1+1 ev, radikal solcu-devrimci bir sevgili, bolca kitap, arada bir sanat aktiviteleri, bolca bira, duvarlarda kızıl bayraklar ve Lenin portresi, hazırda bekleyen gaz maskesi ve AK-47...
🔴 Hükümsüzdür!
Ülkenin aydınlık yüzünü hedef alan bu katliamı, tüm halka karşı işlenmiş bu suçu ülkenin hafızasında zaman aşımına uğratmaya sizin gücünüz yetmez.
Ya yargılayacaksınız ya yargılanacaksınız❗️
#Madımak#Sivas
🚩Beklediğimiz güzel günler ellerimizdedir. Halkın örgütlü gücü bu ülkeyi muhakkak değiştirecektir.
Emekçileri, aydınlık günlere inanları Türkiye’nin devrimci safında yer almaya TKP’de örgütlenmeye çağırıyoruz! #TKP103Yaşında
📺 https://t.co/sbpNzIAOWJ
100 yıl sonra bugün, emekçi halkın yönettiği, egemen, bağımsız, laik, Cumhuriyetçi bir Türkiye için yeni bir zafere ihtiyacımız var.
Cumhuriyet hak ettiğiyle yani sosyalizmle mutlaka buluşacak ve böylece küllerinden yeniden doğacak.
➡️ https://t.co/h8Rzi9mBoV
#30Agustos
Bir tarafta “Doğal Hayatı Koruma Vakfı” üyesi olduğu halde orman katleden Limak Holding patronu… Diğer tarafta ağacına, ormanına sahip çıkan Akbelenli kadınlar…
Hangi taraftasınız?
#AkbelendenDefolLimak#AkbelenDirenisi
Moncada Baskını’nın 70. yılında devrimci Küba halkına selam!
https://t.co/lZDjUoulhQ
Bugün Fidel Castro önderliğindeki Kübalı genç devrimcilerin ABD kuklası Batista diktatörlüğünü alaşağı etme hedefiyle Moncada Kışlası’na gerçekleştirdikleri baskının 70. yıldönümü.
Baskını gerçekleştiren gençler, altı yıl sonra zaferle taçlanacak olan Küba devrim mücadelesinin ilk ateşini yaktılar. Baskın, ülkede hüküm süren baskı ve sömürünün mevcut düzen içinde çözüme kavuşamayacağının ilanıydı. Askeri darbeler altında ezilmiş, sivil hükümetlerin yoz demokrasi oyunlarından yorgun düşmüş Küba halkının umut ve kararlılıkla kendi kaderini ele alışının başlangıcıydı.
Küba halkını ayağa kaldıran şey yalnızca eylemin gözüpekliği değildi; derin bir yurt sevgisi ve keskin bir bağımsızlık iradesiyle yola çıkan, tavizsiz bir toplumsal adalet arayışı ve kapsamlı bir kalkınma programıyla hareket eden gençlerde cisimleşen güçlü ahlaki ilkelerdi. Onlar başı dik duruşları, sözünü sakınmayan dürüstlükleri, çıkar gözetmeyen adanmışlıkları, kimsenin teslim alamayacağı kararlılıklarıyla onurlu Küba halkının içindeki cevheri harekete geçirdiler. Bu ahlaki ilkeler Küba’nın bugüne uzanan devrim tarihinin temelini oluşturdu; o tarihin güçlük ve mücadelelerle dolu her dönemecinde tekrar tekrar sınandı ve perçinlenerek günümüze taşındı.
Bugün Küba devrimi, eşit ve özgür bir dünya özlemi içindeki tüm insanlık için eşsiz bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor; bunda Küba sosyalizminin toplumsal alanda yarattığı büyük kazanımlar kadar Küba halkının ve Küba devrimci önderliğinin kıskançlıkla sahip çıktığı ahlaki ilkelerin de payı var.
O yüzden Küba devrimiyle dayanışmak toplumsal ve siyasi olduğu kadar ahlaki de bir sorumluluk. Küba’nın sosyalizm bayrağını tek başına taşımak zorunda kaldığı, bunun karşılığında ABD emperyalizminin ölçüsüz saldırılarına maruz kaldığı günümüzde bu sorumluluk her zamankinden ağır.
ABD’nin Küba’ya uyguladığı ablukanın etkileri her yıl milyarlarca doları aşıyor; ancak bu insanlık dışı politikanın sonuçları yalnızca ekonomik verilere bakılarak ölçülemeyecek kadar derin. Altmış yıldan uzun zamandır uygulamada olan ve pandemi döneminde daha da sertleştirilen bu soykırım politikası Küba halkının sağlığı, beslenmesi, eğitimi, kültürel gelişimi başta olmak üzere toplumsal yaşamın her veçhesini tehdit ediyor.
