104 yıl önce bugün, 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de Türk topçusunun gürleyen ateşi yalnız düşman mevzilerini değil, Türk’ü Anadolu’dan söküp atmak isteyen emperyalizmin hayallerini de parçaladı.
Mustafa Kemal, Türk milletinin esir edilemeyeceğine, aman dilemeyeceğine ve en karanlık anda bile kendi kaderini değiştirecek büyük enerjiyi içinden çıkaracağına inanarak taarruz emrini verdi.
Dört gün sonra Dumlupınar’da ateş ve ihanetle imtihan edilen Türk, tarih sahnesine yeniden ve büyük bir zaferle çıktı; 9 Eylül’de işgal ordusunu denize dökerek Sevr paçavrasını tarihin çöplüğüne attı.
O sabah Kocatepe’den yükselen ses, aslında yok edilmek istenen bir milletin dünyaya ilanıydı: Biz buradayız, teslim olmayacağız, yeniden ayağa kalkacağız!
Bugünümüzü Mustafa Kemal Atatürk’e, onun liderlik ettiği kahraman ordumuza ve cephe gerisinde varını yoğunu ortaya koyan büyük Türk milletine borçluyuz.
Bugünler de geçer. Çünkü Türk, tarihi boyunca ateşle ve ihanetle sınandı; düştü ama yeniden ayağa kalktı, kuşatıldı ama teslim olmadı. Kocatepe’nin ateşi sönmedi; 104 yıldır yolumuzu aydınlatıyor. Büyük ve Kutsal Taarruz’un 104. yılı kutlu olsun.
Yüzünüzü millete dönerseniz kademeyi hemen çözersiniz zaten Sayın İktidar ve yasa yapıcılar …..
🇹🇷 Türkiye gündemi:
🥇 #ÖnceKademeyiÇözün — 1. sırada
🌍 Dünya gündemi:
🔥 #ÖnceKademeyiÇözün — 11. sırada
Bu artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da dikkatini çeken bir mücadele.
Kademe konuşuluyor. Kademe büyüyor. Kademe susmuyor✋
@EmadDernegi
Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi etnik kökene değil, ortak tarih, ortak kader ve ortak vatandaşlık bilincine dayanan Türk milleti anlayışı üzerine inşa edilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’un sonunda gençliğe seslenirken, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” diyerek bu devletin dayanağının ortak milli irade ve milli bilinç olduğunu vurgulamıştır.
Yine Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” sözüyle millet tanımını etnik değil, siyasi ve tarihi bir birlik olarak ortaya koymuştur.
Bugün bu temel anlayışı zedeleyecek, aynı vatan üzerinde ikinci bir siyasi ulus oluşturma arayışına kapı aralayacak her girişim, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle bağdaşmaz.
Yaklaşık iki asırdır bu coğrafyada etnik fay hatlarını kaşıyarak Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan emperyal akıl değişmemiştir. Değişen yalnızca yöntemleridir. Dün silahla ve işgalle denenenler, bugün hukuk, siyaset ve kimlik tartışmaları üzerinden yürütülmektedir.
Terör örgütü liderinin “çerçeve yasa bin kilometrelik yolun ilk adımıdır” ifadesi bu talihsiz sürecin kendi bakış açısından nasıl değerlendirildiğini açıkça göstermektedir.
Atatürk’ün milliyetçiliği ayrıştıran değil birleştiren, ırka değil ortak vatana ve ortak geleceğe dayanan bir milliyetçiliktir.
Bu nedenle Türkiye’de ikinci bir siyasi millet anlayışını meşrulaştırabilecek adımlara destek vermek ciddi bir çelişkidir.
Bu coğrafya yüzlerce yıl boyunca farklılıklarını Türk milleti çatısı altında yaşatmış, bağımsızlığını da bu birlik sayesinde korumuştur.
Türk milleti tektir. Türkiye Cumhuriyeti de bu milletin ortak devletidir. Bu temel ilkeyi aşındıracak her düzenleme, kısa vadeli siyasi hesapların ötesinde, gelecek nesillerin güvenliğini ve Cumhuriyet’in bütünlüğünü ilgilendirir.
Tarih, milli birlik konusunda yapılan hataları da bu hatalara kayıtsız kalanları da mutlaka kaydeder.
Ne mutlu Türküm Diyene.
Meraktan öldüm ve dayanamayıp aradım!
