Belgeselini çektiğimiz Hasidik Yahudiler, Chabad-Lubavitch topluluğudur ve ileri düzeyde Siyonisttir.
İsrail yanlısı bu Hasidik Yahudiler, bizim başlangıçta yalnızca kültürel ve yüzeysel bir video çekeceğimizi düşündü. Drew Binsky tarzında; gündelik yaşamı, gelenekleri ve kültürel farklılıkları anlatan daha hafif bir içerik bekliyorlardı.
Kanalımızın popülerliği de, onların bizim çekim talebimize ılımlı yaklaşmasına neden oldu.
Üstelik bu konuyu ilk kez biz çekmiyorduk. Daha önce Tyler Oliveira ve Tommy G gibi içerik üreticileri de benzer videolar hazırlamıştı.
Fakat çekimler ilerledikçe, konunun yalnızca kültürden ibaret olmadığını fark ettik. Aldıkları çeşitli destekleri, İsrail’le kurdukları tarihsel ve ideolojik bağları ve Kudüs’e dair siyasi-dini yaklaşımlarını da keşfettik ve belgeselimizde bunları size aktarmaya çalıştık.
Filistinli çocukları desteklemeyi unutmayın!
Üniversite eğitimi için 1970'li yıllarda İstanbul'da yaşadım. Okulda, yurtlarda Karadenizli, Trakyalı, Doğulu, Güney Doğulu çok arkadaşım vardı. Kimin Kürt, kimin Laz, kimin Pomak, kimin Çerkez, kimin Alevi, Şafii, Caferi, Sünni olduğunu bilmedik, merak etmedik, sormadık. Kardeş kardeş yaşadık, birlikte mücadele ettik. 50 yıl önce, Kimsenin kökeni, dini, mezhebi kimseyi ilgilendirmezdi. Herkes eşit haklara sahip Türk vatandaşları olarak yaşıyor, birlikte mücadele ediyordu. Etnik ve mezhebi partiler de yoktu. Siyasi mücadele sınıf mücadelesi ve ideolojik konuşlanma şeklinde yapılırdı. Şimdi Özgür Özel gibi, her konuşmasında, Türk, Kürt, Laz ,Çerkez, Pomak, Alevi, Sünni gibi bölücü, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı vurgular yapan "solcu!!!" veya "sağcı/muhafazakar" siyasiler de yoktu. Atatürk'ün vatandaşlık tanımını inkar edip etnik kimlik ve mezhep üzerinden siyaset yapanlar, terör örgütü PKK'nın bölücü safsatası olan " eşit yurttaşlık" kavramını diline dolayanlar, her konuşmasına Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni kelimelerini sıkıştırmaya özen gösterenler,
"solcu" veya "Atatürkçü" olamaz...UMUT ve seçenek hiç olamaz!
Bakın ne yazıyor altta👇
"Anadolu'da Yeni Savaş,
İngiliz ve Yunanlar Türklere Karşı"
İzmit'te İskoç askerler
Türk köylüsüne arama yapıyor.
Bu fotoğraf Temmuz 1920'de
Illustrated London'da verildi.
Savaşı biz kazanınca
fotolar buhar oldu.
"İngiliz'le savaşmadık"çılar
türeyiverdi.
Tribünler Türk milletinin gerçek sesidir!
Teröristbaşı Öcalan'a karşı tribünlerde atılan tezahüratlar 'rahatsızlık' uyandırdığı gerekçesiyle yasaklanıyor...
Konuyla ilgili takımların taraftar liderleri ve kulüp yöneticileriyle görüşülüyor.
Eğer sloganlar atılırsa;
📍Taraftar yöneticilerine 'organize suç örgütü' muamelesi yapılarak gözaltına alınacaklar.
📍Blok kapatma cezası getirilecek.
Bu yapılan Türk milletine hakaret değil de nedir?
@medreyata
30 Ağustos 1922’de büyük taaruz ile cumhuriyetin kuruluşu başlamış, yeni pırıl pırıl bir ülke kurulmuştu.
Üç yıl boyunca hem emperyalizm hem de onların içerideki iş birlikçileri: Kürdistan Teali Cemiyeti, Teali-i islam Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Wilson Prensipleri Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, gazeteci Ali Kemallere karşı büyük bir mücadele verildi.
İçerideki hainleri saymakla bitmiyor… Binlerce şehit, gazi, kadın, tıbbiyeli insanımız öldü ama özgür bir ülkemiz oldu.
