Halkların "Mekke İttifakı"nın Müslümanların faydasına olduğuna dair güçlü algı çalışması sadece Türkiye'de değil, anlaşmaya imza koyan Pakistan ve Suudi Arabistan'da da var.
Zira böyle kabul
edilmesi isteniyor.
Bunun içinde masraftan kaçınmıyorlar.
Şeyh İsam Amira, 2016 yılında düzenlediğimiz Uluslararası Hilafet Konferansına konuşmacı katılmıştı.
3 yıldır Yahudi varlığının zindanlarında ağır şartlar altında kaldı.
75 yaşındaki Şeyh İsam Amira cezaevinde çıktı ama sağlık nedenleri dolayısıyla ziyaretçi kabul edilmiyor.
Rabbim kendisine acil şifalar versin.
Tüm esirlerimizi zalimlerin elinden kurtarsın.
Neden kalkınamıyoruz?
Neden birlik olamıyoruz?
Neden eski ihtişamlı günlere dönemiyoruz?
İşte cevabı:
Dünya Müslüman Alimler Birliği: "Mekke Anlaşması İslam âleminin birliği ve bağımsızlığı yolunda önemli bir adımdır.
Suudi Arabistan dini, tarihi, siyasi ve ekonomik ağırlığıyla, Türkiye siyasi, askeri, sanayi ve ekonomik gücüyle, Pakistan ise askeri yetkinliği ve stratejik konumuyla İslam dünyasında birbirini tamamlayan önemli güçlerdir.
Bu üç ülkenin ortak hareketi, ümmetin birliği ve işbirliğinin güçlenmesi adına sağlam bir çekirdek oluşturacaktır. Diğer Müslüman ülkeler de bu ittifaka katılmalıdır. "
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.
ABD'nin tensipleriyle kurulan bir ittifakı kınayacakları yerde destekleyen alimlerimiz var olduğu müddetçe İslam ümmeti bu zilletten kurtulamayacaktır.
Moğollar İslam beldelerini yerlebir edip taş üstünde taş, ayak üstünde baş bırakmadıklarında, Halife'yi öldürdüklerinde bazı "İslam alimleri" sosyal medya üzerinden "Pire derisinden yapılan seccadede namaz kılınır mı kılınmaz mı?" tartışması yapıyordu.
Bu tartışmanın galibi olmadı.
Ama Moğollar yapacağını yaptı!
Tam da İslam beldelerindeki iktidarları tarif eden bir metafor.
İktidarını "itici güce" borçlu olanlar, emir almaya mahkumdur.
Böyle bir devlet adamı kimin menfaatlerini önceleyecektir?
Tabi ki itici güçlerin. İşte sömürü düzeni böyle kurulmakta ve böyle işlemektedir.
Allah razı olsun @abdurrahimsen hocam
Yeryüzünde zalimler tarafından yerlerinden edilen, hunharca katledilen mazlumları gündeminizden düşürmeyin. Gözlerimizin içine baka baka sürdürdükleri bu soykırımın en büyük nedeni bizim sessizliğimiz. Buna neden olan asıl sessizlik bu zulmü direk yapanlara değil, eti-tırnağı bizden olan ve bu zalimlere dostluk gösteren yöneticilere karşı sessizliktir.
Biz Hz. Ömer’i neden bu kadar çok konuşuruz?
Çünkü O'nun adaletin timsali olduğunu söyleriz.
Peki, neden adaletin timsali ?
Çünkü O ümmeti, Allah’a ve Resûlullah’a sadakatle bağlı bir lider olarak yönetti.
Ömer’e duyduğumuz hayranlığın yegâne sebebi, İslam’ın hükümlerine olan o sarsılmaz bağlılığıydı(!)
Eğer Hz. Ömer;
Toprakları başkalarına peşkeş çekseydi,
Yanı başında Müslümanlara zulmedilirken kılını kıpırdatmasaydı,
Hükmü İslam'la değil, Darünnedve zihniyetiyle belirleseydi,
Bugün biz o adı gururla anmaz, O'na asla hayranlık duymazdık(!)
Adalet, makamın değil; idarecinin ilahi ölçüyle bağlı kaldığı sadakatin adıdır...
Tabiri caizse koca koca adamlar oturmuş, aciz kadınlar gibi kınama mesajı yayımlıyorlar!
Sadece 10 İslam ülkesinin (Pakistan, Türkiye, Endonezya, Mısır, İran, Suudi Arabistan, Cezayir, Irak, Bangladeş, Fas) toplam aktif asker sayısı 3,4 milyonu buluyor.
Bu ordular kimin için var?
Zalimin elini tutup zulme son vermeyecekse, bunca mühimmat, teçhizat ve asker neden var?
