Ne acılar yaşamış bu ülke, farkında mıyız?
Bazılarının “altın çağ” diye anlattığı 1923–1950 yılları arasında Türkiye’de bebek ölümleri yaklaşık yüzde 30 civarındaydı. Yani her 1000 doğumdan 300’den fazlası, bir yaşını bile göremeden hayatını kaybediyordu. Dahası, doğan her 100 çocuktan en az 50’si 5 yaşına ulaşamıyordu. Bu oranlar, Avrupa ülkelerine kıyasla 3–4 kat daha yüksekti. Üstelik Avrupa, o dönemde İkinci Dünya Savaşı gibi büyük bir yıkım yaşamış olmasına rağmen…
Geçtiğimiz günlerde köyümüzde vefat eden bir arkadaşımın annesinin cenazesindeydim. Köy mezarlığına baktığımda, ilk kurulduğu dönemlerden kalma 20–30 mezarın en az 10’unun çocuklara ait olduğunu gördüm. Adeta o günlerin sessiz ama canlı şahitleri gibi duruyorlardı.
Bizim köyümüzün hikâyesi de çok eski değil. Muhtemelen 1863 tarihli İskân-ı Aşiret ve Muhacirin Nizamnamesi ile yerleşik hayata teşvik edilen ya da zorlanan, Abdülhamit Han döneminin sonuna kadar uygulanan politikalarla kurulmuş bir yerleşim. Dedemin bile konar-göçer bir hayat sürdüğünü düşünürsek, köyümüzün geçmişi en fazla 150 yıl öncesine uzanıyor.
Atalarımız yakın zamana kadar yazlak-kışlak düzeninde yaşıyordu. Yılın yalnızca belirli dönemlerinde, muhtemelen Mart’tan Kasım’a kadar yaklaşık 7 ay bu köyde ikamet ediyorlardı. Bugün mezarlıkta gördüğümüz o küçük taşlar ise, bu topraklarda yaşanan zorlukların, kayıpların ve acıların en somut hatıraları olarak hâlâ ayakta duruyor.
Soykırımcı katil Netanyahu’nun ve sözde bakanlarının Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik küstah sözleri, sıkışmışlıklarının açık bir tezahürüdür.
Kuduz köpek stratejisiyle hareket eden terör rejimi, mutlak kötülüktür. Bu şerr-i mutlak, dünyanın her yerinde nefretin ve kötülüğün ortak adı olarak kabul edilecektir.
Hal böyleyken Netanyahu ve avenesi, ahlaktan ve insanlıktan söz edebilecek en son kişiler bile değildir.
Tüm insanlığı ve insani değerleri hedef alan bu pervasız düşmana karşı güç toplamak, ittifaklar kurmak, ertelenemez bir zorunluluktur.
İslam ümmetinin ittihadı, farzdır. Tüm tefrikalarımızı bir kenara bırakıp siyonist saldırganlığa karşı siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel iş birliklerini somut olarak hayata geçirmenin tam zamanıdır.
Diğer taraftan Gazze’deki soykırım suçuna ortak olan ve açık kaynaklardan ulaşılan bilgilerle ifşa olan çifte vatandaş siyonistlerle ilgili de derhal harekete geçilmelidir, soykırımcı katillerin tamamı hakkında soruşturma açılmalıdır.
Katil Netanyahu’nun Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik sözlerini bir kez daha tel’in ediyorum.
İlâ cehenneme zumerâ!
Şehid mum gibidir; eridikçe etrafını aydınlatır.
Aziz şehidimiz ihlas ve takva timsali Şehid Aytaç Baran kardeşimizi, şehadetinin yıldönümünde rahmetle, özlemle ve minnetle anıyoruz.
#AytaçBatan
O, dava dağlarının bozkırlarında açan çiçekti
Zarafet sahibi hilmi ile meşhur mümindi
Mermileri güle çevirmiş bedeni, kanatlanıp uçuvermişti
Baharda, kışta, yazda, hazanda hep diriydi
O, artık arzularına kavuşan şehitti...
#AytaçBaran
ÜLKEDE TİCARETLE UĞRAŞAN, E-TİCARET YAPAN, UZAKTAN YAKINDAN EKONOMİ İLE İLGİLENEN HERKES BU FLOODU OKUMALI!
E-ticarette tekelleştirilen pazaryeri @Trendyol 2023 yılından beri algoritmaya manuel müdahalelerde bulunarak istediği firmalara satış yaptırıyor; satış yapmasını istemediği firmaların cirolarını düşürüyor sistemin dışına itiyor.