ABD emperyalizmi bununla da yetinmiyor; abluka politikasıyla bizzat ağırlaştığı ekonomik güçlüklerin nedenleri hakkında türlü yalanlar yayarak Küba’da sosyalizmin “başarısızlığı” iddiasıyla karalama kampanyaları yürütüyor. Bu sorunların nedenlerini çarpıtan basın ve sosyal medya kampanyalarına milyonlarca dolar akıtarak ülkede siyasi istikrarsızlığın ve toplumsal ayaklanmaların önünü açmak için her türlü yolu deniyor.
Tüm bu alçakça saldırıların amacının Küba’ya “insani” amaçlı bir askeri müdahalenin önünü açmak olduğunu biliyoruz. İnsanlık dışı abluka politikasını lanetliyor, Küba’yı istikrarsızlaştırmayı hedefleyen her türlü yalan ve girişimi tereddütsüz reddediyoruz.
Türkiye Komünist Partisi, Küba halkının ve onun meşru devrimci önderliğinin yanındadır. Partimiz tarihin en zorlu dönemeçlerinden devrimci iradesiyle başı dik çıkmış Küba halkı ve Küba Komünist Partisi’yle olan dostluk ve dayanışma bağlarını daha da güçlendirerek sürdüreceğini ilan etmektedir.
Küba devriminin bundan 70 yıl önce giyindiği ahlaki zırh, onu hedef alan her türlü yalan ve çarpıtmayı göğüsleyecek sağlamlıktadır. Türkiye Komünist Partisi, buna duyduğu sarsılmaz inançla hareket edecek, Küba halkının onurlu mücadelesine tepeden bakan hiçbir ithama ve felaket tellallığına geçit vermeyecektir.
Moncada Baskını’nın 70. yılı kutlu olsun! Yaşasın Sosyalist Küba! Yaşasın enternasyonalist dayanışma!
Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi
Emekliler Aralık Ayını Böyle Çıkaramaz
https://t.co/YVIMEFot0f
Emekli aylıkları ilk olarak Meclis’ten en düşük emekli maaşı 7500 TL olacak şekilde geçti. Memur maaşlarına yapılan seyyanen zammın emekli ve memur aylıklarına da yansıtılması yönünde düzenleme yapılması bekleniyordu. Ancak iki gün önce kabine toplantısı sonrası “Vergi artışlarından elde edeceğimiz geliri başka yerlere aktarmayı kabul edemeyiz” diyerek 15 milyonun üzerinde emekliye yıl sonuna kadar zam kapılarını kapadılar.
Hayat pahalığının arttığı bir dönemde emekli maaşlarında artış yapılmaması emeklilere “ölün” demektir.
Bu maaşlarla kiralar, faturalar nasıl ödenir?
Market masrafları nasıl karşılanır?
Her geçen gün hayat pahalılığının daha da arttığı Türkiye’de bu ücretler, yıllarca dişini tırnağına takıp çalışmış, ardından emeklilik hakkını elde etmiş insanları yaşanamaz ücretlere mahkum etmek değildir de nedir?
Sözün kısası AKP emeklilere yıl sonuna kadar aç kalın demiştir.
Bu zamlarla emekliler Aralık ayını çıkaramaz!
Gelen son zamların, vergilerin emekliler için yaşamı felakete çevirdiği ortadadır.
Patronlar bakan ve vekillik koltuklarını doldurmuş, üstüne milletvekilleri kıyak emekli maaşlarına konmuşken, emeklilere azla yetinin, yıl sonuna kadar sabredin denmesi iki yüzlülüktür.
Emekliler için mesele sabretmek değil yaşayabilmek, ayakta kalmaktır.
Ömür boyu çalışan, geçinebilmek için emekli olmalarına rağmen çalışmak zorunda kalan emekliler açlıkla sınanmak istenmektedir.
Milyonlarca emeklinin açlığa terk edilmesine izin vermeyeceğiz.
Emeklilerin, yarın kaygısı olmadan, güvenli şekilde hayatını sürdürdüğü, barınma, ısınma, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının bedelsiz olarak sağlandığı bir düzen mümkün.
Yeter ki bu asalaklardan ve onların yağma düzeninden kurtulmak için bir araya gelelim.
