Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu açıklaması, hem yeni tutuklamaların habercisi hem de mahkeme kararıyla CHP'nin başına atanmasının gerçeğidir.
Sözcü TV programında gazeteci arkadaşımız sordu; “Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması için evet oyu verdiğiniz için pişman mısınız”
Kılıçdaroğlu: “hayır pişman değilim” diyerek yanıt verdi.
Selahattin Demirtaş TBMM'de dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra tutuklandı ve tam 9,5 yıldır cezaevinde.
Bu açıklama yaşanacak her şeyin özetidir.
“TİP'in kendi programı, adayı, perspektifiyle siyaset yapma hakkı tartışılmaz. Sorun programatik iddiada değil. Sorun, bunun ‘anadili Kürtçe olan aday’ ifadesine bağlanmasında. Kürtler için dil yüzyıllık inkarın kendisidir. Hâlâ bilinmeyen dil kategorisinde işaretlenen bir varlık-yokluk ve onur alanıdır.
Buradaki incinmenin gerçekliği var ve bu küçümsenemez. Birbirimizin yaralarını deşecek söylemlerden hepimiz uzak durmalıyız.
Ortak tarihimize baktığımızda gördüğümüz ikinci husus, sistemin sol ve sosyalist siyasete yönelik yürüttüğü siyasi mühendisliktir. Sistem kendi ‘makbul solu’nu üretirken Kürt Özgürlük mücadelesinden uzak duran bir sol kriteri koydu. 60 ve 70’lerde bu stratejiyi görürüz. 12 Eylül darbesinde bunu şiddetle yaptı. 1990’larda Kürt siyasi hareketiyle yan yana gelen her demokratik gücün kriminalize edilmesi de aynı aklın devamıydı. Bugün de benzer bir strateji, farklı yöntemlerle işletilmek isteniyor.
Sosyalist olmanın gereği bu yakıcı günlerde ortak mücadele hattını çoğaltmaktan geçer. Biz çoğaltmaktan yanayız.
Böyle bir dönemde sosyalistlerin yıpratıcı tartışmalara girmesi yeni yaşamı inşa imkanını zayıflatıyor ve egemenlere hediye sunuyor.
Farkındayız, yaralı yarasını bilir; ama yarayı saracak olan da ortak mücadelenin elidir. Bizim tarihsel sorumluluğumuz o eli geri itmek değil, sıkıca tutup hangi programda buluşacağımızı konuşmaktır. Dünden beri ortada olmayan açıklamalar üzerinden tartışmayı alevlendirmek isteyenlerin tuzağına düşmemek gerekiyor. Özellikle sosyal medya üzerinden yürüyen yıpratıcı tartışmalara son verilmeli. Dolayısıyla bu tartışma bizim için kapanmıştır.
En zor dönemde bizimle duran, dayanışan, bedel ödeyen dostlarımızın kadrini biliyoruz ve barışa, demokrasiye birlikte mücadele ederek ulaşacağımıza inanıyoruz.
Öte yandan Kürt meselesini şiddetten siyasete taşıyan bir süreçte yer aldığımız için eleştirilmek bir çelişkidir. Muhatap seçme lüksü dünyanın hiçbir barış sürecinde taraflara tanınmamıştır. Kürtler de başka bir iktidаrı, başka bir baharı bekleyemez. Her gün gençler yaşamını yitirirken, asimilasyon derinleşirken, toplumsal, ekonomik, psikolojik enerji tüketilirken, ‘bu böyle devam etsin, iktidar değişince müzakere ederiz’ demek akıl dışıdır:
Mevcut iktidаrla pek çok meselede aramızda derin farklar var. On temel başlıktan belki de dokuz başlıkta farklı düşünüyoruz. Ama barış meselesi bu farkların üzerinde duruyor. Orada diyalog kurarız, müzakere ederiz, müşterekleri büyütürüz. Çünkü asıl mesele iktidarın kimliği değil, on yıllardır akan kanın durmasıdır.
CHP meselesine gelince; Saraçhane'ye ilk gidenler arasında biz vardık. İstanbul İl örgütü polis ablukasındayken Tülay Başkan'la oradaydık. Butlan kararına karşı net durduk; bunun parti içi bir mesele değil, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi olduğunu defalarca söyledik. CHP bu tutumumuzdan memnuniyetini her seferinde dile getiriyorken; işin tuhafı, bazı kesimler ise bir türlü memnun olmuyor. Bazıları bizi sadece bir eylem gücü olarak görüyor, kendi gündemlerinin dinamosu olarak konumlandırmak istiyor. Bunu kabul etmiyoruz.
