Açılış ve Konferansa Davet:
Değişen Dünyaya Değişmeyen Mesajımız:
İslam'ın Hakimiyeti
Abdullah İmamoğlu'nun katılımıyla gerçekleştireceğimiz Gaziantep Temsilciliğimizin yeni yerinin açılışına tüm halkımız davetlidir.
📍 Hürriyet Cad. No: 29/5 Kat:1 Hürriyet İş Mrk. Şahinbey, Gaziantep
🗓️ 18 Temmuz Cumartesi
🕗 20.30
Köklü Değişim Ergani Temsilciliğimizde bu hafta ''Salı Sohbetleri'' kapsamında;
Mehmet Kaya’nın sunumuyla “ İslam Ümmetinin Birinci Devlet Olma Yeterliliği “ başlıklı bir program gerçekleştirildi.
Programımıza icabet eden kardeşlerimizden Allah razı olsun.
Açılış ve Konferansa Davet:
Değişen Dünyaya Değişmeyen Mesajımız:
İslam'ın Hakimiyeti
Abdullah İmamoğlu'nun katılımıyla gerçekleştireceğimiz Gaziantep Temsilciliğimizin yeni yerinin açılışına tüm halkımız davetlidir.
📍 Hürriyet Cad. No: 29/5 Kat:1 Hürriyet İş Mrk. Şahinbey, Gaziantep
🗓️ 18 Temmuz Cumartesi
🕗 20.30
Müslümanların katili ve düşmanı haçlı birliği NATO'da Türkiye'nin ne işi var!
Yoksa bu şer birliği Müslümanların kanından daha kıymetli bir şey mi veriyor!
Verecekleri hiç bir şey Müslüman kanının 1 damlasından değerli olamaz!
#NATOyaVETO
Ne Trump Ne NATO
Kafirle İşbirliğine VETO!
Türkiye, askeri gücünü, nüfusunu, stratejik konumunu ve savunma sanayi alanındaki başarısını, Batılı kafirleri korumak için değil! Müslümanlara ve İslam coğrafyasına liderlik etmek için kullanmalıdır.
#NATOyaVETO
7-8 Temmuz’da Ankara'da gerçekleştirilecek olan; başta Gazze katliamının ortakları olmak üzere İslam dünyasında birçok işgal ve katliama imza atan ülke liderlerinin de katılacağı 36. NATO Zirvesi'ni ve bu zirvenin perde arkasını konuşuyoruz!
NATO Korur mu Kullanır mı?
- NATO toplantısı ve beklentiler
- NATO güvenlik paktı mı yoksa işgal ve katliam ortaklığı mı?
- NATO toplantısı öncesinde olağandışı önlemler ve verilen kurbanlar
🗓️ 06 Temmuz 🕘 21:30'da X sohbet odasına bekliyoruz.
#NATOyaVETO
Siyasi Bakışlar’da Bu Hafta:
🔎“Terörsüz Türkiye” Sürecinde Yasal Düzenleme
🔸 ABD, İran’ı Tehdit Etmeye Devam Edecek mi?
🔸 "NATO Zirvesi" Hazırlıkları
🔸 Starmer’ın İstifası Ne Anlatıyor?
#DeğişimiTakipEdin#SiyasiBakışlar https://t.co/XnEyi29Hdn
Kaddafi ve Devrim Konseyi üyeleri gerçekleştirdikleri askeri darbeyi savunmak ve Arap Sosyalizm fikrini yaygınlaştırmak için üniversitelerde “Devrimci Düşünce Seminerleri” düzenliyorlardı. Sıra Trablus Mühendislik Fakültesine geldiğinde hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar. Açık oturum esnasında Hizb-u Tahrir üyesi Muhammed Mühezzib Haffaf, Devrim Konseyi’nin 12 üyesinden olan Ömer el-Muhayşi ve Beşir el-Havâdî’ye karşı söz istedi ve öne sürdükleri fikirleri çok güçlü bir şekilde çürüttü. İslam’ın milliyetçiliğe bakış açısını ortaya koydu. Sosyalizmin bozukluğundan bahsetti. Soğuk bir rüzgar esti. Herkes nefesini tutmuştu. Askeri darbeyle iktidara gelen konsey üyeleri büyük bir şok yaşadı.
