Çerçeve yasada “suça bulaşmamış” diyorsunuz...
Önce bunun tanımını yapın!
Bir terör örgütünün planını yapan, eleman bulan, silah temin eden, lojistiğini sağlayan kişi ‘suça bulaşmamış’ sayılabilir mi?
O metne imza atan sayın milletvekilleri: Vah size vah!
“Verin yetkiyi, görün etkiyi” dediler!..
Yetki verildi... Peki etki nerede?
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına bu sorunun muhasebesini yaparak hazırlandık biz...
Çünkü doğru gelecek, doğru muhasebeyle kurulur!
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun liderliğinde, ülkemizin ve toplumumuzun geleceğine yön verme kararlılığıyla sahada ve halkımızın yanındayız.
Bizler sorunları sadece uzaktan izleyen değil, çözümün doğrudan bir parçası olmayı görev bilen bir anlayışa sahibiz. Ülkemizin, sevdiklerimizin ve yarınlarımızın geleceği için taşın altına sadece elimizi değil, gövdemizi koymaya hazırız.
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Habertürk Ankara Temsilcisi Sayın Nasuhi Güngör’ün canlı yayın konuğu olacaktır.
🗓 27 Temmuz 2026 Pazartesi
🕕 18.00
📺 Habertürk
Eylül geliyor, İstanbul’da lisans/ön lisans okuyan 750 bin öğrencinin toplam yurt kapasitesiyle ancak %18’ine yer bulunabiliyor. Astronomik kiralar ve hayat pahalılığı yüzünden gençler hayallerindeki şehri yazmaktan korkuyor. Gençlerimizin barınma krizini çözmek ve KYK kapasitelerini acilen artırmak zorundayız.İktidarı dinlerseniz herkese yurt var. Peki soruyorum size gerçekten yurt var mı ? #kapsamlıterörsüztürkiye #sizeyalansöylediler
YSK boşa düşmüşse, siyasi parti organları hukuk eliyle lağvedilebiliyorsa, bu uğurda ülkemiz adına bir çıkış yolu arayan herkes kıymetli bir iş yapıyor demektir.
Bizler, siyasi parti kurma heveslisi insanlar değiliz. Siyasetin kötü iklimi bizleri siyasi parti kurma mecburiyetinde bıraktığı için millet partileri kuruyor biz ise yalnızca tabelayı asıyoruz.
Bu vesileyle; Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarına başarılar diliyor, Yeni Parti’nin ülkemiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Ulusal siber güvenlik de tıpkı vatan hudutları gibidir; dışarıdan gelebilecek bir tehdide anında ve kararlılıkla müdahale edilmesi elbette şarttır. Buna kimse itiraz edemez.
Ne var ki, bu güvenlik ihtiyacı bahane edilerek çerçevesi muğlak bir yetki tanımlandığında insanın aklına tek bir soru geliyor:
Bu yetkinin, ileride siyasi rakipleri tasfiye etme aracına dönüştürülmeyeceğinin veya “rahatsızlık” gerekçesiyle keyfi sansür uygulamalarında kullanılmayacağının garantisi ne?
Bu ülkede “sadece zorunlu hâllerde kullanılacak”diye verilen yetkilerin sonunun nereye varabildiğini; “yalnızca istisnai durumlarda başvurulacak” uygulamaların nasıl kaideye dönüşebildiğini çok gördük.
Siber güvenlik şüphesiz hayati ancak böylesi açık uçlu yetkilerin teminatı “bize güvenin” olamaz. Kanunlar açık ve öngörülebilir olmak zorundadır. Kapsamın ne olduğu, kararı kimin vereceği, hangi somut delille hareket edileceği kanunla netleşmelidir.
Vesayetle mücadele ettiniz, Allah var.
Askerî vesayetle mücadele ettiniz, bürokratik vesayetle mücadele ettiniz. Memleketin üzerinde siyasetten başka güç odakları vardı; bunlarla hesaplaştınız. Teşekkür ederiz.
Ama bütün vesayet odaklarını ortadan kaldırıp Türkiye’yi demokratikleştirecekken, memleketi daha kuvvetli bir parti vesayetine mahkûm ettiniz.
Bugün mülki idare partiniz karşısında aciz.
Devlet bürokrasisi aciz.
Adli bürokrasi aciz.
Akademi aciz.
Sivil toplum aciz.
Vesayetle mücadele, bütün yetkiyi bir partide toplamak için yapılmaz. Devleti hukuka, kurala, kuruma bağlamak için yapılır.
Siz vesayeti kaldırmadınız; vesayetin adresini değiştirdiniz.
Rifat Hisarcıklıoğlu da sonunda konuştu!
Bu; esnafın ve iş dünyasının içinde bulunduğu tablonun ne kadar ağırlaştığını gösteriyor.
Bir liralık yatırıma karşılık 5.5 lira faize kaynak ayıran bir anlayışla ne üretim büyür ne de ekonomi…
ADALETLE AHBAP OLSAYDINIZ BUNLAR OLMAYACAKTI!
