➖NATO üyesi ülkelerin meclis başkanlarının davet edildiği resepsiyona katıldım.
➖Resepsiyon bir teknede, Boğaz turu ile gerçekleştirildi.
➖Sohbet ettiğim Yunanlı heyet üyeleri, bugün için Patrik Bartholomeos ile görüşeceklerini söylediler.
➖Heybeliada Ruhban Okulu açılacağı için çok heyecanlı olduklarını da sözlerine eklediler.
➖Kaderine terk edilmiş eski Kuleli Askeri Lisesi binasının önünden geçerken Birleşik Krallık Lordlar Kamarası Başkanı sordu:
➖"Muhteşem bir bina, ne amaçla kullanılıyor?"
➖"Askeri liseydi orası eskiden" dedim.
➖"Şimdi bazı etkinlikler için kullanılıyor!"
➖"Yazık değil mi böyle muhteşem bir binaya, nasıl böyle bir karar alınabildi?" diye sordular.
➖Hiçbir yorum yapmadım,
➖"Bakın ileride ne kadar güzel yalılar var" diyerek konuyu değiştirdim.
20-21.Dönem
Kırıkkale Milletvekilimiz
Sayın Kemal ALBAYRAK;
2 Temmuz 2026 Perşembe bu gün saat: 13.00-15.00 arası, Tele 2 Haber Tv de,
Ülkü ÇOBAN ile
“ MANŞET ÖTESİ “
programı canlı yayında gündemi değerlendirecektir.
📆 2 Temmuz 2026
⏰ 13.00-15.00
📺 Tele 2 Haber Tv
20-21.Dönem
Kırıkkale Milletvekilimiz
Sayın Kemal ALBAYRAK;
2 Temmuz 2026 Perşembe yarın saat: 18.30 da MK TV de
Fatih ERTÜRK ile
“ BAŞKENT KULUSİ “
Canlı yayın programına konuk olacaktır.
📆 2 Temmuz 2026
⏰ 18.30
📺 MK TV
İzleyip,izletmeniz için, bilgilerinize sunarım.
TRAMP ve DERİN DEVLET
Derin devlet, gözükmeden halkın aleyhine işler yapardı!
Trump geldikten sonra, her şey açıkça yapılır oldu.
NATO uzantısı güçler işlevsiz kaldı, kolluk gücüne dönüştü.
Trump‘ın bizi yöneten bir güç olduğunu da açıkça görür olduk!!!
Bahçeli askeri hastanelerin yeniden açılmasını istiyor. Doğru, askeri okullar da açılmalıdır. Peki kapatan kimler. 15 Temmuz sonrası değiştirilen rejimin sonucu değil mi? Niye araştırılıp, aydınlatılmıyor. Okullar, askeri hastaneler niçin kapatılır.Kapatanlar kim? Devlet Planlama Teşkilatı niçin kapatılır, müsteşarlıklar niçin kapatılır?Bu oyun her şeyin tek tiple kurumları bağımlı hale getirmektir.Her şey tekelleşti, müzakere alanları yok edildi. TBMM işlevini yitirdi. Basın tekelleşti.Sivil alanlar bağımlı hale getirilerek,yok edildi.Kurumlar yok https://t.co/jWM2slo7GAıl bunları düşünerek, çaresini bulmak gerekir. Asıl beka sorunu https://t.co/D6VbE6Tn46şruiyeti başkalarında arayanlarda ülke, millet, hukuk devleti, dertleri olmaz.İpotekli idarelerde, hür irade bulunmaz.🇹🇷
Nato üyeleri geliyor diye havaalanı, yol, çevre düzenlemesinde, hummalı bir çalışma var. Gösteriş veya korkuyla mı bu işler acaba.?Eğer korkuyla ise Nato her ay gelsede, pazar yerlerini, emeklilerin derneklerini, gençleri, üniversitelerin,eğitimin durumunu, KHK ile yok edilen,toprağa giden,sürgün edilen, cezaevlerinde suçsuz yatan masumları da ziyaret etseler.Meclise atılan bombayı görseler.Ardından 3 milyonu bulan terör üyeleri tanımlaması ile,toplumdan dışlananları dinleseler. Soğan ekmek ikram ederler, çünkü bunlar saray saltanatı sürmüyorlar.Nato olarak adalet saraylarını da gezseler.Adaletin AVM lerinde mala çökmeler, kayyumlar, butlanlar gibi yeni adalette gelişmelerden örnek alırlar.
