Sayın @faikoztrak; geçtiğimiz süreci, tüm rahatsızlıklarımızı ve elbette beklentimizi tüm şeffaflığı ile ortaya koymuştur.
CHP kimsenin kişisel ikballeri ve kariyerine siper edilemez ve gerçek CHP’liler buna izin vermez.
Dialog, yapıcı tutum ile bu gerginlik son bulmalıdır.
Değerli partililerim, kıymetli yol arkadaşlarım,
Ne olursa olsun, Cumhuriyet Halk Partimizi terk etmemeliyiz, partimizi böldürmemeliyiz. CHP Türkiye demokrasisinin kurucusudur, başarısız ve otokratik AKP iktidarından kurtulma umudumuzdur, ulusumuzun hem geçmişi hem geleceğidir.
Bugün ihtiyacımız olan şey ayrışmak değil birleşmek, ortak hedefler etrafında buluşmaktır.
Bir medya kampanyası ile karşı karşıyayız. Halkı sefalete mahkum eden otoriter AKP iktidarından kurtulmanın tek yolu olarak bölünmeyi gösteriyorlar, CHP’nin sorununu “hangisi-kim Genel Başkan olsun” tartışmasına indirgiyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim partimizin içinin boşaltılması en büyük tuzaktır.
Partimizin kaderinin mahkeme kapılarında belirlendiği bir sürecin yaşanması hepimizi derinden üzmüştür. Ancak bu durum, Türkiye’miz ve partimiz adına bizi hesapsız ve fevri davranışlara sürüklememelidir. Tam aksine, sağduyulu, sorumlu ve birlik içinde hareket etmeliyiz. Süreci birlikte yönetmeliyiz.
Değişim, yenilenme ve geleceğe dair tüm tartışmaların meşru adresi CHP çatısı olmalıdır. Uğradığımız haksızlıklara direnmenin en temel yolu budur. Basın ve sosyal medya üzerinden yürütülen kampanyalara, ayrıştırıcı söylemlere ve algı operasyonlarına teslim olmamalıyız.
İktidar olabilmemiz için gerekli olan yüzde 50+1 desteğe ulaşacağımıza olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi! Yaşasın çocuklarımızın aydınlık geleceği!
Biz, farklı fikirlerimizle zenginleşerek büyüyen ve aynı amaç etrafında kenetlenen dev bir aileyiz.
Birbirimize rakip değiliz; bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin omuz omuza yürüyen evlatlarıyız.
Hedefimiz net: Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında adaleti, demokrasiyi tesis etmek ve milletimizin çağdaş uygarlık hedefini gerçekleştirmektir.
11 Haziran Perşembe günü yapacağımız ilk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz. Tüm örgütümüzü yarınki grup toplantımızda tek yürek olmaya, sağduyu ve yoldaşlık bağıyla kenetlenmeye davet ediyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin ihtiyaç duyduğu şey ayrışma değil, diyalogdur.
Biz aynı yerde duruyoruz.
Birlikten, ortak akıldan ve çözüm üretmekten yanayız.
Diyalog kapısı açıktır.
Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yarın TBMM'de grup toplantısını gerçekleştirecek; tüm genel başkanların yaptığı gibi partimize ve halkımıza hitap edecektir.
Sayın Genel Başkanımız, partimizin birlik ve bütünlüğünün en önemli temsilcisidir. Tüm partililerimizi; sorumluluk bilinciyle hareket etmeye, kurallara, teamüllere ve parti içi disipline uygun davranmaya davet ediyoruz.
Ortaya çıkabilecek her türlü olumsuzluk, ülkemizin kurucu partisine ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihsel mirasına yönelik bir saygısızlık olarak değerlendirilecektir.
Özellikle milletvekili arkadaşlarımızın, TBMM'nin yüce çatısı altında sağduyulu, dikkatli ve itidalli bir tutum sergileyeceğine olan inancımız tamdır.
Ülkemizin ve partimizin geleceği açısından önem taşıyan bu toplantıya tüm partililerimiz davetlidir. @kilicdarogluk #Arınacağız #KemalKılıçdaroğlu
“Tam Bağımsız Türkiye” demekten bir an bile vazgeçmediler.
En büyük motivasyonları, bu topraklara olan karşılıksız sevdaları ve sarsılmaz yurtseverlikleriydi.
ABD’nin 6. Filosu kıyılarımıza geldiği zaman, büyük vatanperver ruhlarıyla emperyalizmin karşısında dikildiler.
