Historian Michael Wood takes us to a coffeehouse in Kars, Turkey, where a traditional bard (aşıks) performs the “Epic of Köroğlu.” As seen in 1979’s “In Search of the Trojan War.”
-Başkasının şerefine iftira atanın şerefi yoktur.
-Bursa Belediyesi’nin AKP’li meclis sözcüsü A.A. A. denilen cahil, CHP’lilere çatarken demiş ki:
-“İkinci genel başkanınız (Kurtuluş Savaşı komutanı ve 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü) karısını (Yunanistan Başbakanı) Venizelos’un koluna takmadı mı, takmadı mı?”
-Bu iğrenç söz doğrudan doğruya rahmetli Mevhibe hanımın namusuna atılmış iftiradır.
-1930 yılında Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için gelen Başbakan Venizelos’u bizim Başbakan İsmet İnönü karşıladı.
-Uluslararası protokol uyarınca Başbakan İnönü’nün eşi, konuk başbakanın koluna girdi.
-Venizelos’un eşini de İsmet Paşa koluna aldı.
-Bundan namussuzluk çıkaran namussuzlara soralım:
-Cumhurbaşkanı Erdoğan Yunanistan’ı ziyaret ettiğinde, Başbakan Kostas Karamanlis; Emine Erdoğan hanımefendiyi çok daha samimi biçimde uğurlamıştı.
-Bundan hangi alçak başka anlamlar çıkarıp da Sayın Erdoğan’a laf söyleyebilir?
-İlkellik bu cahillerin genetiği olmuş.
İçlerinin pisliği her fırsatta dillerine vuruyor.
-Bu iki fotoğraf da uygarlık göstergesidir; ama cehennemde yaşayıp orayı cennet sanan yobaz bunu nereden bilecek?…
Papazın biri, uzun süredir ahbaplık ettigi Haham'a
"Bana Tevrat'ı öğretmenizi isterim" der...
Haham, olmaz der, "Sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz.
Tevratın kelamını anlaman mümkün değil..."
Papaz ısrar eder, Haham razı olur, ama bir koşulu vardır: "Soracağım soruya doğru yanıt verebilirsen, öğretirim"...
Papaz, "Kabul"
diye yanıtlar. "Sor bakalım!"
Haham:
"İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?"
Papaz, "Bundan kolay ne var?" diye atılır. "Kirlenen yıkanır, temiz kalan yıkanmaz."
Haham içini çeker, "Sana Tevrat'ın kelamını asla anlamayacağını söylemiştim! Doğrusu tam tersi. Temiz kalan adam ötekinin kirlendiğini görünce, kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır. Kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaya gerek duymaz."
Papaz, kafasını kaşır. "Bak bu aklıma gelmemişti. Bir soru daha sorar mısın?"
Haham aynı soruyu yeniden sorar: "İki adam bir bacanın içine düşerler.
Biri kirli, öteki temiz çıkar. Hangisi yıkanır?"
Papaz, doğru yanıtı artık bildiğinden emin, "Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp, yıkanır. Kirlenen, ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz!"
Haham, başını sallar. "Yine yanıldın! Sana söylemiştim, asla anlamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendigini görünce, gider yıkanır."
Papaz itiraz eder: "Ayna nereden çıktı? Bana ayna var demedin ki..."
Haham, parmağını sallar: "Seni uyardım, bu kafayla Tevrat'ın kelamını kavrayamazsın. Tevrat'ı anlamak için her olasılığı düşünmelisin."
"Peki, peki" diye inler Papaz. "İzin ver, bir kez daha şansımı deneyeyim. Başka bir soru sor!"
"Son kez soruyorum" der, Haham: "İki adam, bir bacadan içeri düşerler. Biri temiz, öteki kirli çıkar. Hangisi gidip yıkanır?"
Papaz, "Artık her olasılığı biliyorum" deyip, bir solukta sıralar: "Eğer ayna yoksa, temiz kalan ötekini kirli görüp kendisinin de kirlendiğini düşünerek gider yıkanır. Kirlenen temize bakıp kirlenmediğini düşünerek, yıkanmaz. Eğer ayna varsa, temiz kalan aynaya bakıp temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirini gördüğü için yıkanır!"
Haham başını sallayıp, cık cık yapar: "Hayır, sana söylemiştim, kafan Yahudi kafası değil, Tevrat'a basmaz! Söyle bana, aynı bacadan içeri düşen iki adamdan birinin kirlenip, ötekinin temiz çıkması mümkün müdür?"
Bu yollarda beraber yürüyüp beraber ıslandıklarınız kirlendi ama siz temiz kaldınız, öyle mi?
@samiltayyar27 Allahım bu bir de gazeteci, lan fiyonk makarna 22.00 suları olmaz, 22 suları dersin ya da kesin bir saat olarak 22:00 dersin!
O adam başını eğmiş, sizde utanma olsa o başı gözünüze sokup antartikaya yerleşme iz lazım, siz utanma nedir bilir misiniz?
