AKP, Türkiye tarihinin en büyük skandalını örtmek istiyor. Her zaman yaptıkları gibi siyasi ayağı saklıyorlar. Fatma Betül Sayan Kaya’nın vurgununu muhalefet açıklayana kadar gizlediler. Şimdi ifadesini bile almıyorlar. Onu da koruyorlar. Tera fonu halka açıldığı sırada fonda olan 159 kişiyi açıklamıyorlar. Yüzbinlerce kişinin parasını çalanları koruyorlar.
"Nur içinde yatsın" ile "Işıklar içinde uyusun" duası aynıdır. Ama bazıları "ışık" sözcüğünden hoşnutsuz oluyor.
"Nur" Arapça'dır.
"Işık" Öz Türkçe.
"Uyusun" denir, çünkü ölüm bir son değil, diriliş zamanına kadar süren bir "uyku"dur.
"Işıklar içinde uyusun" gibi duru ve tümüyle Öz Türkçe olan bir duadan kim, neden rahatsız olur?
Aslında bu tepki, kendi kültürümüze ne kadar yabancılaştığımızın en net göstergesi.
Örneğin Yunanlar "Ελαφρύ το χώμα που τον σκεπάζει" yani "Toprağı hafif olsun" olsun der. Mezarın altındaki kişinin üzerine binen toprağın ağırlığının ona eziyet vermemesi dilenir.
Aynı mantıkla Ruslar "Пусть земля будет пухом" yani "Toprak ona kuş tüyü gibi olsun" derler.
Türkler ise tam tersi "Toprağı bol olsun" derler.
Türk olmayan biri bunu kötü bir dua gibi algılar, "Toprak ona ağır gelsin, altında ezilsin" gibi algılar.
Oysa bu, eski Türk kurgan geleneğinden kalma bir duadır.
Eski Türklerde ölen kişinin mezarının üzerine herkes toprak atar, topraklar yığılarak büyük höyükler oluşturulurdu. Mezarın üstündeki toprağın bol ve yüksek olması, kişiye duyulan sevgi ve onun hatırasına verilen değerin göstergesiydi. Bu nedenle toprağı bol olsun denirdi.
Dolayısıyla "Toprağı bol olsun" aslında "Sevenin çok, hatıran ulu olsun" demek.
Özetle; dualarımız, dilimiz, deyimlerimiz bizim binlerce yıllık kimliğimiz, dünyayı ve olayları algılama biçimimizin bir yansımasıdır.
"Allah rahmet eylesin" de bizimdir, "Toprağı bol olsun" da. "Nur içinde yatsın" da bizimdir, "Işıklar içinde uyusun" da.
Bu temenniler arasında ayrım yapmak, özellikle Öz Türkçe dualara karşı gizli bir karşıtlık geliştirmek bilgisizlikten beslenen, kötü niyetli bir Türkçe düşmanlığıdır.
Allah tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin, hepsi ışıklar içinde uyusun, geride kalanlara sabır versin.
Amin.
İçki satan 3 büyük mağaza zinciri vardı: Migros, Şok ve Carrefour. Şok'u Ülker, Carrefour'u A101 alıp içki satışlarını bitirdi. Yakında Migros'u da iktidara yakın bir grup alıp içki satışını bitirir. Türk halkı pratikte sekülerleşiyor ama yapısal ortamda durum tam tersi.
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Butlancı Kemal Bey,
Tarih sizi seçim kazanmayı başaramayan, ama Atatürk'ün kurduğu CHP' yi tabela partisine dönüştürmeyi başaran atanmış Genel Başkan olarak yazacak.
Eserinizle gurur duyabilirsiniz!
📍Vergilerimizle yayın yapan TRT1, dünyada 1,5 milyar insanın canlı izlediği Shakira’nın dünya kupası şarkısını yayınlamıyor.
Vergilerimizden aldığınız her kuruş haram olsun.
İnadına yayınlıyorum!
13 yıl önce bugün iç kanama geçiren Ali İsmail Korkmaz’a ağrı kesici vererek hastaneden gönderen Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görevli doktor Hasan Gülcü hala doktorluk yapmaya devam ediyor.
Çankaya zaten saraya benzemediği için kıymetlidir. Çankaya, saltanatın ve kulluk düzeninin kuvvetli reddi; Cumhuriyet’in kurucu makamıdır. Asıl küf de Çankaya’da değil, yoksul halkın sırtına yüklenen debdebe ile kendi cılızlığını örtmeye çalışan avam zihniyetindedir.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.