Bugün 30 Ağustos 2026, şöyle dönüp bir bakın etrafınıza…
O şehitlerin, o gazilerin torunları yerlerde sürüklenirken, o hainlerin torunları, terör örgütünün arkasına saklanmış cumhuriyet bölücülüğü yapıyor…
Kuvva bire kadar kırılmadıkça cumhuriyet ve TÜRKiye bitmez, ikincisi kurulmaz, bu topraklarda Atatürk kaybetmez…
DEVLET ÜRETİR DE, SATAR DA ❗️
Tamam, bakkallık veya marketçilik yapmasın ama gıda gibi stratejik sektörlerde, devlet hem üretir hem de satar.
Aşar'ın kaldırılması (1925) ile uğranılan kamu geliri kayıplarını, "Tuz Tekeli" ve "Şeker Tekeli" gibi oluşumlar sayesinde ikame edebildik.
1930'lu yıllarda kurduğumuz bir çok fabrikanın finansmanında, diğer finansman yöntemlerine ek olarak, tuz ve şeker satışından elde edilen kamu gelirleri de kullanılmıştır.
Devlet her şeyi piyasaya terk etmek zorunda değil: Devlet üretir de, satar da... o kadar 🙂❗️
Zavallı İsmet Özel👇
1) "Mustafa Kemal, Savaşı kazanma ihtimali sıfır olduğu için 'Attan düştüm!' deyip kolunu sardırıp Sakarya'da savaş meydanını terk etti, Ankara'ya döndü!" diyerek gerçeğin üstünde tepiniyor.
Oysa gerçek şu:
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, cepheye gitmeden önce attan düşerek yaralanmışsa da bu onu 12 Ağustos’ta cephede olmaktan alıkoyamamıştır. Doktorların tüm itirazlarına rağmen Mustafa Kemal Paşa, yarasını sardırıp o kırık kaburgası ile cepheye dönmüştür. 13 Ağustos 1921’de yürüyüşe geçen Yunan Ordusu, ilk defa 17-18 Ağustos’ta Türk Ordusu ile karşılaşmıştır. Yunan Ordusu, Türk kuvvetlerinin sol kanadını kuşatarak bu kısmını yok etmek ve Ankara’ya ulaşmak amacıyla 23 Ağustos’ta 100 km’lik cephede savaşı bütün şiddeti ile başlatmıştır. Yani şairin iddiasının aksine Sakarya Muharebesi başlarken Mustafa Kemal Paşa cephededir. Sakarya Meydan Muharebesi boyunca da karagahta kalmış ve savaşı bizzat idare etmiştir.
2) "Türklerin savaşı kaybedeceğini anlayan Mustafa Kemal, 'bu benim başarısızlığım sayılmasın!' diye cepheyi terkedip Ankara'ya döndü, Sakarya Savaşında bulunmadı," diyen şair yine gerçeği çarpıtıyor.
Gerçek şu:
Şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, düşmanın Polatlı'ya dayandığı, herkesin savaşın kaybedildiğini düşündüğü o günlerde, Meclis'in, kendisine yönelik "Başkomutan ol, cepheye git" çağrıları üzerine Meclis'in yetkilerinin de geçici bir süreyle (3 ay) kendisine verilmesi şartıyla Başkomutanlığı kabul edip, TÜM SORUMLULUĞU KENDİ ÜZERİNE ALIP cepheye gitti. Yani şairin iddiasının tam tersine, Mustafa Kemal Paşa, tüm milletin sorumluluğunu, tüm meclisin sorumluluğunu en zor zamanda kendi üzerine aldı. Eğer, Mustafa Kemal Paşa, şairin dediği gibi "Bu benim başarısızlığım sayılmasın!" diye düşünseydi, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, 5 Ağustos 1921'de Başkomutanlığı kabul edip Meclisin, milletin tüm sorumluluğunu hiç üzerine almaz, bu büyük yükün altına hiç girmezdi. Oysa o her şeyi göze alarak bu sorumluluğu aldı. Şair söylemiyor ama,Sakarya Meydan Muharebesi kaybedilseydi, cephede olup olmadığına bakılmaksızın, tek sorumlu Mustafa Kemal Paşa olacaktı. Çünkü 5 Ağustos 1921 tarihli Başkomutanlık Kanuna göre Sakarya'da tek sorumlu ve olağanüstü yetkili başkomutan oydu. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa'nın, "Attan düştüm, yaralıyım, Ankara'da kalacağım!" dediğine ilişkin hiçbir kayıt da yoktur. "Sakarya Meydan Muharebesi sırasında Mustafa Kemal Ankara'daydı", dolayısıyla savaşı yönetmedi! iddiası ise "Büyük Taarruz'da Başkomutan İsmet Özel'di!" iddiasından farksızdır.
