DEMOKRASİ ŞARTLI OLMAZ
Demokrasinin sıfatı olmaz. Özgürlüğün istisnası olmaz. Hukukun sahibi olmaz. Bunlar ya herkes içindir ya da hiç kimse için değildir.
33 YILIN UTANCI
Ekranlar an be an, canlı yayında aktarıyordu her şeyi.
“Dine hakaret var!” diye bağıranlar Madımak Oteli’nin dört bir yanını sarmıştı.
İçeride Aziz Nesin, Metin Altıok, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin ve 27 can daha vardı. Bütün memleket izliyor, o kapıya engel olacak, o güruhu oradan dağıtacak tek bir kolluk kuvveti dahi görünmüyordu.
Ellerinde benzin bidonlarını göstere göstere binaya dayandılar. “Yakın!” sesleri arasında koca bina alevlere teslim oldu. Bu korkunç kalabalığa göre insan yakmak, “cennet”in kapılarını açan bir anahtardı.
Emniyet dışarıdan sadece seyretti. Alevler yapıyı sardığında artık çok geçti. 33 insan dumanla, alevle, korkuyla soluksuz kaldı. O dumanın içinden son anda çıkabilen tek isim Aziz Nesin oldu.
Onlar kimdi?
Kalemdi, bağlamanın teliydi, dönülen semah ve hakikatti. Alevi inancının ozanları, memleketin ortak hafızasıydılar. Banaz’lı ulu ozan Pir Sultan Abdal’ı anmak için Sivas’taydılar.
Metin Altıok karanlığa karşı şiir yazıyor, Behçet Aysan dizelerini insanlara okuyarak paylaşıyordu. Muhlis Akarsu, Nesimi Baba ve Hasret Gültekin bağlamalarının tellerine dokunup Hakk’ın divanında insanları hakka çağırıyordu.
Semaha dönmeye gelmiş genç kızlarımız da oradaydı. Yüzlerindeki gülümseme ateşin yakıcılığında buz kesti. Büyük bir umutla geldikleri Sivas’ta semahları alevlerin içinde yarım kaldı.
Koray ve Menekşe
Aralarında 14 yaşındaki Menekşe Kaya, elinden tuttuğu 12 yaşındaki kardeşi Koray vardı.
Halk oyunları ekibiyle gelmişlerdi Sivas’a. Menekşe ablalık ediyor, Koray ablasına bakıp semaha özeniyordu. Umutları aynı çantadaydı; korkuları aynı alevde kül oldu.
33 canın en küçüğü onlardı. Çocukluğu bölüşemediler, ölümü bölüştüler. Ailelerinin yüreğine kazınan bir acı olarak kaldılar. İki kardeş bu dünyadan birlikte göçtü, hafızalara da yan yana kazındı.
Menekşe soldu, Koray büyümedi. Adları Sivas’ın dumanında yan yana kaldı.
33 yıl sonra ne değişti?
Zaman geçti, kıyıma dair dosyalar tozlandı. Bu kıyımcı kalabalıktan bazıları aklandı, bazıları “zaman aşımı” denilerek evlerine yollandı. Oysa bu vahşete kurban giden 33 can ve otel çalışanı iki emekçi, evlerine bir daha asla dönemedi.
Acıyla anıyoruz.
Çünkü unutmamak, acının ilk merhemidir. Sivas’ta yanan otel, Türkiye’nin birlikte yaşama umudunu, farklı inanç ve kimliğe tahammülünü, aydınların ve sanatçıların dokunulmazlığını da küle çevirdi.
...O ateş hâlâ sönmedi. Her 2 Temmuz’da içimizi yakmaya devam ediyor...
Ferhat Tunç
Selon une ancienne directrice d’hôpital, depuis 2003, l'État français a systématiquement refusé d'inclure la clim dans les hôpitaux. Et le pire, c'est que l'État a collecté 60 milliards pour climatiser les EPHADs et les hôpitaux et que rien n'a été fait !
Kürtçe de Türkiye’de resmi dillerden biri olsun dediğimizde bölücü ilan ediliyoruz. Bu çifte standardı görüp de adil olmamakta direnenler toplumun ezici çoğunluğunu oluşturuyor. Türk üstünlükçülük nedir diyenlere bunu gösterin!
Dini değerleri aşağılıyor diye ihbar mahiyetinde yazılar yazıyorlar.
Aşağılama yok, zekice espriler var, hemen herkesi eleştirmiş çok da iyi yapmış.
Tam tersi CB böyle etkinliklere bizzat gitmeli, gençleri cesaretlendirmeli ve örneğin şöyle demeli; "Eğer ben geldiğim için sözünü esirgersen işte o zaman sanatçı olamazsın..."
Deniz Göktaş...
Kendisini bilmezdim, hiç de izlemedim.
Ancak Şamil Tayyar başta olmak üzere “karşı mahalle” bu kadar promosyonunu yapınca merak edip izledim...
Eski bir karikatürcü, mizahçı abiniz olarak şöyle diyeyim...
Bu çocuk artık 24 senedir unutmuş olduğumuz bir şeyi yapıyor... Gerçek anlamda mizah yapıyor. Ve bence çok da yetenekli.
Çizgisi Cem Yılmaz’ın toplumu patlatasıya güldürüp lümpenleştirici çizgisinden çok farklı... Güldürürken “uyandırıyor”.... Uyutmuyor!
Ben çok ama çok sevdim.
Yalakalığa alışmış kalabalıkların beğenmemesini de anlayabiliyorum.
Evrensel Gazetesi Ankara Muhabiri Doğa Baskan, tahliye edildi.
Cezaevi önünde konuşan Baskan:
📢 Mücadele eden herkesi düşündüm, gazetemizin bu mücadeleler için ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Mücadele etmeye devam edeceğiz
https://t.co/MU3KBoIHEg
"Her yıl Mısır'a giderim. Orada bizi arkeolog bir rehber gezdiriyor. Binlerce tablet okumuş.
Ona sordum: Binerce tablet okudunuz, bunlarda peygamberlere ait bir kanıt gördünüz mü?
Musa ve Harun'la ilgili henüz tek bir belgeye rastlamadık dedi.
Mısır tabletlerinde Firavunların kahvaltı menüsü bile var, ama dinlerin iddia ettiği peygamberlere ait en küçük bir işaret yok."
Mehmet Azimli