2024 yılında başlayan hukuki sürecimizle beraber 2025 Nisan ayından beri @RekabetKurumu, @ticaret nezdinde şikayetlerimiz mevcut. Algoritmaya müdahaleyi ise şu şekilde yapıyor:
-Büyük markalara ciro payı sözü veriyor, bu sözü yerine getirmek için usulsüz şekilde ‘Avantaj Ürün Etiketi, İyi Fiyat Etiketi’ tanımlayarak hem algoritmada üste taşıyor hem de müşteride ‘çok indirimli’ algısı yaratıyor.
-İç giyim firmalarının ürünlerine usulsüz ve mevzuata aykırı +18 tanımlamaları yaparak algoritmada geriletiyor ve sistemde müşteriye görünmemesini sağlıyor.
-Satıcıların reklam algoritmalarında manuel olarak soğuk-sıcak hedef kitle oynamaları yaparak reklam bütçelerinin tükenmesini ama satışa dönmemesini sağlıyor.Bu koşullarda ciro payı sözü verdiği ve ön plana çıkardığı bilinir markalar sektörde fiyat belirleyici konuma getiriliyor, ürünlerini istediği fiyata satması sağlanıyor ve enflasyon yaratılıyor.
Bunlar da yetmiyor kurdurdukları ithalat şirketleri üzerinden Çin’den düşük gümrük maliyetleri ile ürün getirip yine bu mağazaları ön plana çıkarıyor, diğer satıcıların ürünlerini aşağıya çekip müşteriye bu ürünleri gösteriyor. Çin’den 1₺’ye getirdikleri ürünleri ülkede 10₺’ye satıyorlar.Bir de ithalatta #30euro baremi de kaldırılıyor, 1’e 10 kazandırılan ithalat şirketlerine halk mecbur bırakılıyor.
Bu da yetmiyor satış yapmasını istemediği mağazaların ürünlerini satışa kapatıyor, kanunsuz uygulamalarla mağazalarına ihlal puanı yansıtarak en son mağazalarını kapatıyor.
Bu sistemde kazanamayan yerli KOBİ’ler batmaya sürükleniyor; atölyeler, fabrikalar kapanıyor, Çin’e bağımlılık arttırılıyor, ülkede işsizlik yaratılıyor. ++
Cocuksuz Kadına ayda 40.000 TL #nafaka haberinin detayları
👇👇👇
"Size başıma gelen 40.000 tl lik nafakanın bir kısmını anlatmak isterim.
Annem den kardeşimle bana kalan mirası bankada benim hesabımda kalan paraya faiz almak için koydum.
Mahkeme , bu parayı hesaplarımda gördü. Bunun miras olduğunu kazanc olmadığını cocuklarımın ilerde okul mafrafları İçin tuttuğumu anlattım fakat eski eşime cocuğum olmayan eşime bu para sebebiyle 40.000 nafaka geriye dönük 16 ay ve avukata 80.000 ve mahkeme mafrafları ile birlikte 1.000.000 tl ödetti paranın yarısına yakını gitti daha sonra 14 yıl sonra zinnet davası açtı.
Bilirkişi düğün cd lerinde altınların olduğu anlayamadı eski elin o kadar olamayan altınları fazla sı ile yazdı bilirkişi bu kadar altın yok ama yinede ben yazılanların rakamını yazayım diye bir rapor verdi. Aldığını ispat edemediği halde o davayı da kazandı.
Paranın geri kalanıda gitti ve ayda 40.000 tl ödemek için eşimin altınlarını satmaya başladık ve eşim de işe başladı.
Bu kadın için yok oluyoruz ve buna adalet diye savunan insanlar var.
Şu an oturduğum evim ve işyerimde üzerine mal rejimi davasında bölüşülecek.
Evlilik birliği içinde
onun adına olan aracı kaçırarak sattı ve bölüşmedi ve evin 2.000.000 tl değerinde eşyalarını da kaçırdı.
Bu kadın 9 yıldır doymadı ve çalışmıyor cocuklarımın rızını da veren adalet sistemi ne yazıklar olsun …… ve sevgilisi ile paralarımız yeniliyor…."
#SüresizNafaka
Haksız #MalPaylaşımı
@selbaskah@luihayat@abakingurlek@adalet_bakanlik@RTErdogan@sarseven@GulerAvukat@saitnazik@BirselLknur@AileHakimin@6284gercekleri@mvhrkt@magdurerkek@CirkinAmerika@babacder25@ekdorgtr
Halaaa Müslümanlar "PARA İÇİN" her şeyi yapmaya razı olmuyorlardı
Kendilerinin 2 saat gördükleri hanımlarının başka erkeklerle her gün 8-10 saat geçirmeleri onların mezhebine uymuyordu mesela
Daha iyi bir arabaya binmek için çocuklarını bırakıp gece karanlığında servis yollarına düşmesini kabullenemiyorlardı hanımlarının
Onlar hala PEYGAMBERLERİNE inanıyor "Hiçbiriniz, yanında mahremi bulunmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Zira üçüncüleri şeytandır." hadisini CİDDİYE alıyorlardı.
