Dün o ayetlere saygısızlık yapıldı diye bu millet savaş verdi. Bugün tornadan geçmiş torunu ayet önü kapatıp İslam'a karşı kurtuluş savaşı verdiğini düşünüyor.
Ayet önü kapatarak vatan hainleri ile filan mücadele ettiğini sanıyor.
Acıdır ama eğitim sistemi mahsulü budur. 20'li yaşlarındaki ortalama zekalı her ürün aslında üstüne dökülen boyanın rengini alıyor. Bu renk bu milletten değil, bu millete düşman.
Kültür tarihi ve ona göre şekillenen müfredatın her bir cüzü kendisine, sağındakine ve kendisinin mazisine düşman kurşun askerler yetiştiriyor.
Kendi evladını, kendine düşman etmek için büyük bir emek ile para harcıyorsun. Daha önemlisi evlat harcıyorsun. Sonuç budur.
Bu masal etrafında gargara yapıp entelektüel pozları keserek bu millete ilmi hizmet yapılmaz. Islah ederek masal düzelmez, düşmanın diktiği bu yamalı bohçadan bize sıcak bir örtü çıkmaz.
Bu masanın tamamını aralıksız bir şekilde tekmeleyeceğiz. Yaban otunu sökmeden gül yetişir sanmak abes.
The brutality shown by the American police just to remove this Muslim girl's Hijab is injustifiable!
Just pure racism and hatred ,pure MAGA!
Then they dare to lecture others about women's rights !!
Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleştirdiğimiz 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ni başarıyla tamamlamış bulunuyoruz.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde icra ettiğimiz Zirve’ye NATO üyesi 32 devlet ve hükûmet başkanının yanı sıra 100’e yakın bakan, üst düzey diplomat, uluslararası kuruluş temsilcisi ve davetli iştirak etmiştir.
Zirve sürecinde güvenliğin en üst düzeyde sağlanması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması arasında hassas bir denge gözetilmiştir.
Alınan güvenlik, ulaşım, koordinasyon ve kamu düzeni tedbirleri; liderlerin güvenliği, şehir hayatının sürdürülebilirliği ve uluslararası kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla titizlikle planlanmış, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarının aksatılmamasına özellikle ehemmiyet gösterilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanemiz, uluslararası medya merkezi olarak hizmet vermiş; 1.800 kişilik çalışma alanı, 40 montaj odası ve çok sayıda canlı yayın noktası basın mensuplarının istifadesine sunulmuştur. Zirve’yi rekor bir katılımla 2.500’ü aşkın basın mensubu takip etmiş; TRT koordinasyonunda 96 kamera, 18 naklen yayın aracı ve 26 farklı noktadan yapılan yayınlarla Ankara Zirvesi tüm dünyaya ulaştırılmıştır.
Ankara’mızın tanıtımına da büyük katkı sunan Zirve boyunca gösterdikleri hoşgörü ve eşsiz misafirperverlik için Ankaralı hemşehrilerime gönülden teşekkürlerimi sunuyorum.
Kolluk kuvvetlerimiz başta olmak üzere medyadan teknik işlere, sağlıktan ulaşıma, protokolden ikram hizmetlerine kadar birçok alanda Zirve’nin sorunsuz şekilde gerçekleştirilmesi için fedakârca görev yapan tüm kardeşlerime şahsım ve milletim adına şükranlarımı ifade ediyorum.
NATO Ankara Zirvesi’nin hazırlık ve icrasında gösterdiği iş birliği odaklı yaklaşım ve çabaları için Genel Sekreter Sayın Mark Rutte’ye hassaten teşekkür ediyorum.
5) Öğrenciler, bu kortej için rızaları olmaksızın hocalar tarafından kullanıldıklarını, kandırılıklarını ifade ediyorlar bana özelden: 👇🏻
https://t.co/fKEe3ldaJw
4) Yeditepe Üniversitesi Rektörlüğü’müzün öğrencilere sırf dini inaçları sebebiyle kurumsal linç kültürüyle uyguladığı mobbingleri 3 ay önce detaylıca anlatmıştım. Aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. Bunun üzerine YÖK, okula soruşturma açmıştı (halen devam ediyor) fakat görülen o ki, rektörlük hâla hiç bir ders çıkarmamış !
https://t.co/bABqqwIiKI
3) Bugün burada gördüğümüz, düşünce özgürlüğünü değil, yalnızca kendi düşüncelerinin özgürlüğünü isteyen, tek tipçi sakat bir zihniyettir. Ellerinde güç ve iktidar olsa kendileri gibi düşünmeyenleri bir kaşık suda boğmaya hazır olan bu dogmatik tahammülsüzlük, sürekli eleştirdikleri diktatörce düzenin ta kendisidir !