3) "Atatürk Meclis'e dilekçe verip Gazi ünvanı istemiş" diyerek de şair gözümüzün içine bakarak açıkça gerçeği diri diri mezara gömüyor.
Gerçek şu:
Şairin iddiasının aksine, Mustafa Kemal, dilekçe yazıp "Beni Gazi ve Mareşal yapın!" demedi.
Sakarya Meydan Muharebesi'nin, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, ''Batı Cephesi Komutanı'' Edirne milletvekili İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Kozan milletbekili Fevzi (Çakmak) Paşa, imzalarıyla, 15-16 Eylül 1921'de Meclise gönderdikleri tarihi bir önergeyle, Mustafa Kemal Paşa'ya ''Müşirlik'' rütbesi ile ''Gazilik'' unvanı ''verilmesini' önerdiler. (Belgelere bakınız.)
Yani şairin iddiasının aksine Mustafa Kemal Paşa'ya Gazi ve Mareşallik rütbesi verilmesi isteği İsmet Paşa ve Fevzi Paşa'dan geldi. Ve Meclis bu isteği kabul ettiği için 19 Eylül 1921 tarihli 153 numaralı kanunla Mustafa Kemal Gazi ve Mareşal oldu.
İsmet Özel gibi Atatürk ve laik Cumhuriyet karşıtı tipler, hiç yüzleri kızarmadan akıllarınca tarihi çarpıtıp gerçekdışı iddialar ortaya atıp Atatürk'ü değersizleştirerek hem iktidarın "Yeni Türkiye" dediği yapıya Atatürk'süz yeni bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar hem de böylece imanlarının daha da kuvvetleneceğini sanıyorlar! Ancak bu tür çarpık tezlerle ne Atatürk değerinden bir şey kaybeder, ne de bu tiplerin zayıf imanları kuvvetlenir. Olan kendilerine olur, zamanla toplum içine çıkacak yüzleri kalmaz, kalmadı da.
Zavallı İsmet Özel...
Bu Atatürk düşmanının Sakarya Meydan Muharebesi hakkında anlattığı masallara iki yıl önce yanıt vermiştim.
Yaşını başını almış ama, Atatürk düşmanlığı ile yalan söylemeye utanmıyor. 👇
TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRIMIZDIR! 🇹🇷
Bizi “azınlık bir grup” olarak görenlere artık en güçlü cevabı verme zamanıdır.
Biz azınlık değiliz; bu vatan uğruna bedel ödemiş terörle mücadele er gazileriyiz. Haklarımızı 4 yıldır anlatıyor, sorunlarımızı ilgili makamlara iletiyor ve adalet talep ediyoruz.
Konuya hâkim olup çözüm üretmek yerine haklarımızın verilmemesi için direnenler artık şunu görmelidir: Gaziler yalnız değildir, Türk milletinin vicdanı gazilerin yanındadır.
Bugün @gazilerplatform sahip çıkmak; gazisine, vatan için ödenen bedele ve adalete sahip çıkmaktır.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın arifesinde çağrımız nettir: #30ağustoszaferbayramı 🇹🇷
Gazilerimizin sesine ses olun.
GazilerPlatform’a destek verin.
“Gazinizin yanındayım” deyin.
86 milyonun vicdanına sesleniyoruz:
Bizi görün, sesimizi duyun, adaletimizi verin! 🇹🇷
Milletimize saygıyla duyurulur.
#GazileriminYanındayım #GazilerimizinHakkınıVerin #KurtuluşParkı #güvenpark #Gündem #SONDAKİKA #türkiye
Atatürk'ün gazetesi Hakimiyeti Milliye, 20.07.1920:
- "En büyük düşman,. alemşümul bir Yahudi Saltanatı halinde bütün dünyaya hakim olan 'kapitalizm' afeti ve onun çocuğu olan 'emperyalizm'dir. "
Sosyal medyada ara sıra "İnönü savaşları olmadı" ya da "Alt tarafı Yunanla savaştık" gibi küçümseyici paylaşımlar denk geliyor.
