunu ve Emek Partisinin Çözüm Önerileri” başlıklı raporumuzu yeniden hatırlatıyoruz 👇
https://t.co/1IJ5QFEeLM
Türk Telekom yönetimi basın açıklamamızdan korktu! Gayrettepe’de yapacağımız eylem öncesi servisleri 15.00’te kaldırarak işçinin sesini boğmaya çalışıyorlar.
Korkunun ecele faydası yok! Siz servisleri kaçırsanız da biz oradayız, ✊🚩
#TürkTelekom#İletişimİş#DİSK
“Teşvik” kılıfıyla sunulan tasfiye operasyonuna ve irade gaspına karşı meydandayız!
Tüm mesai arkadaşlarımızı haklarımızı hep birlikte savunmaya davet ediyoruz.
📍 Yer: Türk Telekom Genel Müdürlüğü Önü (Gayrettepe) 📅 Tarih: 10 Şubat Salı ⏰ Saat: 16.00
#TürkTelekom#İletişimİş
"Türk Telekom yönetimi 'Teşvik' adı altında bir tasfiye ve parçalayarak özelleştirme planını devreye soktu.
📌 Henüz sendikalı değilsen; e-Devlet üzerinden 7 nolu iş kolunda bulunan DİSK/İLETİŞİM-İŞ Sendikası’na üye ol, bu mücadeleyi büyütelim.
#TürkTelekom#İşçiHakları#DİSK
Türk Telekom işçilerine çağrımızdır:
Çürümüş sendikal anlayışlarla yol yürünemez!
Kendi emeğin ve geleceğin için İletişim-İş'te örgütlen!
Disk'li ol! Güçlü ol!
#İletişimdeKal#İletişimİş#DİSK
Yoksulluk sınırının üzerinde insanca yaşayacak asgari ücret için buluşuyoruz!
🗓 18 Aralık Perşembe
🕝 19.30
📍M.Akif Mah. Aşık Veysel Cad. (Helvacı Ali önü)
Galiba burada bir türlü anlaşılmayan şey şu:
Sosyalizmin her şeyi değil ama temeli üretim ve dağıtım araçlarının toplumsallaştırılması, yani tüm topluma mal edilmesidir. Böylece sınıf ve sömürü ilişkilerinin maddi temeli ortadan kaldırılır.
Bu sermaye ve büyük toprak sahipliğinin lağvedilmesi, iktisadi araçlar üzerinde kolektif kontrolün tesis edilmesini gerektirir.
Bu olmaksızın, bir tür burjuva demokrasisi olabilir, hatta savaş ortamında halkın ve kadınların kolektif katılımıyla burjuva demokrasisi sonuna kadar ilerletilebilir.
Ama sermayeye, büyük toprak mülkiyetine ve sömürüye karşı çıkmadan, aksine onlarla yol yürüyerek, çeşitli nedenlerle ittifak yaparak sosyalizm olmaz.
Maalesef otoriter rejimlerin ve yeni faşist hareketlerin yükselişi sosyalizm ile demokratik kazanımlar arasındaki farkın da iyice karışmasını kolaylaştırdı.
Geçmiş sosyalizm deneyimlerinin başarısızlığı analizi, süreci tek bir ‘an’a indirgeme yanılgısını içeriyor. Büyük başarıları, insanlığa kazandırdıklarını ve elbette sorunlarını, kuşatılmayı vb. göz ardı ederek toptan reddediyor.
Burada varılan sonuç demokratik bir sosyalizm değil demokratik bir kapitalizmdir. Ancak kapitalizmin demokrasisi bugün çok daha iyi görüldüğü gibi konjonktüreldir, sermayenin ve yönetenlerin ihtiyaçlarına angajedir.