Farklı politik görüşlerin özgürce sergilenebildiği bir ortamda Kur’an ayetlerinden rahatsız olmak, sadece Müslümanlara değil, bu ülkenin köklerine saygısızlıktır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin mayasında İslam vardır. Bu topraklar; Kur’an-ı azimüşşan’la, ezanla, bayrakla ve şehadetle yoğrulmuştur. Hiçbir ideoloji bu gerçeği silemez.
“… İstemeseler de, Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saf, 8)
Cehaletin karanlığından gelen itirazlar, bu nûrun parıltısını söndüremez.
Vermiş olduğumuz rahatsızlıktan, gurur duyarım. @YeditepeUni@MesutCasin
Hashtag: #yeditepedeislamofobi
@RTErdogan@YuksekogretimK@erolozvar@mustafaciftcitr@abakingurlek@tcbestepe@oktay_saral
2) Aynı sahnede hükümet karşıtı siyasi dövizler açan öğrenci arkadaşlarımızın fikirlerine büyük ölçüde katılmasam da ifade ve eleştiri özgürlüklerini destekliyorum. Fakat aynı özgürlüğün, taşıdığım ayet dolayısıyla benden esirgenmesi, ne yazıkki arkadaşlarımızın hukukçu kimliğiyle bağdaşmayan bir yobazlıktır.
Her dersimizde hükümeti “hukuk tanımazlıkla, ülkede ifade hürriyetinin olmamasıyla” en sert şekilde eleştiren Dekan’ımızın ve Mesut Hakkı Caşın gibi hocalarımızın bu despotizme destek vererek gösterdikleri çifte standardını şiddetle kınıyor, hukuk profesörü kimliklerine yakıştıramıyorum.
Üstelik bu yaşanan vandallık, münferit bir olay da değildir. Kampüsümüzde 28 Şubat’ı hatırlatan sol-seküler-kemalist ideolojik baskı iklimi her geçen gün artmaktadır. Son yıllarda yaşanan (profilimin en başına sabitlediğim flood’ta da görebileceğiniz) skandallardan sonra bugün maruz kaldığım bu toplu linç, dindar öğrencilerin akademisyenler ve öğrenciler eliyle nasıl sistematik olarak ötekileştirildiğinin ve @YeditepeUni ’nin adeta kurumsal kültürü haline geldiğinin en somut kanıtıdır.
Hashtag: #yeditepedeislamofobi
+++👇🏻
Yeditepe Üniversitesi’nde yaşandığı iddia edilen skandal, yıllardır üniversitelerin bir kısmına çöreklenmiş millet ve inanç düşmanı zihniyetin hâlâ ayakta olduğunu göstermiştir.
Kur’ân-ı Kerim’den “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” âyetini taşıyan bir öğrenciden rahatsız olmak; fikir özgürlüğünü değil, inanç düşmanlığını ele verir. Allah’ın kelamına tahammül edemeyenlerin özgürlük nutukları da demokrasi masalları da millet nezdinde hiçbir hüküm ifade etmez.
Eğer bu çirkin hadise rektörlüğün ve bazı akademisyenlerin yönlendirmesiyle gerçekleştiyse, bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır. Üniversiteler, inancına sahip çıkan gençlerin baskı altına alındığı değil; herkesin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu ilim yuvaları olmak zorundadır.
Milletimizin mukaddesatına karşı alerjisi olan bu hastalıklı zihniyet bilmelidir ki; Kur’ân’a uzanan her hadsizlik, doğrudan bu milletin vicdanına yönelmiş bir saygısızlıktır. Bu ülkenin öz değerleriyle kavgalı olanlar, milletimizin vicdanında hak ettikleri cevabı almaya mahkûmdur.
Yeditepe Üniversitesi’nde yaşanan hadise aklıma şu soruları getirdi:
•Bu milletin imanını temsil eden Kur’an’dan ve onun ayetlerinden kimler neden rahatsız olur?
•Dosdoğru olma mesajı kimi neden rahatsız eder?
•Arkadaşının elindeki ve kimseyi hedef almayan bir pankartı kim engellemek ister?
•Bu gençler nasıl bir ortamda ve nasıl bir kin duygusuyla yetiştirilmektedirler?