TKP 2023 TÜRKİYE KONFERANSI: GÜÇLÜ ÖRGÜT, ETKİLİ SİYASET, İKTİDAR ARAYIŞI
Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP), 15-16 Temmuz 2023 tarihlerinde gerçekleştirdiği Türkiye Konferansına siyasal ve örgütsel değerlendirmelerin yer aldığı bir ana raporun yanı sıra beş karar tasarı sunulmuştur. Konferans delegasyonu tarafından onaylanarak kararlaştırılan bu metinlerde yer alan değerlendirme ve kararların bir özeti kamuoyu ile aşağıda paylaşılmaktadır⤵️
https://t.co/MyLZF59L4H
TKP konferans sürecini tamamladı: Güçlü örgüt, etkili siyaset, iktidar arayışı
⤵️
https://t.co/3MzGAi4Efo
Türkiye Komünist Partisi seçim sonrası başlattığı konferans sürecini, 15-16 Temmuz tarihlerinde “Güçlü örgüt, etkili siyaset, iktidar arayışı” başlığıyla İzmir’de düzenlediği iki gün süren toplantıyla noktaladı.
Seçimlerin ardından Haziran ayında tüm örgütlerinde düzenlediği hazırlık toplantılarıyla konferans sürecini başlatan Türkiye Komünist Partisi, 15-16 Temmuz��da İzmir’de seçilmiş delegelerle yaptığı iki günlük toplantıların ardından konferans sürecini tamamladı.
Konferans ilk metnin onaylanmasının ardından delegelere sunulan 5 ayrı karar tasarısının tartışılmasıyla sürdü. “Partiyi büyütmek ve güçlendirmek için tarihsel dönüşüm” başlıklı metnin oybirliğiyle kabulü sonrası emekçi halkın temsiliyetine zemin açacak yeni bir ittifak politikası, parti merkezinin yapılandırılması, partinin farklı çalışma başlıklarında güçlendirilmesi başlıklarında kararlar alındı.
Konferans TKP’nin merkezi kurullarının belirlenmesinin ardından sona erdi.
Zamlara, hayat pahalılığına ve yoksulluğa karşı bildirilerimiz ve basın açıklamamızla Mecidiyeköy Metrobüs Durağı'ndan ses verdik:
Patronların boşalttığı kasayı emekçilerin cebinden dolduramazsınız!
Tüm işçi ve emekçileri sesimizi yükseltmeye, TKP saflarında eşitlik ve özgürlük bayrağı altında birlik olmaya çağırıyoruz.
⤵️
https://t.co/s9wJUxBQQd
Bu küstah açıklamayı yapanları ve iktidarı uyarıyoruz!
Ankara ABD'nin çiftliği değildir.
***
O binanın ABD'nin cebine tek kuruş koyacağı bir şekilde satılmasına izin vermeyeceğiz ama bununla da yetinmeyeceğiz.
Sizi önce o binalardan, sonra da memleketten kovacağız, mutlaka!
“Kız okulları” açacakmış. Ama bakan bey elbette özgürlükçüymüş, karma okullar durabilirmiş. “Hayat pahalılığı arttıkça tarikatlar daha da pervasızlaşacak, başka türlü yönetemezler bu ülkeyi” demiştik. Ama unutulmasın, bu ülke tarikatlara bırakılmayacak! https://t.co/sMtl3X7GgS
Sivas'ı Unutmadık: Laik ve Aydınlık Türkiye'yi Kuracağız
⤵️
https://t.co/KpBuPqzqqY
Tam 30 yıl önce Sivas’ta yobaz bir güruh katliam gerçekleştirdi. 33 aydınlık yüzlü insanı bizden koparıp aldılar.
1993 yılıydı. Patronlar uluslararası güçlerin de destek ve yönlendirmesiyle Türkiye’deki yağma ve sömürü düzenini sağlamlaştırmak ve bu düzenin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için türlü yol ve yöntemleri denemekle meşguldüler.
Dinin siyasal alanda kullanılması, toplumda tarikat örgütlenmelerinin önünün alabildiğine açılması, ülkenin aydınlık insanlarının canlarına kastedilmesi de bu yöntemlerin başında geliyordu. Halkın örgütlülüğü dağıtılmalı, tüm ileri kazanımlar yok edilmeli, insanlara boyun eğdirilmeliydi. Sivas’ta 2 Temmuz günü bu karanlık ve kanlı kalkışma tam da bu yüzden yaşandı. Başta dönemin hükümet ortakları, bu aşağılık düzenin savunucusu tüm siyasi aktörlerin dahli, seyri ve yaşananların üstünü örtme çabalarıyla.
Şimdi 2023 yılındayız. AKP 20 yılı aşkın süredir iktidarda. Artık cumhuriyetten ve laik Türkiye’den söz edemeyiz. Tarikatlar devlet kurumlarında, siyasette ve toplumsal hayatın içerisinde örgütlü birer güçler. Siyasette dinin kullanılması değil kullanılmaması tuhaf ve ayıp sayılır hale geldi. Toplumsal yaşamın her alanına dinsel tanım ve kurallar üzerinden müdahale edilmeye devam ediliyor.