Sen şimdi devleti yönetmekten göremiyorsundur hacı, biz sana söyleyelim; menzile dikkat et menzile, ismailler biraz alık ama her türlü dikkat edilmeli!
Erdoğan: “Yeni 15 Temmuzların yaşanmaması için var gücümüzle çalışacağız.”
—
- Fethullahçıların boşluğu başka tarikatlarla doldurulmaya devam ettiği müddetçe yeni-FETÖ tehlikesi hep olur.
- Liyakat yerine parti/tarikat ilişkisiyle devlette kadrolaşma sürdüğü müddetçe yeni-FETÖ tehlikesi hep olur.
AKP, Paris davasını kaybetti!
Gizlenen dava sonucuna ulaştık.
Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin;
AKP’nin, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüzlükler nedeniyle;
Türkiye aleyhine hükmettiği 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık ceza kararını iptal etmek için başvurduğu Paris İstinaf Mahkemesi’ndeki davanın kaybedildiğini belgeledik.
Artık 1 Milyar 471 Milyon Dolarlık tahkim cezasının ödenmesi için geri sayım başladı!
Peki süreç nasıl gelişti?
13 Şubat 2023’de Uluslararası Tahkim Mahkemesi aldığı kararla;
AKP’nin, 21 Mayıs 2014 – 30 Eylül 2018 tarihleri arasında, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında;
Irak Merkezi Hükümetinin izni olmaksızın⬇️
1.) Irak’a ait petrolü usulsüz olarak taşıdığı,
2.) Ceyhan Limanı’nda yüklemesini yaptığı,
3.) Irak devletinin satış fiyatının altında bu petrolün satılmasına neden olduğu gerekçesiyle,
Türkiye’nin Irak’a net 1 Milyar 471 Milyon Dolar tazminat ödemesine hükmetmişti.
277 sayfalık Nihai Tahkim Kararını ilk kez kamuoyuna belgeleriyle biz açıklamıştık.
AKP ise verdiği yanıtta;
Bu cezayı içeren tahkim kararının iptali için Paris’te dava açtıklarını açıklamıştı.
Yaptığımız araştırma neticesinde;
AKP’nin, uluslararası tahkim kararına karşı Paris İstinaf Mahkemesinde açtığı ‘Kararın İptali Davasını’ kaybettiğini tespit ettik.
Sonuç⬇️
1 Milyar 471 Milyon Dolar tutarındaki ceza ödemesi için geri sayım başladı!
Bu devasa ceza tutarı, mutlaka Tayyip Erdoğan’ın ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edilmelidir!
İşte resmi belgeler⬇️
Kaynak: 10 Mart 2026 tarihli Paris İstinaf Mahkemesi Kararı (Fransızca Orijinali, Türkçe Çevirisi)
İspanya’ya ve İspanyollara duyduğum sempati, çeyrek asır önce canlı yayında izleyip gözlerimi dolduran bu ana dayanır.
YouTube’da açılış törenini bulup, o kısmı ayırdım, yeniden izledim, paylaşmak istedim…aynı güçlü duyguyu yaşadım…
Tarih 20 Ağustos 1999…yer Sevilla stadyumu…Dünya Atletizm Şampiyonası açılış töreni…
17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin üzerinden sadece üç gün geçmiş.
Türkiye, yaşadığı büyük yıkıma rağmen Dünya Atletizm Şampiyonası’na üç sporcuyla katılıyor. Bayrağımız stadyuma girdiği anda tribünler ayağa kalkıyor , büyük bir alkış yükseliyor. Türkiye’nin adı anons edildiğinde alkış daha da güçleniyor, tüm stadyuma yayılıyor…
Dönemin İspanyol yöneticileri de ayağa kalkarak Türkiye’yle dayanışmalarını gösteriyor.
Bu yüzden benim İspanya’ya olan sempatim, son dönemdeki siyasi gelişmelere ya da futbola dayanmıyor sadece…
Hafızamda İspanyollar, en zor günümüzde acımızı paylaşan, Türkiye’ye samimi duygularla yaklaşan bir halk olarak yer etti.
O yüzden dünya kupası finalinde rakip kim olursa olsun, gönlüm İspanya’dan yana olacak.
Ahbap soruşturmasında gözaltındaki **Haluk Levent**'in emniyet ifadesi tutanakları bunlar.
Kısaca: Deprem sonrası bağışlar ve derneğin mali durumu hakkında detaylı konuşmak istemiş (Süleyman Soylu ve bazı kurumlarla ilgili cevaplar da dahil). Yetkililer “soruyla uyumlu değil” diyerek tam ifadesini tutanağa geçirmemiş.
Levent: “Konuşmak istiyorum, izin vermediler. Resmi kayda geçmesini istemiyorlar” demiş. Avukatı savunma hakkının kısıtlandığını tutanağa yazdırmış, o da susma hakkını kullanmış.
İşte olay bu.
Piyasalar bu hafta iyi bir açılış yapacaktı. Akşam Abd yine İran’ı bombaladı.
Bir gün masadayız diyorlar. Ertesi gün savaştayız diyorlar. Biz de ne yapacağımızı şaşırıyoruz.