KOBO ABE’nin “Başkasının Yüzü” romanını da anlamış olurlar.Hadi hayırlısı,zaten 1952 de girdiğimiz Nato, zaten hep ülkemizde planları yürüyor.Kusurlar varsa bu iktidar her şeyi ile yanınızda. Yapılacakları söylerseniz, esirgemezler. Meşruiyeti vermeye devam edin gerisini düşünmeyin.Eksen kayması yok ki. Dediklerim yeni bir başlangıç olur belki.Keskin’den davulcular da gelip çalsalar. Nato üyeleri memnun olur.AİHM nin kararlarını da anlatsalar. Türkiye Hukuk Devleti diye her çıktığında konuşan eski adalet bakanına da bunu sorsalar.Bu doğru mu diye.Anlamamışlardır bel ki.🇹🇷
KHK TV’ye bir süre ara veriyorum.
7 yıl aralıksız çalıştık çabaladık.
Maddi manevi sorumluluğunu elimden geldiğince omuzlamaya çalıştım.
Fiziki takip ve taciz edildim. Defalarca gözaltına alındım.
Yargılandım hüküm yedim.
Yıprandım, yoruldum.
Anlayışınıza sığınarak bir süre ara vermeye ihtiyaç duyuyorum.
Eylül ayı sonunda Ankara’ya döneceğim. Başıma bir iş gelmezse, sürdürülebilir bir bütçe oluşursa bir muhabir olarak haber ve video üreterek KHK TV’ye katkı sağlayabilirim.
Kendi adıma bu sezonun son videosunu yayınlıyoruz.
Bu belgesel niteliğindeki röportajda, 672 sayılı KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan iki kamu çalışanının sarsıcı hikayesini dinliyoruz.
17 yıllık matematik öğretmeni Ümit Çatal ve ihraç edilen bir hemşirenin gözünden; sabaha karşı yapılan ev baskınlarını , komşuların kapanan kapılarını, geçim derdiyle gidilen inşaat temizliklerini ve 4 yıl 9 ay süren hapishane günlerini tüm şeffaflığıyla ekranlara taşıyoruz.
Çocukların anne-babasız büyümesinin yarattığı psikolojik yıkım, cezaevlerindeki zorlu koşullar ve her şeye rağmen yitirilmeyen umutları paylaşıyoruz.
Beğenip, yorum yaparak ve paylaşarak sesimizin geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabilirsiniz…
👇👇🖕
https://t.co/R5AHOj15G5
Bunları anlamak çok zor.
“ İçinizden biri bir kötülük görür ise onu eliyle, buna gücü yetmez ise diliyle değiştirsin, Buna da gücü yetmezse kalbi ile kin ve nefret beslesin, Buğuz etsin..!”
Bunların Buğuzu da farklı.
ASIL GÜNDEM NEREDE?