Hiçbir siyasi yapının zulme uğramasına sessiz kalmayız; dayanışmayı bir tercih olarak değil, ilke olarak görürüz. Bu bizim varlık gerekçemiz. Sürekli ‘DEM Parti nerede, Kürtler nerede?’ diye soranlara şunu söylüyorum. Kim ki zulme ve haksızlığa uğruyor DEM Parti orada. Ama birileri ısrarla dayanışmanın çetelesini tutacak olursa, en az borçlu çıkacak olan biz oluruz.”
Belki birilerinin dikkatini çekmedi ama son HSK kararnamesiyle Gülistan Doku soruşturmasına bakan iki savcıdan biri ödüllendirildi, biri ise tenzili rütbeye uğradı.
2021 yılında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına atanan Enver Eroğlu, Gülistan Doku dosyasında karartıldığı öne sürülen delillerle ilgili hiçbir işlem yapmamıştı. Dosyanın o dönem tek şüphelisi olan Zeinal Abakarov’u gözaltına aldırdıktan sadece 5 saat sonra serbest bırakmıştı.
Üstelik Abakarov’un sorgusuna bizzat katılmasına rağmen, Tuncay Sonel’le ilgili tek bir soru yöneltmedi. Zeinal Abakarov’un annesinin Cumhurbaşkanına yazdığı mektupta, “Oğlumu vali ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde yurt dışına gönderdim” demesine rağmen, bu konuda da Zeinal’a hiçbir soru sormamıştı.
2024 yılında Tunceli Emniyet Müdürlüğünün Başsavcılığa gönderdiği istihbarat bilgi notunda, Tuncay Sonel’in oğlunun kullandığı lüks BMW aracın Gülistan Doku’nun en son görüldüğü Sarısaltuk Viyadüğü’nden 4 kez geçtiğinin tespit edildiği ve bu konuda emniyet müdürlüğünün çalışma yapması için yetki istendiği ancak Enver Eroğlu’nun bu konuda da hiçbir işlem yaptırmadığı ortaya çıkmıştı.
Tunceli Başsavcısıyken 2024 yaz kararnamesiyle Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığına atanan Enver Eroğlu, burada 1 yıl görev yaptıktan sonra Batman Cumhuriyet Başsavcılığına atanmıştı. Eroğlu, 3 gün önce yayımlanan son HSK kararnamesiyle Batman Cumhuriyet Başsavcılığından alınarak Ankara’ya düz savcı olarak atandı.
Gülistan Doku soruşturmasının ilk soruşturma savcısı olan Serhat Savaşçı ise son HSK kararnamesiyle Muğla’nın Ortaca ilçesinden, bir üst bölge olan Denizli’nin Acıpayam ilçesine savcı olarak atandı.
Serhat Savaşçı, Tunceli’de görev yaptığı dönemde, dosyanın tek şüphelisi Zeinal Abakarov’un yurt dışına çıkmasına sessiz kalmış, yurt dışından dönmesinden sonra da gözaltına alınmamasıyla soruşturmanın seyrini etkilemişti.
Ayrıca Savaşçı’nın soruşturmayı yürüttüğü dönemde, adli emanette bulunan Zeinal Abakarov’a ait telefona girildiği, Instagram ve WhatsApp yazışmalarının silindiği ortaya çıkmıştı.
Kentteki MOBESE kameraları ve güvenlik noktalarına ait kamera görüntülerinin silinmesine rağmen bu konuda da hiçbir işlem yaptırmamıştı. Birçok kamera görüntüsü ise dosyaya hiç girmemişti.
Gülistan Doku soruşturmasında en çok delil karartmanın yaşandığı dönem, Serhat Savaşçı’nın dosyaya baktığı dönem olmasına rağmen; Savaşçı, 2023 yılında savcı olarak atandığı Muğla’nın Ortaca ilçesinde 5 yıllık görev süresi dolmadan, bir üst bölge olan Denizli’nin Acıpayam ilçesine atandı.
Şimdi sormak gerekiyor:
Gülistan Doku dosyasında deliller karartılırken sessiz kalanlar neden korunuyor?
Soruşturmanın seyrini değiştiren ihmaller neden olanlar neden soruşturulmuyor?
Bir savcı tenzili rütbeyle Ankara’ya çekilirken, diğer savcı neden bir üst bölgeye atanıyor?
Gülistan Doku dosyasında gerçeklerin üzerini örtenler ne zaman hesap verecek?