Elbette el Haffaf tutuklandı. Önce 15 yıla mahkûm edildi. Kaddafi cezayı yeterli bulmadı, müebbet hapis cezasına çevrildi. Bu da yetmedi! 10 yıllık cezaevi sürecinden sonra 7 Nisan 1983 tarihinde münazarayı gerçekleştirdiği üniversite avlusunda idam edildi. Bir arkadaşı o günü şöyle anlattı:
Muhammed Mühezzib Haffaf, uğursuz bir gün olan 7 Nisan 1983'te Trablus Mühendislik Fakültesi avlusunda asılarak şehit edildi. Onun idam suçuna; onu ihbar edenler, tutuklayanlar, işkence edenler, idam kararını verenler ve bu suçu sözle ya da fiille destekleyen herkes ortaktır.
O gün fakülteye girdiğimizde darağacını gördük. Olay yerinden uzaklaştık. Öğle namazı sularında bir arkadaşım gelip sevgili dostum Muhammed'in idam edildiğini haber verdi. Onu beş yıl boyunca tanıdım. Bana hep Allah'ı hatırlatan, sözünde dürüst, cesur ve hak uğrunda kınanmaktan korkmayan bir adamdı. Namazlarına çok dikkat eder, öğrenci yurtlarında sık sık imamlık yapardı.
O, inandığı değerler için "Kim partileşirse haindir" (Kaddafi'nin meşhur sloganı) sözünü eleştirir, "Bu insanları yönetecek bir kanun olması için bir ayet mi yoksa hadis mi?" diye sorardı. 1967 Arap hezimetinden sonra İslami çizgiye yönelmiş ve Hizb ut-Tahrir'e katılmıştı.
İdam edildiği gün sabah saat 7'den önce onu Kaddafi ile yüzleştirdiler. Diktatör ona, "Hala tövbe etmedin mi?" diye sordu. O ise, "İçimizde Allah'ın kitabına karşı çıkan tövbe etsin" diye cevap verdi.
Meydana çıkarıldığında kalabalığa baktı, tanıdık bir yüz aradı ama sadece kudurmuş köpekler gibi bağıran karga yüzleri gördü. Gözlüğünü çıkarıp yere attı; artık ona ihtiyacı olmayacağını biliyordu. Saatini de çıkarıp attı; çünkü zamanın da bir önemi kalmamıştı.
Sakin bir şekilde, rüzgârda sarsılmayan, boyun eğmeyen bir palmiye ağacı gibi dimdik durdu. Kan köpekleri "El-Fatih! El-Fatih!" diye bağırırken boynuna ilmeği geçirdiler. Hayata veda ederken yalnızdı, ancak onu cennete götürecek melekler yanındaydı. O darağacında sallanırken, hastalıklı ruhlardan biri (El-Meşay denen kişi) gömleği yırtılana kadar karnına yumruk attı. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. O günün tek kazananı, şehadet mertebesine ulaşan Haffaf'tı.
Rabbim şehadetini kabul etsin.
Dün Şanlurfa bugün #Kahramanmaraş
Her gün farklı yerlerinden yaralanan bir topluma dönüştük.
Sürekli kan kaybediyor, yaşadığımız acılarla hayata devam etmek zorunda kalıyoruz.
Bu yaşananları doğru anlamalıyız.
İnsan hayatı nasıl bu kadar değersizleşti?
Sokaklar niçin bu kadar güvensiz hale geldi?
Bize bunları kim yaşatıyor?
Ne yaralarımızı iyileştirebiliyor ne de yeni yaraların oluşmasını önleyemiyoruz.
Sorun nerde?
Asıl cevaplanması gereken soru bu.
Zira sorunu doğru tespit edemediğimiz için, bulduğumuz çözümler sorunu daha da büyütmekten başka işe yaramıyor.
Sorunun gerçek kaynağının bozuk sistem olduğunu anlamamakta niçin ısrar ediyoruz.
Anayasasıyla, kanunlarıyla, eğitim sistemiyle, ekonomisi ve hukukuyla, televizyon dizileriyle, sosyal medyasıyla, partileriyle, yönetim anlayışıyla bir bütün olarak içinde bulunduğumuz sistemin sorunun ana nedeni olduğunu artık görmemiz gerekiyor.
Yani sürekli kan kaybetmemize, toplum olarak çöküntüye uğramamıza yol açan bu bozuk sistemi değiştirmeliyiz.
Değiştirmezsek kan kaybından hepimiz ölüp gideceğiz.
Sorun sistemdir.
Değişmelidir.
Bu bozuk sistemin yerine kan kaybını önleyecek, yaralarımızı iyileştirecek ve bizi güven içinde yaşatacak
yeni bir sisteme acilen ihtiyacımız var.
Bunu bize ancak Allah korkusu temelinde Allah'ın hükümlerini esas alan İslami bir yönetim sağlayabilir.