“Biz terörsüz Türkiye’nin, terörün bitmesinin, terörsüz bir memlekette yaşayabilmenin bir mecburiyet olduğuna inandığımız için 40 yıldır mücadele ediyoruz. Meydanlarda sizin temsilciniz olduğunu söyleyen katiller sürüsüne bir şey demek zorundasınız. ‘Biz pişman değiliz’ diyorlar. Biz pişman mıyız? İmralı’nın muhataplığını meşru görmedik, Öcalan’a muhataplığı doğru bulmadık
Devletinizi ahbap-çavuş ilişkileriyle yönettiğiniz için bugün bunlarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Denetimle olsaydınız böyle devletiniz ahbap-çavuş ilişkileriyle bu kadar yıkılmayacaktı. Liyakatle ahbap olsaydınız memleketiniz böyle olmayacaktı. Hesap verilebilirlikle ahbap olsaydınız, adaletle ahbap olsaydınız, ciddiyetle ahbap olsaydınız AHBAP böyle bir şey yapmayacaktı.
‘Suça sürüklenen çocuklar’ tabirini değiştiriyorlar; ‘Adli süreçteki çocuklar’ tabirini beğendik. Cezalar caydırıcı olsun, artırılacak; beğendik. Hâkime selahiyet tanınıyor; hâkimlerin güçlendirilmesi lazım ama hâkimlerin iyi eğitilmesi de lazım, müstakil hâle de gelmeleri lazım. Telefon açılabilen, siyasetin gölgesinde kalabilen yahut endişeyle çalışamayan şartların engellenmesi lazım.
Türkiye’nin önümüzdeki dönem inşallah sorunlarından kurtulacağı bir planın partisiyiz. Biz Anahtar Parti olarak yaylalardayız. Sahada hissesine tebessüm düşen, memleketine gelmiş gurbetçilerle sarılmaktan yürüyemeyen parti Anahtar Parti’dir.”
Anahtar Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) aylık olağan toplantısı, Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu başkanlığında, Parti Genel Merkezimizde gerçekleştirildi.
“Suça sürüklenen çocuk” kavramını, suçu görünmez hâle getiren bir mazerete dönüştüremeyiz.
Bir başkasının evladının hayatına kastedecek iradeye sahip olan birinin, hesap vermeye gelince “çocuk” sayılması adalet duygusunu zedeler. Elbette çocuklarımızı koruyacağız; ama mağdurları unutacak bir hukuk da kuramayız.
Türkiye’nin ihtiyacı; hamaset değil, güçlü bir hukuk reformudur. Cezanın da, rehabilitasyonun da, caydırıcılığın da aynı sistem içinde yer aldığı bir devlet ciddiyetine ihtiyaç vardır.
Çocuklarımızı suçtan koruyacak, suça sürüklenenleri yeniden topluma kazandıracak, mağduru adaletle buluşturacak, sokaklarımızı güvenli hâle getirecek, çeteleşmeyi önleyecek ve hukukun caydırıcılığını yeniden tesis edecek bir yönetim anlayışını inşa etmek zorundayız.
Bunun için önce doğru devlet anlayışı gerekir. Parti menfaatini değil devleti, seçim hesabını değil milleti, oy kaygısını değil seksen altı milyon vatandaşımızın huzurunu önceleyen bir siyaset gerekir.
Anahtar Parti’nin gayesi de tam olarak budur: Devleti parti çıkarları için değil, milletin huzuru ve adaleti için yönetmek.
Eskiden bize hep aynı şey söylenirdi: “En az bir, hatta iki yabancı dil öğrenin.”
Peki size, çok yakın bir gelecekte yabancı dil bilmenin bugünkü kadar önemli olmayacağını söylesem bana inanır mısınız?
Yapay zeka aracı “DeepL” artık metinleri insan doğallığına çok yakın biçimde çevirebiliyor. Klasik çeviri araçları gibi sözcük bazlı değil bağlam odaklı, lisanın deyimlerine ve yerel farklılıklarına duyarlı bir tercüme imkanı sunuyor.
“GPT-4” ve “Gemini” gibi yeni nesil yapay zekâ modelleri ise konuşmayı anlayıp farklı dillere neredeyse gerçek zamanlı aktarabiliyor. Siz kendi dilinizde konuşurken, karşınızdaki sizi kendi ana dilinde dinleyebiliyor. Adeta herkesin dijital bir ses dublörü oluşuyor.
Çok yakında siz Türkçe konuşurken karşınızdaki Japonca duyacak; o Japonca konuşurken siz Türkçe duyacaksınız. Siz Japonca bilmeyeceksiniz, o da Türkçe bilmeyecek. Ama sohbet, sanki ikiniz de aynı dili konuşuyormuşsunuz gibi akıp gidecek.
İşte bu yüzden geleceğin rekabeti yalnızca “Kim daha iyi İngilizce biliyor? yahut kim daha fazla yabancı dil konuşabiliyor” sorularıyla şekillenmeyecek.
Asıl farkı; yapay zekayı en iyi kullanan, doğru soruları soran ve bu teknolojiyi üretime dönüştüren insanlar oluşturacak.
Yabancı dil elbette önemini koruyacak. Ama artık yapay zeka okuryazarlığı da en az onun kadar kıymetli olacak.
Devletler eğitim sistemlerini buna göre yeniden şekillendirecek. İşte bu yüzden üniversitelerimiz ve gençlerimiz bu dönüşüme bugünden hazırlanmalı.
Eskilerin “Bir lisan, bir insan” diye bir sözü vardı. Görünen o ki yapay zeka çağında bu sözü şu şekilde revize etmemiz gerekecek:
“Bir lisan, bir insan; bir yapay zeka, bin “imkan.”