Telefona cevap veren şahıs hakkımda Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmış bir dava bulunduğunu, konunun yasaklı web sitelerine giriş olduğunu iddia etti.
Dava dosyasını görmem için bir web sitesine yönlendirdi. Açık bir şekilde "olta" (phishing) tuzağı. Tam anlamıyla bir dolandırıcılık şebekesi.
Hemen ardından e-Devlet'ten hakkımda bir dava açılıp açılmadığına baktım. Tabii ki yok!
Bunun üzerine 5 dakikamı ayırıp internet üzerinden Emniyet Genel Müdürlüğünün "112 ihbar" sayfasına girdim ve şikayetimi aktararak ihbarda bulundum ve söz konusu SMS'in görselini paylaştım.
Sonra ne oldu bilin bakalım!
10 dakika sonra sabit bir telefon hattından arandım.
Sandım ki başvurumun işleme koyulup ilgili birimlerce araştırılacağını bildirecekler ve duyarlılığım için teşekkür edecekler.
Arayan oturduğum mahallenin karakolundan bir polis.
Kendini tanıdan polis memuru, 112'ye bir ihbarda bulunduğumu belirtip, konunun ne olduğunu sordu.
Ben de konuyu ayrıntılarıyla 112'nin online ihbar sayfasına yazdığımı söyleyip, kendilerine konunun ne olduğunun bildirip bildirmediğini sordum.
O da ihbar konusu ve detayına ilişkin kendilerine bildirim yapılmadığını söyledi.
Bunun üzerine olayı kendisine özetle aktardım. Polis memuru da bu konuda karakola gelip şikayetçi olmamı istedi.
Ben de o zaman "112 ihbar" sayfasına yaptığımız başvurunun bir hükmü olup olmadığını, bu başvuru kanalının ne işe yaradığını sordum.
Söz konusu suçun şikayete bağlı olduğunu, bunun için bizzat başvurmam gerektiğini anlattı.
İşin özeti: Karakola gidip şikayetçi olmazsam bir işlem yapılmayacak.
Dolandırıcılık şebekeleri işte bu işleyiş yüzünden güç alıp, milleti ağlarına düşürmeye çalışıyor.
Yani e-Devlet portalı üzerinden yapılan bu tür ihbarların bizzat karakola giderek şikayete bağlı olmaması gerekiyor.
Bu ihbarların ilgili birimlerce (Asayiş, Siber veya KOM) değerlendirilerek, masum insanların canlarını yakmalarına izin verilmemeli.
Değilse "112 İhbar" hattına yapılan online başvuruların anlamı ne?
2008 senesinde selektör yapma tartışması üzerine karşılıklı küfürleşip karşı tarafın ince bir sopayla, diğer tarafın da keser ile araçtan inmesinin ardından keseri karşı tarafın kafasına vurması ile 8 saat sonra karşı tarafın ölümüne sebep olan adam şunları söylüyor:
"O an münakaşaya girmek için hevesli davranmayıp yoluma baksaydım ve 2 ay sonra birisi bana sen bundan iki ay önce trafikte böyle bir tartışma yaşamışsın deseydi inan hatırlaması bile zor olacak bir mesele için 13 senem dört duvar arasında boşa gitti, ömrüm gitti ve ölümüne sebep olduğum insanın aileside dağıldı gitti.
O gün o olaydan iki saat önce anaokuluna bıraktığım oğlum şimdi üniversiteye gidiyor ve ben onun en güzel zamanlarında en çok yanında olmam gereken zamanlarda bir anlık öfke sebebiyle kapalı duvarlar arasında yıllarımı boşa heba ettim.
Paraları olmadığı için eşimi ve çocuğumun sefalete mahkum ettim. Şu anda da hala ekonomik çöküntüdeyiz iş de bulamıyorum.
Özgürlüğünüze mal olacak her şeyden uzak durun bir kötülük görmüş iseniz hukuki yolları tercih edin, şu 3 günlük ömrü bir de parmaklık arkasına sığdırmayın bırakın hata yapan yapsın sizin dövmenizle trafik kültürü düzelmeyecek ve trafikte her gün adam dövseniz günde 10 tane adam döversiniz belki de ölen taraf siz olursunuz. Trafik de kimseyle kavga etmeyin.