•Bu gençler daha sonra bu toplumdaki insanlarla nasıl bir ilişki içinde olacaklardır?
Bu soruların cevabı maalesef içimizi acıtmaktadır.
Kutsal olanla irtibatı kopmuş, cahilliklerinden dolayı düşmanlık besleyen konuma gelmiş bu gençler için gerekli olan şey onları tan etmek değil sahip çıkıp rehabilite etmektir. Kızlarını diri diri toprağa gömen bir toplumda Asr-ı Saadet dönemi oluşturan dinimizi doğru yaşamamız ve anlatmamız halinde elbette ki bu gençler de yaptıkları yanlışı görecek ve pişman olacaklardır.
Engellemeye çalıştıkları “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” mesajını bizlere getiren Hazreti Peygamber Efendimizin şu Hadis-i Şerifi tam da bu olayı anlatmaktadır:
“Sen benim kavmimi affet, çünkü onlar bu işin iç yüzünü bilmiyorlar da cahilliklerinden yapıyorlar.”
Bu gençlerin hocalarına da seslenmek istiyorum. Çocukların bilgi kadar değere de ihtiyaçları olduğunu umarım görmüşsünüzdür. Umarım ki bundan sonra ilk dersiniz bu çocuklara doğru olmayı ve doğruluktan rahatsız olmamayı öğretmek olur. Kendi medeniyet değerlerinden yoksun, milletinin inancına yabancı olarak yetiştirilen gençlerin toplumun bağrında nasıl onulmaz yaralar açacağını umarım fark etmişsinizdir.
Diğer yandan herkes bilmelidir ki, birileri istemese de bizler emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak için gayret edeceğiz.
Birileri bizim doğru olma isteğimizden usanıp engellemek istese de biz doğru olmaktan usanmayacağız.
Yunus Emre’nin dediği gibi.
“Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanası”
Bosna-Hersek futbol milli takım oyuncularından Amar Dediç takımına müezzinlik yapıyor…
Bu nesil yok edilecekti.
İslâm’ın Balkanlardaki izleri silinecekti.
Ama Allah bütün oyunlarını başlarına yıktı Haçlı çocuklarının.
Bosna’da Müslüman bir devlet varetti.
Hamdolsun.
BU ÜLKEDE "İSLAMLA SAVAŞ CEPHESİ" VAR!
Birileri Türkiye’yi;
Hindistan ve İsrail gibi,
İslamofobi’nin ana karargahlarından biri haline getirmeye çalışıyor.
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin mezuniyet töreninde Mustafa Malo, üzerinde Kur'an-ı Kerim'deki Hud Suresi 112. ayetten alınan "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ayetinin yer aldığı pankart taşıdı.
Bir grup öğrenci, pankartın önüne dizilerek görünmesini engelledi. Bazı öğretim üyeleri de buna alkış tuttu.
Bu üniversite de İslamofobi karargahlarından biri olarak seçilmiş olabilir mi?
Bunlar basit göstergeler değil.
Sistematik bir ajandanın göstergesi.
https://t.co/xLohe7LNl5
Antalya Alanya’da 13 yaşındaki bir kız çocuğunun haşema giydiği için havuza girmesini engelleyen Rus uyruklu site yöneticisi tutuklandı.
Babasının çiftliği zannetmiş Antalya’yı!
Burasının Ukrayna olmadığını anlamıştır, umarım.
1) Dün, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezuniyet törenindeki rezalet, utanç vericiydi.❗️
Tören sahnesinde bazı öğrenciler özgür şekilde imamoğlu’nu destekleyen ve hükümeti eleştiren politik dövizler açarlarken ben de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. (Hud-112)” ayet yazılı pankartımı açtım. Fakat bazı öğrenciler ayetten duydukları rahatsızlıkla, pankartımı fiziksel müdahaleyle indirmeye çalıştılar. Buna güçleri yetmeyince de Sn. Dekan’ımız Yener Ünver’in teşvik ve desteğiyle önümde kortej oluşturup ayetin görünmesini engellemek suretiyle sansür uyguladılar.
Başta Sn. Mesut Hakkı Caşın ve videonun sonunda “işte yeditepe’nin ruhu” diye bağıran Rektör Yardımcımız sn. Sedefhan Oğuz olmak üzere bazı hocalarımız da tüm salonla birlikte bu saygısızlığa maalesef alkışlarla ve kışkırtmalarla destek verdiler.