Görünen o ki efendiniz ABD'nin kirli siyasetinden kıl kadar sapmayacaksınız.
İslam ümmetinin çıkarlarını gözetmeyi bırakın, zerre kadar düşünmeyeceksiniz!
El-Vakiye TV:
“Medyanın İnsanların Dikkatini Yönlendirmedeki Rolü”
Hizb-ut Tahrir Üyesi Faziletli Şeyh Yusuf Muhareze’nin (Ebu Humam)
"Ümmetin Meseleleri: Ümmet Gazze'yi Unuttu mu?" programındaki söyleşisinden bir kesit
H. 15 Safer 1448 M. 29 Temmuz 2026
https://t.co/giAf98hqBx
https://t.co/NsEHNOTChi
Zam yaparken 5'er 10'ar, indirime gelince 1'er 1'er. Memleketin her yerinden petrol ve gaz çıksa, devlet-sermaye işbirliğinde yine onu vatandaşa en fahiş fiyattan satarlar.
Çünkü başında kim olursa olsun, laik kapitalist sistem sömürü, zulüm ve ahlaksızlıktan beslenir.
🔴 5 yıldır Türkiye’de eğitim gören Gazzeli öğrenci Nathmi A., yolda arkadaşıyla sohbet ederken bir kadının ırkçı söylemlerine ve "taciz" iftirasına maruz kaldı.
İftira sonrası çevredekiler tarafından linç edilip kanlar içinde kalan genç, 7 ay süren yargılama sonucunda 4,5 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Gencin kemerini düzeltmesini "teşhir" kabul eden mahkeme, şikayetçi kadının ırkçı saikle yalan söyleme ihtimalini hiçe saydı.
Henüz 1 aylık evli olan Gazzeli genç, istinaf mahkemesinin de jet hızıyla onadığı karar sonrası sınır dışı edilmek üzere cezaevine gönderildi.
(Haksöz)
İtibar suikastları tüm hızıyla devam ediyor.
Limiti milyarları bulan yolsuzluk ve rüşvetin içinde yüzen iktidar ve muhalefet kanadı, siyasi rant elde edebilmek için tüm kirli çamaşırlarını ortaya döküyor.
Hayır umarak yapılan cüzi miktardaki bağışları "teröre finansman" adı altında sunarak masum insanlara itibar suikastı düzenliyorlar.
Selefisi, sofisi demeden tutuklamalar gerçekleşiyor.
Bu da gösteriyor ki; Müslümanların destek ve yardımlarıyla bir yere gelen, sıkıntı ve mihnet veren bu nizam bizden değildir.
Bunu anlamak ve İslami bir hayatı başlatmak için omuz omuza verip mücadele etmemiz gerekmektedir.
Şehitler şehri Gazze
Bugün 112 şehidin cenaze namazları kılındı!
Neredeyse 3 sene sonra enkaz altından çıkarılan 112 şehidlerimiz tekbir sadaları defnedildi....
📍 Gazze
🎥 04.08.2026
El Cezire röportajında Şara’ya Yahudi varlığının giderek artan saldırganlığı ve ihlalleri karşısında Suriye’nin bu varlık ile ilişkisinin gelecekte ne olacağı; bunun yalnızca güvenlik anlaşması çerçevesinde bir sükûnet sağlanmasıyla mı sınırlı kalacağı, yoksa tam kapsamlı diplomatik ilişkilere kadar ilerleyip ilerlemeyeceği sorulmuş.
Ahmed Şara'nın cevabı: “Bu durum, her aşamanın performansına bağlı. Yani eğer bir güvenlik anlaşması başarılı olur, hem (İsrail) tarafı hem de Suriye tarafı ileride yapılacak anlaşmanın tüm şartlarına bağlı kalırsa, bu durum kapsamlı bir barışın konuşulacağı ikinci bir aşamaya geçilmesini sağlar. Ancak bu, Suriye’nin işgal altındaki Golan üzerindeki hakkından vazgeçmesi anlamına gelmez.”
Baas rejiminde de baba Esed'den itibaren "Golan Suriye'nindir, ondan asla vazgeçmeyiz." şeklinde açıklamalar yapılmıştı. Ama Golan'ı işgal eden Yahudilere karşı kesinlikle savaş başlatılmadı.
Şimdi bugün Şara yönetimi güvenlik anlaşmasından sonra normalleşmeye bile razı olunabileceğini söyleyip, "ama bu Suriye'nin Golan üzerindeki hakkından vazgeçmesi anlamına gelmez." demesi ne anlam ifade ediyor?
İşgalci Yahudiler ile savaşılmadan Golan'ı Suriye'ye verecekleri mi düşünülüyor. Olmaz da haydi diyelim ki verdiler Golan Suriye'nin ise Gazze, Kudüs, Batı Şeria kimin?