Basının gündeminde AK Parti’nin Sakarya kampı var. Günlerdir toplantıda yaşananlar yazılıp çiziliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan için hazırlanan bir şarkı, tek adam anlayışını müziğe de taşımış gibiydi. Millî takım marşlarını andıran bu gösterinin ardından asıl tartışma, kimin ayağa kalktığı, kimin alkışladığı ya da alkışlamadığı oldu. Oysa asıl soru şu değil mi? anlayışın İnsan gerçekten çevresinin esiri mi, yoksa çevresi mi iktidarın esiri hâline geliyor? Gündem; ayağa kalkanlar, alkışlayanlar ve alkışlamayanlar oldu. Peki ülkenin gerçek meseleleri konuşuldu mu? Adaletsizlikler, KHK mağduriyetleri, ekonomik çöküş, kayyum uygulamaları, hukukun tartışmalı kararları ve derinleşen hukuk devleti sorunu masaya yatırıldı mı? Gördüğümüz kadarıyla konuşulan, yalnızca Bülent Arınç, Binali Yıldırım, İsmail Kahraman ve Cemil Çiçek’in ayağa kalkıp kalkmadığıydı. Siyasetin düştüğü seviye, ülkenin içine sürüklendiği tabloyu gölgede bırakıyor. Oysa ben bu kampta adaletsizliğin, ekonomik daralmanın ve gençlerin umutsuzluğunun ele alınacağını; bunlara çözüm aranacağını düşünmüştüm. Görünen o ki cesaretin önüne makam, statü ve siyasi hesaplar geçmiş. Asıl sorgulanması gereken, kimlerin ayağa kalktığı değil; yirmi dört yıllık iktidarın muhasebesinin neden yapılmadığıdır. Ülke bu kadar ağır sorunlarla karşı karşıyayken, partinin “ak saçlı” isimlerinin bu soruları sorması gerekmez miydi? Bir arkadaşıma, “Sen ne yaptın?” diye sordum. “Ne ayağa kalktım ne de alkışladım.” dedi. İnsan ister istemez düşünüyor: Acaba alkışlamayanların da bir listesi tutuluyor mudur? Bunu zaman gösterecek. Ahlak alkış beklemez. İnsan, kimsenin görmediği yerde de vicdanının sesini dinleyebiliyorsa ahlaklıdır. Korkuyla oluşturulan itaat düzeninin yükünü yine korkanlar taşır. Aklını ipotek ettirmeyen, vicdanını ve merhametini koruyan insanlar ise kötülük karşısında sessiz kalmaz. Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un ifadesiyle, “Ahlak, hayatın insanın önüne koyduğu olaylar karşısındaki davranışıdır.” Hakikate ulaşmak ancak özgür akılla mümkündür; başkalarının hesabına göre yaşamakla değil. Bir insan, siyasi yapıdaki çıkar ilişkilerini, kirli sadakat ağlarını ve liyakatin nasıl yok edildiğini göremiyorsa ya kendini aldatıyordur ya da iradesini teslim etmiştir. İradesini teslim edenler, hakikatten önce efendilerinin bakışını önemser. Mazlumun sözü doğru olsa bile, makam ve çıkar onlar için daha değerlidir. Bugün siyaset, müzakere zemini olmaktan uzaklaşıyor; mevcut düzeni koruma mekanizmasına dönüşüyor. Hakikatin değil, gücün belirleyici olduğu; korkunun, propagandanın, hukuki baskının ve çıkar ittifaklarının öne çıktığı bir düzen inşa ediliyor. Bir zamanlar “Millet için iktidar” deniliyordu. Bugün ise iktidarı korumak adına millete yüklenen bedeller konuşuluyor. Amaca ulaşmak uğruna her yöntemin meşru görüldüğü yerde ahlak zedelenir. Devletin imkânları siyasal hesapların parçası hâline gelir. Oysa ahlaklı siyaset, hedefe giderken ilkelerinden vazgeçmeyendir. Bugün ise hiyerarşik sadakat üzerinden ödüllendirilen yeni bir siyasal kültür oluşturuldu. Güçlü kurumlar yerine güçlü kişiler öne çıkarılıyor. İş bilenlerden çok iş bitirenler değer görüyor. Dün kendisini mazlum olarak tanımlayanların bir kısmı, bugün gücün sağladığı imkânlarla yeni bir tahakküm düzeninin parçası hâline gelmiş durumda. Bütün bunları görüp de inanmayanlar, görmedikleri hakikatlere nasıl inanıyorlar? Ölümü gördüğü hâlde ona hazırlanmayan bir insanın çelişkisini hatırlatıyor bu durum. Dostoyevski, Öteki romanında insanın ikiyüzlülüğünü büyük bir ustalıkla anlatır. Bazen iyi niyetle, “Kuruluş döneminde bu siyasete neden destek oldunuz?” diye soranlar oluyor. Bu eleştiriye saygı duyarım. Ancak şu sözü de unutmamak gerekir: “İnsan, sınanmadığı günahın masumu değildir.” Ahmet Cevdet Paşa’nın şu sözü ise bugün de anlamını koruyor: “İlmi olmayanın feraseti, feraseti olmayanın siyaseti, siyaseti olmayanın riyaseti olmaz.” 30 Haziran 2026 Kemal Albayrak