Mesele dayak atmak ya da kavgadan korkmak meselesi değil haklı ve güçlü de olsanız sonu hüsran olabiliyor. Evinizden içeri girdiğinizde evladınıza, annenize, babanıza, eşinize özgürce sarılmanın verdiği keyif ya da hala yaşıyor olmanın güzelliği trafikte haklı olmaktan çok daha keyiflidir."
103 yıl önce, 23 Ağustos 1921 Salı günü…
Muharebe, 22 gün 22 gece sürer. Savaş̧ tarihinin en uzun ve en kanlı meydan muharebesi...
İstiklal Savaşı’nda ve Türk tarihinde kader tayin edici bir kilometre taşı.
Mustafa Kemal Paşa’nın deyimiyle, “Büyük Kanlı Savaş̧”...
238 yıllık çekilmeyi Sakarya’da durduran 40 yaşında bir komutan.
Büyük İskender, Hannibal, Sezar ve Napolyon’u kıskandıracak savaş ustalığı.
Vatandan başka sevgili bilmeyen o kahramanları saygıyla…
#22gün22gecesakarya
#atatürk #kitap @inkilapkitabevi
https://t.co/nQtdCZAZgD+
08.09.1999'da çıkan 4447 nolu emeklilik Yasası 23.11.2001'de iptal edildi.
23.05.2002'de 4759 nolu Yasa Yapıldı.
08.09. 1999 ile 23.05.2002 arasında sigortalı olanlar hangi yasaya tabi'diler❓
23.05.2002 kadar sigortalı olanlar EYT'li mi❓ne dersiniz ❓
#AdalettenTasarrufOlmaz
Doktorlara çok üzülüyorum ya...
Bak bu adamlar bizimle aynı seviyede değil. Öyle bi kalifiyeler ki dünyanın her yeri vatandaşlık veriyor çalışma izni veriyor vs. Bizim gibi değil. Buna rağmen kalıyorlar.
Burda yeni bebeği olan ailelere "nolur bak aşınızı yaptırın abi" diye yalvarmak zorunda kalıyorlar.
Sana ne bırak yaptırmazsa yaptırmasın senin çocuğun mu? Sen olsan böyle dersin ama işte o kıyamıyor. Daha topuk kanı aldırmayan tipler var abi ülke cehalet yuvası. Bunlarla uğraşıyor bu adamlar.
Doktora geliyorlar neyiniz var diyor "Vala apla nazar değdi bizim çocuğa" diyorlar. Tamam da neyiniz var? Terli terli su içmiş. Pat diye de ağzına vuruyor çocuğun bunu söylerken. Sanki terli su içmek hasta edermiş gibi. Bak hala çocuğun neyi var öğrenemedi. Annenin tuhaf hurafelerini dinliyor. Çocuğa şiddete tahammül etmesi gerekiyor. Ve muayene için 5 dksı var. Sistem 5 dkya 1 hasta atamış.
Ters bişey söylese amcaoğullarını alıp dövmeye gelecekler.
Şu koşullarda imkanın kralı varken gitmiyor işte doktorlar...
Son günlerde uzman görüşü verdiğim dosyalarda ATK kararlarında bazı sorunlar görmekteyim. Tıbbın en hakim olduğum ve ciltlerce kitap yazdığım alanlarında hekimlerin sorumlulukları yazık ki her zaman doğru ifade edilmiyor.
Örnek olarak: ASA1(yani hiç sorunu yok), küçük cerrahi geçirecek takipli çocuklarda sadece fizik muayene anestezi kararı için yeterlidir. Bu tür kanama beklenmeyen olgularda, kan grubu tayini koşul değildir ve rehberlerde yoktur. Kan grubunu bilseniz de kan ihtiyacı olduğu zaman Kan Bankasına örnek göndermek gereklidir.
Bilgileri güncel tutmak özellikle hayati alanda karar verenler için vazgeçilemez.
Hekimler artık hasta, patron, amir ve ATK kıskacındadır. Çözüm için fikirlerim var. Bu durumdan her ne kadar hekimler zarar görse de sonuçta en büyük zararı hastalar ve potansiyel hasta olan hepimiz göreceğiz.
Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde terör örgütünün hain saldırısı sonucu şehit olan Tbp. Tğm. Hulusi Elçi'ye Allah'tan rahmet, ailesi ve sevenlerine sabır dileriz. Kederli ailesinin, ordumuzun, milletimizin ve camiamızın başı sağ olsun.