Sivas katliamı 30 yıl sonra bugün bize karanlığın ne demek olduğunu hatırlatıyor. Bu ülkede karanlıktan aydınlığa çıkılabilmesi için ilkeli bir siyaset ortamına ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor. Eşitlikçi, laik ve aydınlık bir yaşamı yeniden kurmanın bugünün acil görevi olduğunu hatırlatıyor.
Unutmadık demek yetmez… Biz bu ülkeyi yeniden kuracağız, sözümüzdür!
Dünya Mülteciler Günü’nde bu gerçekler ifşa edilmeden söylenen her söz boştur.
⤵️
https://t.co/mMOvvWxlEX
Bugünlerde AKP iktidarı yerli ve yabancı patronlarla büyük bir saldırı planı hazırlamakla meşgul. Enflasyonu azaltacağız, ekonomiyi istikrara kavuşturacağız diyerek Türkiye’de emeğiyle geçinen milyonların ekmeğine yönelik bir saldırı planı…
Bu milyonlar içerisinde, saldırı planını hazırlayanların çıkardıkları savaşlardan, yaptıkları yağmalardan kaçarak Türkiye’ye kölelik koşullarında çalışmaya razı olarak gelen göçmenler de var…
Türkiye nasıl bu noktaya geldi?
AKP, Avrupa Birliği anlaşmalarıyla Türkiye’yi insanlık dışı bir göçmen kampına çevirdi, Türkiye’de emekçiler için güvenlik sorunu da dahil olmak üzere birçok yeni soruna yol açtı.
Suriye’de ve farklı ülkelerde emperyalizmin işgal operasyonlarına kendi beslediği cihatçı çetelerle katıldı, körüklediği savaş ortamından kaçanlara da din kardeşliği adına kapısını açıp onları Türkiye’deki patronlara birer köle olarak pazarladı.
Patronlar lehine düzenlemelerle göçmenlere kuralsız çalışmayı dayattı. Açlık seviyesi altındaki asgari ücretin Türkiye’deki emekçilerin hayat standardı haline gelmesine sebep oldu.
Bu arada göçmenler içerisinde küçük bir azınlığı oluşturan patronlara vatandaşlık hakkı verdi, onların Türkiye’deki patronlarla bütünleşmesini kolaylaştırdı. Göçmen sorunundan AKP Türkiyesinin gereksindiği toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek için yararlandı.
Muhalefet ise AKP’nin tüm bu politikalarına son seçimlerde büyük bir pas verdi: Emekçi yurttaşlara Türkiye’nin bu hale gelmesinin esas sorumlusunun göçmenler olduğu yalanını yutturmaya çalıştı. Emperyalizmin alçaklığının, patronların açgözlülüğünün bir güzel üzerini örttü. Böylece AKP’nin dış siyasetteki fırsatçılığı yanına kâr kaldı.
Şimdi Türkiye’nin bu hale gelmesinin sebebi kendileri değilmiş gibi geçtiğimiz hafta yüzlerce göçmen çocuğun gemi ambarında boğulması karşısında hep birlikte timsah göz yaşları döküyorlar.
Bu alçaklığı ve iki yüzlülüğü affetmeyeceğiz!
Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan Asyalı ve Afrikalı göçmenlere Avrupa Birliği’nin ve Yunanistan hükümetinin muamelesi açıkça barbarlıktır. Katiller ‘yas’ tutarken Birleşmiş Milletlere ise bu dünya düzenini aklama görevi düşmektedir.
2023’ün dünyası ve Türkiye’sinde 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde bu gerçekler ifşa edilmeden söylenecek her söz boştur.
Göçmen emekçilerin Türkiye’deki varlığının suçlusu kendileri değildir, emperyalizm ve patronların politikalarıdır.
Bu politikaları yürütmekle sorumlu iktidar ve aklamakla sorumlu muhalefet, uluslararası sermayenin ve Türkiye patronlarının emir erleridir.
Göçmen düşmanlığı, emekçilerin eline kendi kendilerini vurmaları için tutuşturulan bir düşman silahıdır.
İnsanca yaşamak istiyorsak, Türkiye’nin insanlık dışı bir göçmen kampı ve bir emek cehennemi olmaktan çıkmasını istiyorsak yapmamız gereken şey şu an sinsice hazırlanan saldırı planına, AKP hükümetinin başka ülkelerin işlerine karışma ve Türkiye sermayesinin yayılma heveslerine karşı durmaktır.