Kurşun yemeyi çekirdek çitlemek sanan ergenlerle bunun tartışmasına girmeyin.
Herkes yalan söylese, belgeler ve fotoğraflar yalan söylemez.
Bu fotoğraflardan yola çıkarak bu şehitlerin yeri bulunur. Kazıyla nasıl öldükleri, kim oldukları belirlenir.
Yani telaşa gerek yok.
Hatta belki de bunları zaten yapmışızdır.
Bakın, hayatta hiçbir yalan sahibinden uzun yaşamaz. Ben, bulgularım, sonuçlarım, buradayız.
Bilgisine, iddiasına, yüreğine güvenen gelsin! Hodri meydan!
Bu fotoğraf mı? Sakarya Meydan Muharebesi, Mangal Dağı cephesi, 26 Ağustos 1921.
Bu şehitlere "yalan" diyebilecek hain köpekleri bekliyorum, buradayım!
Fotoğraf: Yunanistan ERT Arşivi
#SakaryaZaferi105Yaşında
‼️ Pankartta Bursa DEM Genç imzasıyla, “Em deyndare we ne” yani “Size borçluyuz” yazıyor; arkasında ise öldürülen örgüt mensuplarına ait olduğu belirtilen fotoğraflar taşınıyor.
Bu, sıradan bir siyasi açıklama veya masum bir anma değildir. Terör örgütü mensuplarını yücelten, gençlere örnek gösteren ve “size borçluyuz” diyerek sahiplenen açık bir provokasyondur. Toplumsal tepki doğuracağı bilinen bu gösteri, halkı kışkırtmaya ve kamu düzenini bozmaya elverişlidir.
Hukuki nitelendirmeyi savcılık yapacaktır; ancak görüntüler, terör propagandası ve ilgili diğer suçlar yönünden derhal yeri dahil soruşturulmalıdır. Siyasi parti faaliyeti, teröristi övme özgürlüğü değildir.
@TC_icisleri@adalet_bakanlik@BursaValiligi@HatayValiligi
Türk milleti ve Türk Dünyası’na çağrımızdır:
Gazilerinize sahip çıkın!
Vatan için bedel ödeyen, canını ve sağlığını ortaya koyan gaziler yalnız bırakılmamalıdır. Gaziye sahip çıkmak; vatana, bayrağa ve Türk milletinin onuruna sahip çıkmaktır.
Gaziler güçlü olursa, Türk milleti güçlü olur!#GazileriminYanındayım #KurtuluşParkı #gündem #SONDAKİKA
#GazilereSahipÇık #türkiye #TürkDünyası
Sevgili Dostlar,
Canım Türker Ertürk’ün @Orsatramola
cezaevi adresi değişmiştir.
Kendisi şu anda ;
Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
Kandıra/Kocaeli
‘inde ikamet etmektedir.
Mektup yazarak destek olmak isteyenler bu adresi kullanabilirler.
Saygılarımla duyurulur…
Pkk'lıların Pkk marşları ile paylaştıkları bu adamlar kim?
Laflara bakın:
Size bir söz vermeye geldik. Biz ailelerimizi, çocuklarımızı, kadınlarımızı, sokaklarımızı korumak için KİMİN AKLINA NE GELİYORSA yapacağız yapacağız yapacağız. https://t.co/dlKg0pEi5e
Türk Coğrafya Kurumu'nu, Kıbrıs Türk gençlerinin nu etkinliğe katılımı için bir girişim yapıp yapmadığını açıklamaya davet ediyorum
Türkiye ve KKTC, 50 yıldır Kıbrıs Türk Halkına, gençlerimize, bilim adamlarımıza, sporcularımıza uygulanan izolasyonların kaldırılması için mücadele ediyor. Devlet adamlarımız, her platformda bu yönde çağrılarda bulunuyor.
Toplantı sonuç bildirilerinde İZOLASYONLARA SON VERİN çağrısı yer alıyor.
Hal böyleyken "uluslararası kuruluşun kuralları" denerek KKTC gençlerinin izolasyonunu haklı göstermeye çalışmak ve bu dışlayıcı tavra karşı hiçbir mücadele vermemek kabul edilemez. KKTC dışlanırken, yasadışı, gayrı meşru, işgalci Rum yönetiminin TÜM KIBRIS ADINA İstanbul'da etkinliğe katılması ve bayrak açması kabul edilemez.