Para, konfor, lüks arabalar DİNİN imanın yerini tutmuyordu bu insanlarda
Üç Proje beraber yürütüldü:
Hem Müslüman halk ekonomik olarak çökertilerek TEK kişinin çalışarak evi geçindirme imkanı yok edildi
Hem "Şiddete Hayır" projesi ile Evliliğin zorlaştırıldığı ZİNA'nın kolaylaştırıldığı ve teşvik edildiği kanunlar ÜST üste geçirildi
Hem de "Güçlü Kadın" projesi ile kadınların ERKEK gibi olması, erkeklerin işlerini yapması, Erkeğin yedek işçisi haline gelmesi için KADINLIĞINDAN vaz geçmesi özendirildi.
Çok da başarılı oldular.
Yollarına GURURLA devam ediyorlar.
Zeyl: Maaş, Ek maaş, bedava KREŞ hizmetleri PATRON'lara "Efendim" diyen sermayenin hizmetine girmiş kadınlar içindir. Kocalarına EFENDİM diyen Kendi çocuklarını kendileri büyüten kadınlara değil..
https://t.co/NrGDGDRwi0
Murat Ülker aradan geçen 5 yılın ardından kaybettiği 40 dava ve suç duyurusuna rağmen Gıda Dedektifi yayınlarıyla uğraşmayı bırakmıyor. Türkiye’nin en zengin işadamı unvanıyla şeker, glikoz şurubu ve palm yağı ile çeşitli katkı maddeleri ve aroma vericilerle ürettikleri abur cubur ve yüksek doymuş yağ oranına sahip margarin üretiminde lider konumda olan Ülker grubu, milyonları bilinçlendiren ve Türkiye’de etiket okuma farkındalığını yaygınlaştıran hesabımızı susturmak için elinden geleni ardına koymuyor.
Geçtiğimiz yılın Mayıs ayında yetki alanı dışında olmasına rağmen Çağlayan’daki Spor ve Basın Savcılığı’na sundukları dilekçede yer alan uydurma ithamlar ve suçlamalarla hesaplarımızı 9 ay kapatmışlardı! Ardından geçtiğimiz aylarda adalet yerini geç de olsa bulmuş ve hesaplarımız savcılığın yetkisizlik kararı sonrasında açılmıştı.
Fakat gözünü karartan zengin işadamı bir kez daha Gıda Dedektifi hesaplarını kapatmak üzere benzer iftiralar ve seviyesiz ithamlarla harekete geçti. Murat Ülker tarafından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen uydurma suç ve ithamlarla dolu dilekçe saatler önce Fikri ve Sinai Haklar Soruşturma Bürosu tarafından kabul edildi ve hesaplarımızın tamamının Türkiye’ye kapatılması istemiyle İstanbul Anadolu Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Hesabımıza yönelik yapılan suçlamalar arasında “halk arasında korku ve panik yaratmak”, “devletin kurum ve organlarını aşağılamak”, “milli ve yerli markalara karşı halkı örgütlemek” ve “marka ve ürünlere saldırarak para ve itibar kazanmaya çalışmak” gibi uydurma ithamlar yer alıyor.
Takdiri değerli takipçilerimize, yüce Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti adaletine bırakıyoruz.
@adalet_bakanlik@tcbestepe
Ah KADEM ah! "Asım'ın nesli"ni hayal ediyo4rduk, bir nesili kaybediiyoruz. Bun un faturasını milletçe çok ağır bir şekilde ödüyoruz. Daha bu bu dünyanın faturası.. Bunun bir de ahireti var. Bu planı yapanlar, yardım edenler ve onların peşinden gidenler bu gidiş nereye kadar..
Başıboş köpek terörüyle Van’da neler oluyor?
Beş yaşında masum çocuk hangi ihmallerin sonucu katledildi?
Barınak ve kısırlaştırma imkanınız yoksa çocuklarımızın ölümü meşru mu olacak?
Yem lobilerinin keyfi için daha kaç Hamza’nın ölümü gerekiyor?
Belediyenin veya hangi yetki makamının ihmali varsa anında hesap vermek zorundadır.
Narin, Rojin ve Gülistan meselelerinin kamuoyunun vicdanında açtığı yara ne ise, beş yaşındaki masum Hamza’nın vahşice katledilmesi de en az onlar kadardır.
Bu mesele halı altına süpürülecek bir mesele değildir.
İhmallere asla tahammülümüz yoktur!
Hayvanseverlik kalkanıyla köpek terörünü meşrulaştıramazsınız.
Saldırgan köpekler ya kontrol altına alınmalı ya da itlaf edilmelidir.