Sn. Bedrettin Dalan, sahibi olduğunuz @YeditepeUni ‘nin ruhu, rektör yardımcınızın ikrar ettiği gibi, din düşmanlığı mıdır gerçekten ?
Hashtag: #yeditepedeislamofobi
+++👇🏻
Daha yaşarken, tertemiz ve güzel bir insanken, üstelik bir insanlık timsaliyken ve insanlık adına yılmaz bir mücadele vermişken… unutuluyorsun. Basıp geçiyor üzerine emperyalist, kapitalist, acımasız dünya.
Dünya bu işte, bu kadar…
#FreeDrHussamAbuSafiya
Bir kadın fenomenin 6 milyonluk sosyal medya hesabı kapatılmış. Bu, o 6 milyonun aslında çevresel etki hesaba katılırsa en az 20 milyon kişi olduğu gerçeğini gizlemiyor. Türkiye'nin kültürel olarak son hız yönetilemez bir toplum olmaya doğru gittiği görülemiyor. Tarihte böyle vaka yok. Başka ülkelerde de var, denilebilir. Var evet ama Türkiye örneği çok başka. Çünkü hiçbir büyük ülke Türkiye gibi bu bahse karşı kafası kuma gömülü değil. Alık bir toplum yönetilemez. Nüfus kaybından beterdir alıklık. Türkiye hem nüfusunu kaybediyor hem de olanın alıklaşmasını engelleyemiyor.
Roman ne midir?
Bence budur:
Kişi ve kaderi.
Ali Işık'ı bu romanın şehrinde, Viyana'da, tanıdım. Yahya Kurtkaya, Bünyamin Kasap, Mehmet Sabri Genç ve daha başka seçkin kişilerle yolu uğramıştı Viyana'ya. Sonra on yıl önce Melâmet'i çıkarırken hikayeye bakışıyla dergiyi çekip çevirenlerden oldu. Bekleme Salonu'nu başka hikayeleri izledi. Ondan hep bu romanı bekledim.
Onun ve kuşağının yolunu Viyana'ya düşüren omurgasız Türkiye... Viyana'ya yolu düşenlerin hemen hepsi bu omurga iyileşsin, diye meselenin bir yerinden tutuyor. Sosyloglarımız çok meşgul olmasalar bu "Viyanalılar Vakası"na eğilirlerdi çoktan ama maalesef işleri başlarını aşmış. Bu bahsi diğer...
Ali Işık, Hacı Bayram-ı Veli'nin ruhumuzda canlı tuttuğu nâgehan bir şehre vurmanın ve orada yapıp yapılmanın anlamıyla ilgili. Romanın mahiyetini eleştirel gözle ele alabilen bir kalemden çıkmış Bir Şehre Vardım. Bu nedenle Ali Işık'ın eseri ilk roman olmanın ötesinde. Işık, Tanpınar gibi ilk romanıyla evrenini kuran bir tutum sergilemiyor. Orhan Pamuk gibi de değil. Thomas Mannvâri bir anlatıyla da ilk adımını atmıyor. Kendi dünyasına odaklanıyor. İkinci romanını merak ediyorum. Çünkü Tanpınar ve Pamuk misalleri uğraklarla da hesaplaşması gerekecek. Para-roman yazmayan her romancı Bloom'un söz açtığı "endişe"yle dolup taşar.
Türkiye'de yeni bir romancı kuşağı geliyor. Geçen yıl ilk romanı yayımlanan Selami Mete Akbaba, bu yıl Ali Işık... İkisi de romanı kendilerine mesele edecek isimler olarak tebarüz ettiler. Bunlara Yasemin Karahüseyin'i, Ayşegül Genç'i de ekleyelim. Şair Mustafa Akar'ın ilk romanını okumadım. Furkan Çalışkan'ın da yazdığını işittim. Kim bilir belki ki ben de yazıyorumdur..
Güzel haber...
Türkiye yeni bir akademik zihin doğurmak zorunda. Aciliyeti olduğu için böylesine yekten söylüyorum. Aslında oluşan bir aksiyon bu. Epey de yol alınmış durumda. Ali Utku hoca ve arkadaşlarının bu gayretini de söz konusi çerçevede görüyorum.
Annesi gelince ağlamayı kesmesi... Çocuk başarısını akrabaya şov sanan vizyon... Anneye müjde: Çekindiğin el alem zaten kendi ezikliğini seninle kapatıyordu. El ne der diye diye ömrünüzü yediniz…