Rum yönetiminin veya Yunanistan'ın, tanımadıkları KKTC'nin temsil edildiği bir etkinliği yapacağını düşünebilir misiniz?
Onlar, pasaportunda KKTC vizesi bulunan bir tek yabancıyı bile ülkelerine sokmazken, biz niye bu denli teslimiyetçi ve aciz davranıyoruz?
Bu etkinlikte, Türkiye’nin tanımadığı Rum yönetiminin “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı ve bayrağıyla temsil edilirken, Türkiye’nin resmen tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dışlanması “uluslararası katılım kuralları” gerekçe gösterilerek haklı gösterilemez.
Uluslararası kuruluşun kuralları, ev sahibi olan ve Türk sponsorları temin eden Türk Coğrafya Kurumunun milli görevinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs politikasının üstünde değildir.
Milli politikaya ters ise, gereği yapılır!
Türk Coğrafya Kurumu, etkinlikte Rum yönetiminin yer alacağını Dışişleri Bakanlığı'na ve Kıbrıs'tan sorumlu CB Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a bildirdi mi?
Onların onayını aldı mı?
Türk Coğrafya Kurumu, Türkiye’nin Kıbrıs politikasına aykırı olan Rum yönetiminin temsiline itiraz etti mi? Etmediyse niye?
Türk Coğrafya Kurumu, üyesi olduğu uluslararası kuruma
KKTC gençlerinin organizasyonda yer alması için herhangi bir başvuruda bulundu mu?
Bulunmadıysa niye?
Bilimsel bir etkinlikte, KKTC gençlerinin, SİYASİ NEDENLERLE dışlanamayacağı, dışlamanın bilime, insan haklarına ve KKTC gençlerinin bilim yapma özgürlüğüne açık bir saldırı olacağı vurgulandı mı?
Bir bilim kuruluşu olan Türk Coğrafya Kurumu, KKTC GENÇLERİ ALEYHİNE kendisine empoze edilen IRKÇI, AYIRIMCI, İNSAN HAKLARINA VE BİLİM YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI SİYASİ DAYATMAYI kabul etmek zorunda mıydı?
Değilse, bu insanlık dışı dayatmayı niye kabul etmiştir?
En azından 3-4 KKTC genci, Türkiye takımı içinde yer alamaz mıydı?
Sporda bunun birçok örneği olmasına karşın, bu etkinlikte niye bu yöntem uygulanmadı?
Türk Coğrafya Kurumu bile Kıbrıs Türk gençlerinin uluslararası alanda bilim yapma özgürlüğünü savunmayacaksa, halimizi kime anlatalım?
Kıbrıs Türk halkına diz çöktürüp Rum yönetimi egemenliğini tanımaya zorlayan bu insanlık dışı izolasyonları, böyle mi kıracağız?
Bugün onlarca gencimizin bu izolasyonlar karşısında çaresiz kalarak, Rum yönetimi spor federasyonlarında spor yapmaya başladığını biliyor musunuz?
+++
11-17 Ağustos'da İstanbul'da yapılan ve Türkiye'nin tanımadığı Rum yönetiminin de kendi bayrağı ile katıldığı Uluslararası Coğrafya Olimpiyatı'na ev sahipliği yapan Türkiye Coğrafya Kurumu bir açıklama yaparak kendini savundu!
KKTC'nin dışlanmasına yönelik yoğun eleştirilere yanıt için yapılan açıklamada, bir tek kez bile KKTC adının geçmemesi dikkatimi çekti. Oysa konu KKTC'nin dışlanması!!!
Aşağıda metnini göreceğiniz açıklamayı özetleyecek olursam söylenen şudur:
- "Bu uluslararası bir yarışmadır. Düzenleyen kuruluşun kurallarına göre tanınmış devletler katılabilir. KKTC tanınmış bir devlet olmadığı için davet edilmedi. Kıbrıs Cumhuriyeti tanınmış bir devlet olduğu için davet edildi ve bayrağını da açtı. Bizden kaynaklanan bir durum yoktur. Bizi suçlayanlar art niyetlidir, onlara karşı hukuk yoluna başvuracağız"
****
Bu açıklamaya karşı şu hususları vurgulamak istiyorum:
++++