Çocuklarımızın başıboş köpek terörüyle ihmal ve rantın kurbanı olmasına asla müsade etmeyeceğiz.
Van'ın Saray ilçesinde başıboş köpek terörüne 5 yaşındaki bir evladımızı daha kurban verdik.
Hiçbir şey masum bir çocuğun canından daha değerli değildir.
Çocuklarımızın vahşileştirilmiş köpekler tarafından parçalanmasına daha ne zamana kadar göz yumulacak!
Kasıt veya ihmali olan her kim ise hesap vermeli.
Başıboş köpekler sokaklardan toplanmalı, saldırgan olanlar itlaf edilmeli.
Vefat eden Hamza Özsoy yavrumuza Allah'tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.
Yaralanan evladımıza acil şifalar diliyorum.
- Solda Venezuela'nın kurucusu, en önemli tarihi şahsiyeti Simón Bolívar'ı görüyorsunuz. Biyografisi sansürsüz yazılıyor, yaklaşık 200 yıldır tartışılmadık bir şeyi kalmadı. Kitapçılarda bulabilirsiniz.
- Sağda sansürler ve kanun yüzünden hakkında ancak korka korka konuşabildiğiniz, kenfi halkından gizlenen, başta bütün dünyanın tanımadığı başkumandanı görüyorsunuz. Biyografisi yok, olanlar sansürlü, hiçbir kitapçıda bulamazsınız.
Çorlu Ortaokulu’nda 7. sınıfta öğrenim gören bir kız öğrenci, 22 Nisan Çarşamba günü tatil nedeniyle okul bahçesinde düzenlenen törende Atatürk büstünün önünde saygı duruşunda bulunmak istemediğini ifade etmiştir. Buna karşın öğrenci zorla tören alanına indirilmeye çalışılmış, fiziksel müdahaleye maruz bırakılmış; akabinde hakkında tutanak tutulmuş ve ailesini de hedef alan bir işlem süreci başlatılmıştır. Bu durum, açık bir dayatma örneği olarak kayıtlara geçmiştir.
7. sınıfda okuyan bir öğrencinin, dinî inancı gereği katılmak istemediği bir törene zorla götürülmesi ve bir büst önünde saygı duruşuna zorlanması kabul edilemez bir hak ihlalidir. Bir çocuğun beden dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü ve en temel haklardan biri olan din ve vicdan hürriyeti; hiçbir ideolojik dayatma ve idarî tasarrufla ortadan kaldırılamaz.
Anayasa’nın 24. maddesi; yalnızca inanç hürriyetini değil, inancın gereklerini yaşama özgürlüğünü de açıkça güvence altına almaktadır. “Saygısızlık etmiyorum; ancak inancım gereği katılmak istemiyorum” diyen bir çocuğun fiziksel müdahaleyle zorlanması, eğitim ve öğretimin bir parçası değil, açık bir hukuksuzluktur.
Bu hadiseyle ilgili olarak öğrencinin velisi Bilal Bilen ve ailenin avukatı Av. Yunus Ari ile ayrıntılı bir görüşme yapılmıştır. Ailenin avukatı @Yunnus571453 pazartesi günü veli ile birlikte Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.
Sürecin yakından takipçisi olmakla birlikte; yetkilileri bu açık ihlal karşısında derhal etkin bir idarî ve adlî soruşturma başlatmaya, kamu vicdanını tatmin edecek şeffaf bir süreç yürütmeye davet ediyoruz.
Geri kalmamızın en önemli sebebi bu Kemalist anlayıştır.
Bu zihniyet, 1925’te "güzel bacak yarışması" diye bir saçmalığa da imza atmıştır.
Bu zihniyete göre medeniyet; heykel yapmak, rakı içmek ve Batılılar gibi giyinmektir. "Cemaat, tarikat ve hilafet düşmanlığı" diyerek asıl İslam'a düşmanlık yapmaktır.
Bu anlayışa teslim olanlar, büstlerin etrafında döner dururlar.
Okullarda Ramazan etkinlikleri yapılınca "Yok efendim laikliğe aykırı!", "Din ve devlet işleri ayrı!" diye bangır bangır bağıranlar; zorla büste saygı töreni ne oluyor peki?
Bu Kemalist zihniyet tanınmadıkça ne okullar düzelir ne de eğitim sistemimiz düzelir.
7. sınıf öğrencisine yapılan bu baskı, bu çocuğun ömür boyu unutmayacağı bir travmaya sebep olur.
Eğitim yuvaları baskı yerleri değil; ilim, irfan, ahlak, ikna ve inşa merkezleri olmalıdır.
Herkes fikrini, düşüncesini ve inancını, kimseye baskı kurmadan ifade edebilmelidir.