İsrail’in Filistin işgaline karşı sessiz ve kayıtsız kalmadılar; mazlumun ve haklının yanında savaştılar.
Ölüme sadece bir kere yürümediler…
Canları, verdikleri mücadelede feda edilecek yegâne varlıklarıydı.
Yurtsever, devrimci ve Atatürkçüydüler.
Darbeci cuntanın idam ettiği 3 vatan evladı Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i, idamlarının yıl dönümünde saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum. 🇹🇷
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
#DenizGezmiş #TamBağımsızTürkiye
@czr_hbr@Nevin_5656 Enver bey vallahi söylediğinin çoğu yanlış.1000 delegenin 50 sinde belki sıkıntı olur oda binde çok küçük rakamdır.
Ugraşacak çok işimiz var sende yapma…
ABD hükümeti tarafından İsrail’e satılacak 12 bin bombanın üretiminin Türk savunma şirketi Repkon’un ABD’de kurulu iştiraki Repkon USA tarafından gerçekleştirildiği haberleri basına yansımıştır.
Bilindiği üzere; başta ASELSAN, TUSAŞ, HAVELSAN ve ROKETSAN olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’nın iştiraki olan şirketlerimizin hayata geçirdiği projeler sayesinde Türkiye savunma sanayii son yıllarda önemli bir gelişim göstermiştir. Uluslararası piyasada büyük anlaşmalara imzalar atan firmalarımız, ülkemizin ihracatına önemli katkılar sunmuştur.
Ancak bu başarıların doğal sonucu olarak Türkiye’nin sorumlulukları da giderek artmaktadır.
Savunma sanayii ihracatımız 5,5 milyar dolar seviyesindeyken hem TBMM Genel Kurulu’nda hem de TBMM Dışişleri Komisyonu’nda artan sorumluluklarımıza dikkat çekmiş, “Sakız satar gibi silah satılmaz” demiştim.
Bugün savunma sanayii ihracatımız yaklaşık 10 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
Türkiye’de Assuva adında bir şirket tarafından üretilip başka bir ülkeye ihraç edilen İHA’nın, daha sonra Hamas tarafından 7 Ekim saldırılarında İsrail’e karşı modifiye edilerek, mühimmat eklenerek kullanılması üzerine; savunma sanayii ihracatında son kullanıcı mekanizmasının, yeniden ihracat kısıtlarının ve teslim sonrası denetim süreçlerinin daha etkin biçimde uygulanması gerektiğini teklif etmiştim.
Repkon hadisesi, konunun etraflıca ele alınması gerektiğini bir kez daha göstermektedir.
Dün Kore’ye satıldıktan sonra Hamas’ın eline geçen ve modifiye edilerek silaha dönüştürülen İHA konusunda uyardım; bugün de ABD için üretilen mühimmat İsrail’in eline geçerken tekrar vurguluyorum.
Repkon, Türk sermayesiyle kuruldu. Sonra Teksas’ta fabrika kurdu. Repkon USA olarak ABD yasalarına bağlı üretim yapıyor.
Mühimmatı ABD’de üretecek; ABD’ye satacak; ABD ise İsrail’e gönderecek.
Türkiye, İsrail’in bölgedeki saldırganlığını kınıyor.
Dolayısıyla Türkiye’nin dış politika çıkarlarıyla taban tabana zıt bir durum ortaya çıkıyor.
Peki iktidar bu çelişkili durumda ne yapacak?
Ticaret Bakanlığı’nın 9 Nisan 2024 tarihli İsrail’e İhracat Kısıtlaması hakkındaki açıklamasında, “İsrail’e askeri amaçla kullanılabilecek herhangi bir ürün veya hizmetin satışına ülkemizce izin verilmemiştir ve verilmemektedir” denilmektedir.
Sermaye bizim, know-how bizim ama ürün ABD’de üretilip İsrail’e gönderilecek. Bunu da biliyoruz.
İktidar, Türk dış politikasının aleyhine oluşan bu durumu görmezden gelmenin dışında ne yapacak?
İktidarı uyarıyorum. Savunma sanayii, iktidarın siyasi propaganda alanı değildir.
Savunma sanayii gözbebeğimizdir.
Ve ülkemizin etkin denetim ve takip mekanizmalarıyla güçlendirilmelidir.
Allah korusun; Türk sermayesiyle üretilen bir mühimmatın bize karşı kullanılması durumunda bunun hesabını kim verecektir?